10
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1886
Okunma

Ya da KURGUCU TARİH Üzerine :
Batı merkezli Türkbilim ve “Kürdolojik” verilerin, doğruluk ve bilimsel gerçekliği karşılamak bakımından nesnellikten daha ziyade öznel kaldıkklarını düşünüyorum.
Asıl tartışmaya açılması gerekli olan budur. Bu bizi, Batı veya Doğu toplumbilimsel kavramları ile tanımlanmaya isyan etmeye getirerek, özgün bilgi birikiminden çıkacak öz kültürel değerlerimize varmaya ve bu konulardaki doğrularımızı bulmaya vesile olacaktır.
Emperyal yazım Türkoloji ve “Kürdoloji”, bölümsel olarak övücü, gaza getirici bir söylem tutturmuşken, bütünselliğine bakıldığında; birbirine düşürücü ve büyük ağabeyin (yani emperyal ağa ulusların) dediklerine, bilgi teorisi anlamında dahi karşı çıkılmaması gerektiğine dair bir buyurganlık arzeder.
Bana hep komik gelmiştir örneğin: Horasan ve Mezopotomya tanımı yapan batılı oryantik yaklaşım… Veya Orhun bulgularına “Mongoloid” diyen batılı ilk yaklaşım. Devamında ise; Orhun bölgesini ve buluntularını tabir-i caizse, adeta “pat diye” ortaya çıktı diye niteleyen ve açıklayan, buluntuların öncesini karanlık ve muallakta bırakan Batı merkezli saçmalamalar !
Kimse sormaz mesela, Orhun buluntuları ve alfabesi bağlamında kastediyorum. Bir dil, kaç bin yılda alfabetik hale gelerek konuşma ve yazı dili olmak ötesinde, abidevi bir sanat dili haline gelebilir diye ?
Tarih yazımında başlangıç aldığınız tercih, kasıtlı bir öznellikle Batı merkezli ise merkeze koyulan bu Hint-Aryen ve Grek-Latin-Roma çıkışlılık asıl tartışılması gerekli kısımdır.
Kimse bunu yapmıyor, onların koyduğu kurallara kuzu kuzu uyuyor halbuki ?!
Bu nedenle Prof. Ögel, Kirzioğlu, Kafesoğlu, Turan gibi tarihçiler, batılı Türkolojik nas ve bulguları tekrarcı tarihçilerdir. Bundan öte, Türk Budunbilimi’ne yaptıkları yeni veya yeniye katkılamak açısından fazlaca bir etkileri olduklarını düşünmüyorum.
Kimi çevrelerin belirttiği Arvasi, Prof. Akgündüz, Altaylı gibi şahsiyetler ise tarihlerini 1301 Ermenibeli Savaşı, hadi bilemediniz 1071’den, Malazgirt’ten başlatırlar. Arap ve Fars emperyalizmine dinsel maskeyle övgü ve öyküler düzerek, yukarıdakilerden sadece derece farkıyla ve çok az ayrışırlar.
Doğu ve Batı emperyal yazım farkını anlatmak istiyorum, böyle anlayabilirsiniz...
İçerikleri ve farkları, amaçlanmış emperyal somutun, soyutunu bütünleyecek biçemde aynıdır. Tartışılmaz ve hikmetinden sual olunmaz bir Doğu ve Batı emperyal yazımlar bütünselliği ile karşı karşıyayız yani, şaka yollu böyle bir gönderme yapabiliyorum.
Bu görülerin, karşı cenahı olan Kürt tarihi(!) yazımcıları Nikitin, İzady, Tori, Minorsky, Bender, van Bruinessen vb.. gibilerin de konuya, çokça etkilendikleri Batı kaynaklı doğmatik bilgi birikimini (kendi açılarından bakarak) tekrar etmelerinin dışında bir söylem ve yenilik getirmediklerini düşünüyorum.
Konuya Bakış ve Öneriler :
Kürt olgusu (olsa olsa yapay/zorlama ulusal) ulusal değil, etnik bir sorundur.
Sorunsallığı, Türk uluslaşması içinde çözülmek üzereyken,1940 ve özellikle 1960 sonrası Türkiye sosyo-politik çizgisinin tercihi olan Ab ve Abd merkezli emperyal/tarihsel politikalar güdümüne girmesindendir.
Ve sonrasında da; bu emperyal tasarımların payandası ve destekçisi olan Türkiyeli ve Türki yönetsel işbirlikçilik ( oligarşi) işi, içinden çıkılmaz bir hale getirilmiştir.
Bu noktadan sonra etnik sorunu, maalesef din ağırlıklı bir süperetno içinde düşünerek halletmek konumu ve tehlikesi ortaya çıkmıştır.
Neo Osmanist ve Anadolucu İslamist bir sentez gibi anlayabilirsiniz.
Dinsel temelli ulus olmayı ise emperyalizm; etnik ve mezhep temellilik gibi, multikültüralizasyon gibi, demokara(t)si öncül ve önemsemeli ulus/yapılar gibi albenili türevleriyle zaten dayatıyor !
Umarım dinsel temelli ulus olmanın (!) ve bu tür çözümlerin getireceği büyük riskler, iyiniyet ve hoşgörülü kişilerin "Türk Ulusal Sorunu" bağlamında ilgi alanına girmektedir ?
Bu tür yaklaşımlardaki en büyük yanlış; etniyi, dinsel ve inançsal motifler benzeşliği ile açıklamaya çalışmak ve bu temelden başlattığı bir ulus tanımına varmayı amaçlamış olmasıdır.
Bunun büyük riskine, bir kez daha dikkat çekiyorum !
Kaldı ki, Zazalar (Sorani, Goranilik) özelinde Kürtleşen Türkmenlerin, kendi kültürlerine ait ögeleri o kültürlere taşıyıcılığı da bilinen bir yaklaşımdır...
Kürt (Zaza) Hanefiliği ve Aleviliği ile Kürt Eş’ari Şafiliği çelişkisine burada ayrıca dikkat edilmelidir.
Türk ulusu ve Kürt etnisi arasındaki en büyük fark, tarihsel olmaktan ziyade sosyolojik başkalaşmalardan kaynaklanmaktadır.
Aşiretlerden öte gidememiş Kürt yönetselliği, emperyalist yazım bir derleme ve yine onun verdiği inanılması güç büyük bir destekle, ulus ve devlet olmaya gideceğini sanıp/düşünebilmektedir !
Ulus olmanın Oliver Roy deyimiyle; yapaylığı veya doğallığına, tam da burada önemle dikkat çekmek istiyorum. Batı merkezli “Kürdoloji”, aslında Kürdizm veya siyasi Kürtçülüktür.
Bilim ve izm farkını bilenler için söylüyorum; durumu ve konumu burada açıklayabilmek, ayrıştırılması zor bir tanımsızlık ve imkansızlığı içinde taşımaktadır!
Bu yapaylık veya fabrikasyonluğu ve bunlardan; etnik, din/mezhep /cemaat kökenli uluslar oluşturmayı, tüm Rus, Çin, Abd, Ab ve öteki Kıta Avrupa emperyal uluslarının sürekli kullandıklarını görebiliyoruz.
Kadimcilik ve Cedidçilik, ilk aklıma gelen bir zıtlaşma olarak, örneklendirilebilir.
Rusların, Büyük Türkistan ve Küçük Gürcistan’ı oluştururken yaptıkları fabrikasyon ulus üretim tercihleri, Çarlık ve Stalin dönemlerinde pek farklı olmamıştır.
Durumun Doğu emperyal örneği bu iken, henüz tazelik ve sıcaklığı ile gündemde olan Irak modeli veya tüm bölgeyi kapsayan GBOP tasarımını da batılı uygulamaya örnek olarak gösterebiliriz.
Asıl emperyal amaca yönelik olarak ve yine büyük emperyalist güçlerce, Kürt etnik sosyolojik vaka’sı veya sorunsallığına ajite olunarak alfabe oluşturulması, buna yönelik edebiyat ve tarih yazımı ve Irak’taki gibi; işgallerle özerk bölgeler oluşturulması, bunun eşzamanlı yansıması olacak şekil de Türkiye’deki oldu şekliyle Pkk ve ona destek olan feodal terör ağaları (iç proleterya) eliyle federe edilmeye ve sömürgeleştirilmeye zorlanması, neden Kürtlerin ve tüm diğer etnikçilerin umrunda bile değildir (!?)
Bu soruyu ikide bir “ülke bizimde ülkemizdir, beraber kurduk” filan diyebilen etnikçilere, mezhepçilere ve cemaatçilere yönelik olarak soruyorum ?
Yine bunların kimlerin desteği ile olduğu ise bu kadar dikkat çekici ilginçliği, sapmaları ve çelişkilerine rağmen, hep ve göz ardı edilmektedir.
Kendi Kaderini Tayin Hakkı (U.K.T.H.) ve Wilsonizm’in ilkeleri, ayrılıkçı ve etnikçilerin en büyük savunmalarındandır. Bu iki kavram, sömürgecilerce, Sevr-Mondros dayatmasında savaş ve ayaklanmalar dahil tartışılarak, tarih çöplüğündeki yerine gitmiş olmasına rağmen, Y.D.D. ve Globalizm biçimiyle, yeniden ısıtılıp önümüze getirilmesine, yukardaki nedenlerden dolayı şaşmamak gerekiyor.
Son olarak "Kürt Ulusal Hareketi" (!) ve U.K.T.H dayatmalarıyla bölgeyi yeniden tasarımlandırmaya çalışan emperyalizme işbirliği etmek:
Ermeni, Helen, Rum ve Gürcülerle birlikte bölgede emperyalizmin GBOP gibi harita çizimine payanda olmak, oldukça utanılası bir durum olmalıdır.
Kaldı ki; bölgedeki diğer uluslar olan Türkler, Araplar, Farsların zararına ve toprak kaybına ve de ulus olarak parçalanıp sömürgeleşmesine neden olacak bir U.K.T.H.(Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı) iddia/önermesi de, sonuçlarına bakıldığında aslında neye ve kimlere hizmet ediyor olmak bakımından rahatlıkla anlaşılacaktır.
Önermeyle şu şekilde bitirelim :
Etniler, cemaat yapıları, mezhepsellik gibi oluşumlar lastik değildir sündürülerek büyütülsün ve uzatılsın !
Bunların karşısında duran Türk ulusal yapısı ise çok uzun ve yine çok büyük, güçlü bir devlet geleneği ile tarihsel süreç zarfında ve hep olduğu gibi var olmaya devam edecektir.
Tarih yazımı ise; asla kibrit çekme oyunu değidir, uzun ve kısa çöp çekerek yeni toplumsal oluşumlar yapmaya benzesin.
Kimse Türkleri geldikleri yer olan Asya bozkırlarına sürmenin, kolay olacağını sanmasın ! Bu emperyal masalı bir zırvadır. Sanal ve gerçel veriler böyle izah edilirse akılcı ve tutarlı bir zemine oturabilir.
Emperyalizmin desteği ile kazanım elde ettiğini sanmak, kırıntılara razı olmanın beslemeliğidir… Anlatılamazlıktır...
İnsanı tanımsız ve silik olanın, bırakın ulus olduğundan filan dem vurmayı, toplumsalının ne sıfatla anılacağını düşünmeyi sizlere bırakıyorum.
Bu birey veya toplumsal olarak en büyük onursuzluktur !
Yapılan, asıl kazananın kumarhane sahibi olacağı gibi benzetebildiğim, emperyal kapitalizm ve onun türedi veled-i zinası "neo liberalizm" politikleri ile bölgedeki ekonomik değerlerin, sömürgen ve emperyal merkezlere transferidir.
Dünyadaki tüm çevre ülke oligarşi ve işbirlikçilerini, merkezdeki emperyallerin değirmenlerine su taşımalarından dolayı şiddet ve nefretle kınayarak, yazımı bitiriyorum.
Ekim İkibin dokuz
Göktürkmen
A.Kutlu Ayyüce