4
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1085
Okunma
Sizlerle paylaşmak istediğim daha önce hiçbir yerde anlatmadığım daha doğrusu anlatmaya cesaret edemediğim önemli bir konuyu ve benim hayatımda derin yaralar açan bir hatıramı anlatmak istiyorum. Anlatmak istiyorum çünkü yarın sizlerde eğitimci olacaksınız ve bu anlatacağım kötü hatıramda, bir eğitimcinin insan yaşamında nedenli önemli olduğunu ve benim hayatımda nelere mal olduğunu anlatacağım.
Geçmişte bu yaşadığım acı olay üzerimde öyle büyük etkiler yapmıştı ki inanın yıllarımı çaldı desem yetmez. Eğer mücadele edip yenmeye uğraşmasaydım hayatımı zehir edecekti. Belki sizlere birazdan anlatacaklarım çok abartılı gelebilir ama şunu söylemem gerek: YAŞAMAYAN ANLAYAMAZ, BİLEMEZ. Bu açıdan hassasiyetimi anlamanızı rica ediyorum.
Yıllar önceydi; lise hayatıma, gençliğime ilk adımımı atacağım an da habersizce karşıma çıkmıştı psikoloji öğretmenim “fakat bu psikoloji öğretmeni, psikolojisi bozuk ve bir o kadar da karşısındakinin psikolojisini bozan ve insanlığı öğretemeyen bir öğretmendi” daha ilk derste piyango bana isabet etmişti; bana yönelttiği ilk sorunun ardından cevabını alamayınca, hayatım boyunca unutamayacağım ilk tokadını yüzümde bitirdi.
O an da yüzüm kıpkırmızı kesilmişti, o an yüzümde beliren kızarıklık utangaçlıktan değildi; tokadın şiddetinden yüzüm kızarmıştı fakat felaket bundan böyle başlamıştı; o tokat yetmemiş gibi arkadaşlarımın arasında beni öyle bir rencide etmişti ki; bununla da yetinmeyip alay edercesine al yanak ne kadar yakışmış arkadaşınıza dediğini dün hatırladığım gibi şimdi de hatırlıyorum. Kabus gibiydi… arkadaşlarım alay etmeye başlamışlardı. Artık herkes benim düşmanımmış gibi hissediyordum o dönemde. Öğretmenlerimden hangisi bana bir soru yöneltse artık tokat atmalarına gerek kalmadan yüzümde o günkü acıyı ve sıcaklığı hissetmeye başlamıştım. Günler, haftalar, aylar ve yıllar böyle geçti. Bazen sorulan sorunun cevabını bildiğim halde korkumdan cevaplayamıyordum. Tahtaya kalkmak benim için ölmekten beterdi. Bendeki değişikliği o dönem itibariyle anlayamıyor ve anlamlandıramıyordum da. Bu korku içimde hep var oldu, terk etmedi beni yıllarca; öyle korkunç hale geliyordu ki adeta sinsi sinsi avını kollayan bir tilki gibi etrafımı sarıyordu. Okul ortamımdan yavaş yavaş gündelik yaşamıma giriyordu hiç hissettirmeden ve çok geçmeden tıpkı kanserli bir tümör gibi tüm yaşamımı ele geçirmeye başlamıştı yayılıyordu tüm ruhumda ve bedenim de.
Utangaçlık korkusu ya da tıp diliyle sosyal fobi artık tüm yaşamıma girmişti.
Yıllarca beni insanlardan ve toplumdan uzaklaştırmaya çalıştı kısmen başarılı olsa da yine de başaramadı; izin vermedim, vermeyeceğim de! O benim üzerime geldikçe bende onun üzerine gittim. İnanın arkadaşlar eğer ben bu canavarla değil de yapmam gerekenlerle uğraşsaydım ve yapsaydım hayatım bambaşka olacaktı; yine de hiçbir şeyin geç olmadığını atalarımızın da dediği gibi zararın neresinden dönersen kardır mantığıyla hareket edip yılmadım ve daima üzerine gittim. Kimi zaman kızardım, belki hakikaten rezil oldum ama 1000 kere de rezil olsam bu canavarın bana hâkim olmasına müsaade etmeyeceğim. Bunu yenmeye kafama koymuştum, yenecektim. Yendim de çünkü şuan sizlerin karşısındayım.
Arkadaşlar inanın bugün benim için yeniden doğmak desem yeridir;
Bu durumu bu yaşadıklarımı ne aileme ne en yakın arkadaşıma ve ne de en sevdiğim insana anlattım; işte arkadaşlar benim hayatımın da sırrı bu!
Peki, neden aileme, sevdiklerime değil de sizlere anlattım!
Çünkü
Sizler eğitimcisiniz…
“İYİ Kİ DE PİYANGO BANA İSABET ETMİŞ” - NEDEN Mİ?
ÇÜNKÜ
DİĞER ARKADAŞLARIM BENİM KADAR MÜCADELECİ OLAMAYABİLİRDİ VE TÜM HAYATINI KARARTABİLİRDİ.
O ÖĞRETMENİMİN ARKASINDAN RAHMETLE ANIYORUM
TABİ VEFAT ETMİŞSE…
Cebrail UÇAR