Hatalarımı düzelten kimse uşağım bile olsa efendim olur. -- goethe
Cahit KILIÇ
Cahit KILIÇ
@cahitkilic

Alagöz Dağı ve Çocuk

3 Kasım 2009 Salı
Yorum

Alagöz Dağı ve Çocuk

9

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

3618

Okunma

Alagöz Dağı ve Çocuk

Alagöz Dağı ve Çocuk



Bizim bölgemizde, en yüksek yerleşim birimlerinden en düşük rakımlarda, düz ovalarda yaşayanların sabah akşam karşılarına çıkan en büyük varlık; Alagöz Dağı’nın (Yöre halkı Eleyez, Elayöz, Alayöz veya Elegez olarak telaffuz etmektedir.) heybetli görüntüsüdür. Karadeniz’in doğusundan güneye doğru uzanan Küçük Kafkasların en son ve en yüksek noktasıdır Alagöz. Kuzeyindeki sıra dağların çıplak gözle görülen uzaktan görüntüsü bile ürkütücüdür, korkunçtur. Bu dağların eteklerinde bile yaşamak; en az altı ay kar altında ve eksi 40 derece soğukta, tabiatın insanoğlunun önüne adeta set çektiği zorluklarla boğuşarak yaşaması anlamına gelir.

Baharda; sabahın erken saatlerinde kalkanları Alagöz Dağı karşılar. Güneş ilk ışıklarını dağın doruğundan batıya doğru uzatırken, batı yamaçları alçak bulutların gölgesi altında kalır. Temmuz – ağustos aylarında bile yarık olan zirvesi beyaz karlarla örtülüdür. Yaz aylarında akşam güneşi ufukta kaybolduğunda Alagöz’ün zirvesi kızılımsı güneş ışıklarının yansımasıyla adeta bir renk cümbüşü oluşturur. Dört bir yanı karanlık sarmaya başlarken, Alagöz’ün zirvesi ışıl ışıldır. Güneş onu daha terk etmemiş, o daha güneşe iyi geceler dememiştir. Duyguların doruğunu soluyanların yıldızlara ulaşacağı yol; bu dağın zirvesinden mi geçer acaba!

Doğu tarafında bulunan yaylaları, baharda açılan envai çeşit çiçeklerin etrafa yaydığı mis gibi kokuları, gözlere cennet misali manzaralar sunan görüntüleri, şırıl şırıl akan pınarları, bol oksijenli tertemiz havası, platolarda yayılan koyun, kuzuları ve insanoğluna Tanrı’nın bahşettiği bu güzelliklerin yanı sıra tamamen doğal besinleriyle cana can katarlar. Daha aşağılara inildiğinde ise tarıma elverişli geniş ovaları ile karşılaşırsınız… Arpa, buğday, şeker pancarı, bostan sebzeleri… Daha güneyde narenciye, karpuz, kavun ve pamuk tarlaları alabildiğince uzanır…

Bir de anlatılan efsanesi vardır Alagöz’ün…
Ağrı ile Alagöz iki kız kardeştirler. Evin içinde sürekli kavga eden, bir türlü geçinemeyen iki kardeş
Ağrı evlenerek evden ayrılır. Bir süre sonra karnı burnunda hamile bir gelin olarak baba evine misafir gelir. Bir iki gün iyi geçinen kız kardeşler, üçüncü gün şiddetli bir kavgaya tutuşurlar. Ağrı, sert bir cisimle Alagöz’ün kafasını kırar (yöre ağzıyla: başını yarar), Alagöz’de Ağrı’nın karnını tekmeleyerek onun çocuk düşürmesine sebep olur. Bu duruma öfkelenen Tanrı, onları birer dağa dönüştürerek cezalandırır. Böylelikle Ağrı’nın yanı başında düşürdüğü çocuğu, Küçük Ağrı Dağı yükselirken, Alagöz’ün de kafası yarık olarak kalır.

*


Kuzeyden esen Demirkazık rüzgârının başlattığı tipinin göz gözü görmediği bir kış gününde, okul çıkışı çantasını sırtına vurarak 7 km. yolu yürüyerek evine gitmeye çalışan, on yaşındaki ilkokul üçüncü sınıf öğrencisi çocuk; önce yolu bulacaktır ama görüş mesafesi sadece 10,15 metredir. Şiddetli tipinin ağzına doldurduğu kar tanecikleri, nefesini kesmektedir, eğer bir tedbir almazsa boğularak ölmesi muhtemeldir. Donmak üzere olan elleriyle baba yadigârı atkısını, sadece gözleri görünecek şekilde yüzünü ve özellikle de ağzını kapatmak için kullanır. Karahan çayı donmuştur. Onu geçmekte bir engel yoktur ama beş yüz metre ötede geçmesi gereken bir çay daha vardır.

Terelik suyu, Gökdağ’ın eteğinden çıkan pınarların oluşturduğu küçük bir çaydır. Üstünde herhangi bir köprü yoktur. Eksi 25,30 derece soğuğa rağmen bu su donmamaktadır. Yöre halkı bu suyu “ kara su” diye adlandırır. Yaz aylarının en sıcak günlerinde bile, parmağını içinde üç dakika tutamazsın, zira dondurur. Kış aylarında ise en sert soğuklarda bile üstünden buhar çıkar ve kenarlarında veya içindeki küçük adacıklarda yemyeşil su teresi biter. Yöre halkı bu tereyi ve o suda yaşayan “kızıl alabalık”ları bazı hastalıklara iyi gelir diye ilaç olarak kullanırlar.

Terelik suyuna ulaşan çocuk; kendi boyundan yüksek karla, bir girdap gibi dönen boranla uğraşırken; bir de bu suyun içindeki küçük kayaların üstünden sıçraya zıplaya geçmek zorundadır. Bu küçük kayaların üstüne dalgaların savurduğu su damlacıkları donarak bir buz tabakası oluşturmaktadır. Birinden ötekine sıçrarken ayağın bir kaydı mı, iki seksen suyun içine uzandın demektir. Bu da sudan çıkıp da daha iki yüz metre yürümeden kaskatı buz kesilip donacağının resmidir. Çocuk bunun bilincindedir ve içinden “ Şu meret Terelik suyu neden donmaz ki ” diyerek ağlamak istemektedir. Bu yüzden en kötü ihtimalle bir ayağını ıslatıp, yürüyeceği için ayağını sıcak tutmayı hesaplamaktadır. Nitekim öyle de olmuş, bir ayağı kayarak ıslanmıştır. Ayaklarında lastik ayakkabılar ve anasının elle ördüğü yün çoraplar vardır. Ayağındaki lastik ayakkabılar; seneye de giysin diye bir numara büyük alınmıştır. Zaten karın doldurduğu o bir numara büyük boşluğu şimdi bir de buz doldurmuş olacaktır. Her şeye rağmen küçücük yüreği bu zorlukları yeneceğine inanmaktadır.

Suyu geçtikten ve beş altı yüz metre daha yürüdükten sonra dereden sağa doğru çıkması gerektiğinden, dere boyunca yolu kaybetme ihtimali yoktur. Yol boyunca kayalara göz aşinalığı vardır. Onları teker geçip dereden çıkmayı başarır. Bu merhaleden sonra önüne bir düzlük çıkacaktır ve görüş mesafesi çok az olduğundan yolunu kaybetme tehlikesi yüksektir. Düzlüğe çıkıp bir müddet daha doğru yolda olduğuna inandığı istikamete devam eder. Islak ayağı yavaş yavaş donma sinyalleri vermektedir. Fakat hayret edilecek bir durumun meydana geldiğini hissetmektedir. Boran gittikçe şiddetini yitirmekte, görüş mesafesi biraz daha açılmaktadır. Birazdan önüne küçük bir tepe çıkması lazım, çıkar ve aşarsa Pirveli yaylası görünecektir. Yaylanın eteğini geçti mi al sana Sütlü bulak.

Küçük tepeyi de hesapladığı gibi aşar ama yayla mayla görünmüyor. Biraz daha ilerlerse yolunu şaşırma ihtimali onu çok korkutmaktadır. Umut ve umutsuzluk arasında yürümeye devam dedi…

Ne kadar yürüdü farkında değil ama tipi de diniyor git gide… Rüzgârla birlikte yüzüne çarpan kar taneleri arasında güneş ışınlarının sızdığını fark etti birden. Ağlamaklı ıslak gözlerinde bir sevinç belirdi. Görüş mesafesi biraz daha açıldı, sağdaki yamacın yaylanın eteği olduğuna inandı ve yamaca doğru inanç ve sevinçle ve de tükenmek üzere olduğu gücünün tamamını kullanarak yürümeye devam etti. Yamaca ulaştığında güneş ışınlarının iyice hissedildiğini fark etti. Küçük bir mola verip az dinlenmek istedi. Durdu, derin bir soluk aldı. Sağı solu kolaçan etti, başını doğuya doğru çevirdi ve karşısında Alagöz dağının zirvesini gördü…

Hayret edilecek bir durumdu. Önündeki vadi giderek şiddeti azalmış olsa bile fırtınadan görünmezken, yeryüzüne paralel bir tabaka oluşturan kar fırtınasını delerek, görünen bu azametli zirve onun yön pusulası olacaktı.
Yürüdü… Donmuş olan sağ ayağını artık hissetmiyordu… Sütlübulak tepesini tırmandı, akşam güneşi önündeydi artık. Görüş açılmıştı, evler karşısında, Alagöz güneydoğusunda…

O çocuk, bugün bu satırları yazarken; çocuk dünyasının hayal âlemine bir kahraman gibi yerleştirdiği o dağı, bugün de hayatının bir parçasından ayrılmış gibi özlemektedir.

Bin yıllık Türk yurdu olan Alagöz Dağı, maalesef Ermenistan sınırları içindedir.Ümidim ve inancım o dur ki; onlar Ağrı Dağı’nı geri alma hayalleri kurarken, bu kadim Türk toprağı bir gün gelecek gerçek sahiplerinin eline geçecektir.

Bundan 30 yıl önce Sovyetler Birliği’nin dağılacağını, Türk Cumhuriyetlerinin birer bağımsız devlet olarak uluslar arası toplumda yerlerini alacağını söyleyenlere deli gözüyle bakar, gülüp geçerlerdi. Belki bugün benim bu temennime de gülenler olacaktır. Varsın gülsünler. Gerçek ortadadır ve hak sahibi de bizim milletimizdir. Bu düşüncelerim, asla katı milliyetçiliğin, şovenizmin sonucu olarak dilimden sadır olmuş değildir. Sadece hak sahibi olmamıza inancımın tezahürüdür.




Cahit KILIÇ

İstanbul / 3 Kasım 2009



Paylaş
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Alagöz dağı ve çocuk Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Alagöz dağı ve çocuk yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Alagöz Dağı ve Çocuk yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bedevi_
Bedevi_, @bedevi-
24.11.2009 12:10:59
Yazıyı okumak çok güzeldi ancak,sevdalım adlı yorumcunun neden bu kadar gerildiğini anlayamadım..hala Türk'lüğü içine sindiremeyenler neden bu kadar basitleşebiliyorlar..Burası Türk Yurdu ve öyle de kalacak.Beğenmiyorsan beğendiğin yere ya da ait olduğun yere git.
zobrimli
zobrimli, @zobrimli
5.11.2009 17:36:27
VATAN SEVGİ DOLUDUR
YÜREĞİİZE SAĞLOK.........
Cahit KILIÇ
Cahit KILIÇ, @cahitkilic
3.11.2009 20:33:34
Yok, yanlış anlamyın... Ben eleştirinize saygılıyım. Ama Elagöz benim içimde bir yaradır. Anlatılan çocuk hikâyesi de kendi yaşadığım gerçek bir hikâyedir. 45 yıl sonra çoğu kısmını hatırlamadığımdan; eksiği çoktur ama fazlası yoktur.

Haklısınız, yöremizde Eleyez, Elayöz, Elegez diye telaffuz edilir. Ama doğrusu Elagöz'dür. İlginize çok teşekkür ediyorum.

Cahit KILIÇ tarafından 11/3/2009 8:58:57 PM zamanında düzenlenmiştir.
sevdalım
sevdalım, @sevdalim
3.11.2009 20:23:40
benim ki sadece bi eleştiriydi. sonuçta her edebi ürün eleştiri için bir alan yaratır.
yazınızın dikkat çeken kısmı başlığı. bildiğim kadar ülkemizde böyle bir dağ yoktu acaba elagöz hangi şehirdedir diye merak edip okudum.
yazınzı okurken herşey iyi giderken tam en son kısma geldiğimde o cümleyle karşılaştım. açıkçası hikayenin akışına göre böyle bir cümle beklemiyordum.
bi de son cümlede "elagöz" denilen yerin ermenistanda olduğunu öğrendim. ben orayı "elagöz" değil da "elegez" diye biliyordum
Serap Baycan
Serap Baycan, @serapbaycan
3.11.2009 20:16:29
10 puan verdi
Yazınız ve anlatım diliniz çok güzel. İnsan hikayenin içinde buluyor bir anda kendini ve o tipiyle boğuşuyor.
Cahit KILIÇ
Cahit KILIÇ, @cahitkilic
3.11.2009 19:37:56
Neden hayal kırıklığı? Onlar benim Ağrı'ma sahip çıkmaya çalışıyorlarsa, ben neden onların eline esir düşmüş dağıma ait kalp ağrılarımı yazmayayım? 24 yaşıma kadar her gün o dağın bir gün gene bizim elimize geçeceği günün hayalini kurarak, ona sevdayla, hasretle baktım... Ki o zamanlar oraları daha Sovyetler Birliği toprağıydı... Bugün 55 yaşındayım ve dizinin dibinde doğup büyüdüğüm o dağ hala benim rüyalarıma giriyor... Elbette ki yazıyı son cümleyi söylemek için yazmadım... Ancak gerçeği de gizleyecek değiliz...
sevdalım
sevdalım, @sevdalim
3.11.2009 19:26:32
yazı güzel ama son cümle bozmuş. eğer her şeyi bu son cümleye bağlamak için yazmışsanız,okuyucuda hayal kırıklığı yaratmış oluyorsunuz.
IRIZA
IRIZA, @iriza
3.11.2009 19:07:33
Güzel bir yazı okudum.

Anlatım, mükemmel..

Tebrik ederim,Cahit bey..

Saygımla..
Onur BİLGE
Onur BİLGE, @onurbilge
3.11.2009 17:54:46
7 puan verdi
Vatan sevgisiyle yazan, yazılarına gereken önemi veren yazarımızı kutluyorum.

Onur BİLGE
© 2025 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.