Yağmur kokuyordu toprak... Toprak kokuyordu
yağmur... Kaçıp gidiyordu bazen anılarımdan. Bazen düşlerimi unutup, bilmediğim adını sayıklıyordum... Öyle inceden yağıyordu ki
yağmur, filizleri kıskandıracak gibi oluyordu... Ama her ne hikmetse, korkardım bazen
yağmurlardan... O
zaman aklıma düşen, en muzip hatıraları yineliyordum... Gürleyen gök, titretiyordu kalbimi... Bu
zamanlarda, tenine hiç dokunamadığım, yüzünü hiç göremediğim ürpertinin öğrettiği, bir tutam mısrayı tekrarlıyordum... Tanrı’dan yalnızca,
yağmurun ıslaklığından korumasını istiyordum bizi... Çevirip yönümü kutup
yıldızına, şaşıyordum parlaklığına... Etrafa saçılmış duygularımı toplamaya çalışıyordum... Kıyıdan gelen esinti, sızlatıyordu burnumu... Yağmura aldanıp, topluyordum huzurumu... Ve yine dilimde bir tutam mısra, korkuyordum
yağmurlardan... Korkuyordum şemsiyelerden... Ve yine sokak ortasında dileniyordum... Kör ve kimsesiz... Tenine değemeyen ellerimle, tanımadığım adını yakarıyordum...
Gözlerimin tek bildiği gidişin, gözlerimin tek duyduğu kaçışın... Nedendir bilinmez, kapandı bir
gece gözlerim... Daha da açmaz oldu baharı, görmez oldu adını... Tek bilinen... Yağıyordu... O
gece hafızama, o bölük-pörçük mısraları dolayacak kadar şiddetli,
yağmur yağıyordu... Kapanan gözlerimin, seninle tek anısıydı
yağmur...
ARZU BIÇAKÇI