5
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1068
Okunma
Neşe, Suzan’ın eski kapı komşusu idi. Çok güzel değildi, hatta sıradandı. On beşinci yılını aşan evliliği monotonlaşmıştı. Kendine bakmayı bilmezdi ve hayatını üç çocuğuna adamıştı. İyi huylu ama saftı. Dini bilgileri de kulaktan dolma idi. Büyük bir telaş içindeydi. Epey bir zamandır kimseye açamadığı büyük derdi vardı. Bu dert artık dayanılmaz olmuştu. Çocukluk arkadaşı Ayşe’nin yanına gelmiş ağlamaklı gözlerle derdini anlatıyordu. “kocam beni artık hiç sevmiyor. Aldatmalarına bile katlandım ama yine de boşanalım diyor. “ya öyle, ya böyle” diyor. Adam sapıttı yaşlanınca, ne yapayım bilemiyorum.”
Kadının gözleri dolu; “ aslında evcuman iyi birisiydi bilirsin.”
Neşe, Ayşe’ye eşinim son zamanlardaki şiddetli baskısının nedenini ve dini korkularını anlatıyordu. Ayrılmalarının an meselesi olduğunu söylüyordu. Haklılığının onayını bekliyordu. Ayşe’de gerekli destek cümlelerini kurup onaylıyordu arkadaşını. “ taviz verme bunağa” diyordu. Neşe, kocasının fantezilerinin kendi ruh âleminde yarattığı tahribatı anlatırken; sürekli onu tasdik eden Ayşe’nin gözleri halının desenlerinde geziniyordu. Söylemek istese de söyleyemiyordu, “ benimki de öyle meraklısı ki” diye. Bir ara “ben, başka kadınlara gitmesin diye baş eğdim” demek geçiyordu içinden. Ama utanıp yutkunuyordu. Bazı gerçekleri ifşa etmek yapmaktan utandırıcı idi. Hatta “şimdilerde zevk alır oldum, bunun için mi ayrılacaksın”? Hiç diyemezdi.
“ Sen şükret ki seninki ters ilişki istemiyor, aldatmıyor. Onca insandan niye benimki sapık çıktı? Ne günah işledim? Söyle sen olsan ne yapardın”? Diye soruyordu ısrarla. “ aldatsa boşanırdım”.
- Evlenip kuma getirse dahi razıyım. Yeter ki şu ters ilişkiyi istemese.
Konuyu kapatsa, o soruyu bana sormasa istiyordu Ayşe. Vebal almak istemiyordu. Kınanacağı için doğru söylemeyecekti zaten. İstemediği soruya ısrar üzerine “ Zorla bir şey yapmam” diye kaçamak cevap verip kendince konuyu kapatıyordu. Birkaç ay sonra Neşe’nin eşi trafik kazasında vefat etmişti. Neşe sevinç içindeydi. İnsanlar sahte para yaparlar, ama çok kere para da sahte insanlar ortaya çıkarırdı. Haberi Ayşe’ye müjdelemişti. Kocasının emeklisi ile daha mutlu yaşayacaktı. Ayşe Hanım ise dünyanın hatta kendisinin bu acayip ve sahte hallerine akıl erdiremiyordu. Her şey maskeliydi ve göründüğünden başka idi. Eltisi Arzuyu diğer eltileri ile nasıl da kınadıklarını hatırlıyordu. “ Ben, her fırsatta eşimle birlikte olduğum için çoğunlukla cunub geziyorum.” Dedikten sonra onu nasılda ağızlarına sakız yapmıştılar. Hâlbuki şartlar bazen müsait olmayabilirdi.
Nedime çok normaldi. Açık giyinirdi. Fakat belediye otobüsünde adamın biri baldırını okşayınca nasıl da otobüsü birbirine katmıştı. “ eşi Can’a bana araba al yoksa yollarda tecavüze uğrayacağım” diyerek sitemle olayı anlatmıştı. Nedimeden daha mutaassıp olduğu halde diş doktorunun şaibeli hatta taciz kar el ve vücut hareketlerine katlanıp, gizlediğini hatırladı. Erkek diş doktorunun, açılan yakasından içeri bakıp memelerini görmeye çalıştığını anlamıştı. Koltuğa yaslanıyorum diye kol ve ellerine abanıp, kabarmış aletini sürtmeye çalıştığını da anlamamış mı idi? Elbette anlamıştı. İlk şaşkınlıktan sonra gizli gizli haz da duymuştu. Ama bunu kendine itiraf dahi güçtü. Eşine hiç ihanet etmemiş ve düşünmeyen biri olduğu halde aynı tacizci doktora coşku ile ikinci ve üçüncü defa niye gitmişti. İçindeki hassas nefsanî halleri tam olarak çözümleyemiyordu. Kadın hastalıklarında, doğumda, kürtajda kadınlar çatal’a çıkar ve erkek doktorlar tarafından mahrem yerlerinden müdahale geçirirlerdi. Bu durum kanıksanmazdı ama doktorun hastadan zevk almasını engelleyecek ne mekanizma vardı? Sıradan bir dişçi koltuğunda doktorun ve kendisinin zafiyetine şahit olmamış mı idi? Bir an için bir jinekolog eşi olduğunu düşündü. Eşinin her gün elli ya da yüz kadın hastayı alttan muayene ettiğini, kocaları gibi onların mahremini görüp, ellediğini düşündü. Katlanamazdı. Hiçbir şey göründüğü gibi değil idi ise, bu işler de herkesin bildiği ya da sanmak istediği gibi değildi. Çaresizlik ve imkânsızlığın getirdiği, bozuk düzenin kabullenilmişlik halleriydi. Dün çay partisinde saatlerce çekiştirdikleri Neslihan’ın bu gün, oğlunun nişanına gidecek ona şirin gözükecektiler. Anlayamıyordu Ayşe. Korkak, ikiyüzlü, yalancı, isyancı, aşırıcı olabildikleri ve pek çok ayıp sayılacak, gayrı ahlaki işler yapabildikleri halde insanlar neden aksi bir görüntü sergilerlerdi. Samimiyeti engelleyen etmenler; toplum baskısı, korkma, utanma, vicdan, yanlış ve eksik bilgi, umursamazlık ve niceleriydi. Ayşe Hanım, beyni düşüncelerden patlar hale geldiğinde “ ben evliya ya da melek değilim ki” diye düşünüp kaçış yolu arardı. “ tamam, ama bu kadar ikiyüzlü, bu kadar yalancı olmak zorunda mısın?” soru aklını kemirirdi bu seferde. “ ne yapayım bu kadar oluyor” diyerek nefse teslimiyetini kabullenirdi. Oysa yalan ve hile insanda ne kadar çirkin duruyordu. Sözlerdeki hiddet anlaşılıyor ama sözler anlaşılamıyordu. Hak ve haklı biliniyor ama hak güce devrediliyordu. Zulüm biliniyor, zalim biliniyor ama mazlum bulunamıyordu. Çok çetin olmuştu dünya.