6
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1813
Okunma
Ortaokulda öğrenciyken “Görmek ve Bakmak” diye bir yazı okumuştuk ve bu yazı üzerinde epeyce kafa yorduğumuzu da iyi anımsıyorum.
Yazar, yazısında kısaca “herkes bakar ama pek azı görür” diyordu.
Sözgelimi, hemen hepimizin mahallesinde ya da yakınlarında eski bir cami, kilise, çeşme... Vardır ve yine hemen herkes bu yapıların adını iyi bilir ama pek az kişi bu yapıların kim tarafından ve hangi tarihte yaptırıldığını bilir.
Oysaki her tarihi yapının önünde ya da girişinde herkesin rahatlıkla görebileceği bir biçimde hazırlanmış ve o yapının kim tarafından hangi tarihte yapıldığını anlatan bir levha bulunur. Aynı levhalardan tüm tarihi eserlerin önünde ya da girişinde vardır, turistlik gezilerde sıkça görmüşsünüzdür.
Bu levhaları herkes görür ama okuyanların sayısı bir elin parmağını geçmez.
İşte; görmekle, bakmak arasındaki bariz fark budur.
Pekiyi, okumak yeter mi? Elbette yetmez. Evinizin bir odasını kütüphaneye çevirseniz ve içini de silme kitapla doldursanız, o kitapların her birini defalarca okusanız okuduğunuzu anlamadıktan sonra kitap okumuş olur musunuz? Hayır. Sadece o kitapların yüzüne tekrar tekrar bakmış olursunuz o kadar.
Babaannem bu tiplere “okumuş cahiller” derdi.
Geçenlerde beni dehşete düşüren bir açıklama duydum. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Yalçıkkaya, AKP’yi kastederek bir toplantıda şu sözü etti.
“Muhafazakâr siyasi partiler ekonomiye öncelik vererek laikliği gündemden düşürmeye çalışıyorlar”
Bunu söylerken laik kaygılarıyla düşündüğü aşikâr. Sayın Yalçıkkaya’nın Atatürkçülüğünden ve laikliğe olan bağlılığından endişem yok ancak fikirlerini örnek aldığı Atatürk’ü anlayamadığı açıkça anlaşılıyor.
Atatürk’ün ne iyi bir tarih okuyucusu olduğunu hepimiz biliyoruz. Atatürk’ün en büyük ve taktire şayan özelliği; askeri dehası değil, tarihi iyi tahlil edebilmiş olması ve çağının gereksinimlerini iyi görerek tedbir alabilme kabiliyetidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında bizzat Atatürk’ün talimatıyla kurulan iktisadi yapıları ve gerekçelerini anlarsanız Atatürk’ün ne büyük bir devlet adamı olduğunu daha iyi görürsünüz.
Atatürk; İzmir İktisat Kongresi’nde yaptığı konuşmada,
“Tarihte, dünyaya ve bölgelerine hükmetmiş büyük devletlerin çöküş sebeplerine iyi bakın. Hepsinin çöküş sebebi iktisadidir…” diyor.
Atatürk doğru bir tahlilde bulunmuş. Ekonomik olarak bağımsız olmayan bir devletin tam bağımsız olabilmesi hayalden öte bir şey değildir.
Boğazına kadar borca batmış ve İMF talimatlarıyla on beş dakikada on beş kanunu jet hızıyla meclisinden geçiren bir ülke bağımsızlıktan söz edebilir mi?
Osmanlı devletinin çöküş sebeplerini anlamak istiyorsanız son dönemlerindeki hukuki ve mali hareketlerini iyi inceleyin.
Bugün elimizdeki en değerli ortak payda Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu devletin de sonunun Büyük Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Latin İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu…gibi olmasını istemiyorsak hazinemizi her daim güçlü tutmak mecburiyetindeyiz.
Sayın Başsavcı doğru bakmış, AKP önceliği ekonomik kalkınma modeline vermiş gibi görünüyor.
Yani, Atatürk’ü ve onun fikirlerine bakmamış, Atatürk’ü ve onun fikirlerini ince görmüş.
AKP, pek çoğunun aksine tam bağımsızlığa giden yolun ekonomik bağımsızlıktan geçtiğini iyi biliyor. Demek ki, AKP kadroları Atatürk’ü daha iyi okumuşlar demekte hiçbir sakınca yok.
05 Temmuz 2009
Erdal Fikret AKSAN