19
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1809
Okunma

HAYAT SATRANÇ
Yıl 1984. Kahramanmaraş ilimize bağlı Afşin ilçesi Arıtaş Kasabası’nda karakol komutanıyım. Çeşitli yörelerden askerlerimle bölgenin emniyet ve asayişini temin etmeye çalışıyoruz. Çoğu yirmi, yirmi bir yaşında ki benimle aynı yaştalar, pırıl pırıl gençler. Henüz bekârım ve ben de karakolun bir odasında yatıp kalkıyorum. Devriye saatleri dışında neredeyse zamanımın tümü karakolda askerlerimle geçiyor.
Kasabamızın o zamanki nüfusu onbin civarında. Küçük bir çarşısı, birkaç bakkal ve esnaf ile; gençlerin ayrı, yaşlıların ayrı takıldıkları toplam dokuz on kahvehane var. İşi gücü olmayan, yaşlısıyla genciyle neredeyse herkesin, günün büyük bölümünü geçirdiği kahvehaneler…
Kahvehane olur da oyun olmaz mı?...
Elbette çeşitli kâğıt oyunları, okey, tavla da oynanıyor kahvehanelerde. Bazılarında küçük çaplı paralı oyun oynandığına dair duyumlar da alıyorum. Yaptığımız baskın ve aramalarla engel olmaya çalışıyoruz mümkün olduğunca. Yakaladıklarımızı adliyeye intikal ettiriyoruz. Para cezasını ödeyip tekrar dönüyorlar kasabaya.
Böyle kısır bir döngü içersindeyken “bunu nasıl önleriz” diye düşünmeye başladık. Belediye başkanı ve öğretmen arkadaşlarla konuşarak futbol turnuvası başlattık kasabamızda. Çok da güzel katılım oldu. Sadece erkekler değil; anneler, eşler, kız kardeşler de maçları izlemeye geldiler. Gerçekten çok memnun oldular ve bize hayır duaları ettiler. Gençleri kahvehaneden uzaklaştırıp sahalara çektiğimiz için.
Tabii sadece spor değildi yaptığımız uygulama. Herkesin kaynaşmasını da sağlamıştık bu arada.
Kahvehane sahipleriyle görüşüp, her kahveye ikişer adet satranç, dama takımı almalarını istedim. Sağ olsunlar beni kırmadılar. Her kahvede dama bilen dama oynadı, satranç bilen de satranç.
Bir takım satranç da karakola almıştım. Fırsat bulduğumuzda karakola ziyarete gelen öğretmen arkadaşlarla satranç oynuyorduk.
Satranç takımı aldığımı ve karakolda oynadığımızı gören askerlerimden, doğru dürüst okuma yazması bile olmayan Erzurumlu Yusuf odama geldiğinde:
-Komutanım, bu oyunu benle oynarsın!.. dediğinde çok şaşırmıştım. Okuma yazması yoktu, Türkçe’yi dahi zar zor konuşuyordu.
-Yusuf bunu nereden, kimden öğrendin? Diye sorduğumda;
-Komutanım; bunu bizim köyde herkes bilir. Nenem de oynar, dedem de… diye söyleyince şaşkınlığım birkat daha artmıştı.
Yusuf’un köyünde herkesin satrançı bildiğini ve oynadığını öğrenmek
beni hem şaşırtmış hem de çok sevindirmişti.
Yusuf’ la terhis oluncaya kadar satranç oynamaya devam ettik karakolda. Yendik, yenildik, berabere kaldık…
Şu gerçek ki; ondan çok şey öğrendim. Okuma yazması olmasa da bana güzel ve anlamlı bir ders vermişti hayata dair. Mesele okuma yazma meselesi değil, bir kültür meselesi, yetişme tarzıydı.
Sağ olasın Yusuf kardeşim.
Kim bilir şimdi nerelerdesin?
Hayat Satrancının hangi hamlesini yapıyorsun acaba?...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.