11
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1848
Okunma
-Sana birazdan menfaatten ve çıkardan ve egodan ve nefret ettiğim daha birçok şeyden bahsedeceğim bu yazıda/kelimeler topluluğunda/yakarıda/iç döküşte kendimi en zayıf yanımdan nasıl vurduğumu göstereceğim aynı zamanda. Öncelikle konuya girişte verilen Hazırlık Çalışmaları gibi bir şeylerden söz etmeliyim. Biz bu sitede bazen birilerini okumaya bayılırız, bu sitede bazen birileri çok güzel yazar, bazen birileri ’şiir’ler yazar; fakat bazen, hatta çokça birkaç kelimenin bir araya gelmesiyle oluşan şeyler için biz bayıldığımızı söyleriz, karşılık olarak alacağımız yorumlara samimiyetimizi satabiliriz, yaparız evet, buyuz biz. Bunu neden yapıyorum biliyor musun, sana mektup diye yazdığım şeyin türünün adını neden deneme koyuyorum? Denedim çünkü, mektubumun türüne mektup deyince kimse bir tarafına takmıyor. Ben de deniyorum işte. Bak, deneme...-
Bugün de vasati 40 çöpün altında bir gün oldu mutluluk açısından, sevgi, saygı ve daha birçok şey açısından. Benim yaş döngüm geri mi sarıyor? Ben hala çok çocuğum, bundandır hep eski’mi anlatışım. Bir insan hep mi ’eski’sini ama ’en eski’sini anlatır. Ben hala dedemdeyim, hala börek açtığımız yer sofrasında.. Biri gelse ’Gel küçük kız sana bir şeker verip o günlere götüreyim’ dese, gidecek gibiyim. Yazık bana, yuh bana, ayıp bana. Ama vardır bunun da bir sebebi. Hiç farketmedin sen, öğle aralarında çikolatalı (kakaolu değil, çikolatalı!) Canpare yediğimiz günlerden bugüne doğru ilerlerken en çok ben kirlendim. O demlerde saçlarım da okşanırdı pekala, bilirdin, kaç gece öncelerden şahsıma şefkatler saklanır çantalarda bana taşınılırdı; sen hepsini gördün. O gün de çok şikayetçiydim. Hiç uslanmadım, hep ’en fazla’sını istedim; bunu da bildin. Hakettiğimi düşünürken bunu, bu arsız şımarıklığı, beni yine en çok sen destekledin. Arkamı dönüp hep ben gittim. Sesin biraz yükseleceği durumlarda hep ben edepsizlik ettim. Birinin mutlu olması gerektiğinde onu hemen ben üzerime çektim. Bir paratoner gibi, sizin de hakkettiğiniz şeyler olduğunu düşünmeden, bencilce, evet bencil bir hayvan gibi hepsini ben aldım. Ama verdim de... Hiç durmadan, usanmadan verdim. O zamanlar verdiğimi farketmezdim, bunu bugün söylüyorum. Çünkü benim iyilik adındaki deryamın sahibi bana sonsuz güven verirdi; çünkü ben vaktiyle onu çok severdim, sayardım. Sonra hep geri gittim. Sen hala görmedin, Benjamin Button’ın en zeki yanını, o saat örneğini de görmedin. Geçmişime değil ama, iyi bildiğim herşeyden geriye..
Bana kızma.
Seni benim bile tahmin edemeyeceğim kadar özledim. Ve bu yalnız gecelerde, tüm suçu parasızlığıma, başarısızlığıma ve sağlıksızlığıma attığım kapkara gecelerde, daha da fazla özlüyorum. Aslında bir telefon tuşudur aradaki hasretin mesafesi. Ama olmaz. Ben sana hiç suni dokunmadım. Dipdibeyken de biz iletişmek için hep mektuplaştık. Okul gömleğimin cebine bırakılmış notların anne azarlarına takılıp okkalı sözlerle geri döndü bana; ve ben seni her gün daha çok sevdim. Bilmem kaç gece dua ettim varlığına. Bir insanın herşeyi olabilmeyi sorgularken diğerleri, biz güldük geçtik. Amacı hiç herşey olmakla belirlemedik. Bir yol çizdik kendimizce, bir sevgi dağı, bir bütünlük; biz o yolda yürüdükçe bambaşka bir diyara vardık. Bugün neyim varsa sen benim O’yum oldun.
Yarın metrobüs açılıyor. Evet, açılıyor işte. Bunu söylememin bir anlamı olması gerekmiyor. Bunu hatırlamak beni biraz mutlu ediyor, hepsi bu. Seni de, biliyorum. Neyi bildiğini neden bu kadar iyi biliyorum Tanrı’m?
İnsan bazen 18. yaşgününde takılı kalmak istiyor. Takılı kalmak, oku ve ağız dolusu gül. Hala kızıyorum bu saçma bütünlüklere. Şimdi birileriyle konuşuyorum. Herkese seni anlatmak istiyorum. Yapamam. -Yapamam, ellerim yok ki.- 18. yaşgünümüzün sabahında Suna Teyze’yi doktora götürmüştüm, öğleden sonra sen Peki alıp bize gelmiştin. Bir fotoğrafımız var o güne ait. Üzerimde o en sevdiğim tişört, o zamanlar en sevdiğim, şimdi bende değil. O güne ait bir fotoğrafımız yok hayır sakladığım, benim bir fotoğrafım var. Bencilce yalnız kendi fotoğrafımı sakladım. Sen komodinin üzerinde bizim fotoğrafımızı hep sakladın, bunu yapmazsan suratına bir daha bakmazdım bilirdin; ama sen bunun için değil, sen böyle istediğin için yaptın. Oysa ben... ama çok sevdim.
Bu gece son 20 gün içimde patladı. Bir süredir hep susuyorum biliyorsun; ’susacaklarım hala bitmedi’. Çok üzüldüm; sana vardım.
Bunu burada kesmek zorundayım. Sabah erken kalkacağım, uykuya hazırlanmak zorundayım. Yatağa girdikten sonra bunlardan sana hiç söz etmeden sesini olağan bir havayla duymak zorundayım. Çok beğendiğim o bibloyu cebimdeki son parayla kendime alacakken, seni kendime tercih ettiğimi senden saklamak zorundayım. Bazı geceler senin de beni işte bu kadar kızdırıp uykumdan ve huzurumdan ettiğini içime atmak zorundayım. Daha birçok şey yapmak zorundayım.
Şükürsün..
Duasın..
"İyi ki hep iyi ki’sin"..