50
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
5511
Okunma
Siyah beyaz film gibi başlamıştı onunla hikayemiz. Ben sevdim. Hesapsız, kitapsız… Düşünemedim,düşünmek aklıma bile gelmedi. Aklımın yerinde olup olmadığından bile emin olmadığım bir zamanda karşılıksız sevmeye başladım. Böyle sevebilmek için biraz gözü karalığım, biraz deli ve biraz da yürekli oluşum yetti.
Çok uzun zaman oldu. Yıllar önce onu ilk gördüğüm o günü bugün gibi hatırlıyorum. Ağabeyimle bizim eve misafir olarak geldiğinde, güzel bir sofra hazırlamıştım. Sofraya tabakları getirirken ağabeyime söylediklerinden anladığıma göre; hiç bilmeden onun en çok sevdiği yemekleri hazırlamışım.
Çocuk sayılırdım. Ben henüz on dört yaşını yeni doldurmuştum. O da hazır askerdi. Çocukca bir duygu ile gözlerimiz ve yüreğimiz birbirine bir anlık bakışla kilitlendi. Gönlüm karşı cinse duyduğum o ilk mukaddes hisle tanıştı. İlk sevgi ve ilk heyecan ile bu duyguları hissediyordum. Olası değildi. Gönül bu beni dinlemedi. Dinlesin diye de hiçbir şey yapmadım. Bıraktım kendimi bu ilk aşkın, ilk kalp çarpıntılarının seyrine.
Yemekler yenirken bir türlü lokmalar yutulamaz halde ağzımda büyüyor büyüyordu, bırakıp kaçıverecek kadar da tedirgin, mahcup kıvranıyordum. Öyle korktum ki, ağabeyim anlayacak diye, çayı bahane edip sofradan kalktım, mutfağa girdiğimde pencereden başımı uzatıp derin derin nefes alışımı hatırlıyorum.
Hiç bu kadar daraldığımı ve çaresiz kaldığımı hatırlamıyorum. Ben sakinleşmeye çalışırken yemek faslı bitmişti , sofrayı toplamak üzere odaya girdiğimde kimse yoktu dönüşte lavaboda yine karşılaştık .Bu kez ben başım önde bakmaya cesaret edemedim. Havluyu uzatıp kaçmayı düşündüğüm anda; “yarın beni uğurlamaya geliyorsun değil mi? “ Diye sorunca, başımı kaldırdım, ikinci kez o kara gözlerle karşılaştım. Cevapsız bir süre bakakaldığımı hatırlıyorum. Ağabeyimin sesi ile bakışlarımız ayrılıverdi ben cevabımı veremeden, mutfağa giderken, içi boşaltılmış yürüyen bir ruh vardı, mutfak diye dış kapıyı açtığımda fark ettim ki, yanlış yöndeyim.
Çay servisi için tepsi elimdeydi, kaşıklar ritim tutuyordu bardaklarla içinde bulunduğum heyecana ortak. Böyle utanacağım bir an daha olacak mıydı ileride, hiç aklıma bile getirmek istemiyordum. Sağ salim, kazasız çayları verip mutfağa döndüğümde elim kalbimde, gözlerim ışıl ışıl yanan duygularıma tercüman oluyordu.
Yaklaşık o üç saat, üç yıl gibiydi. Artık gitsin istiyordum. Saatlerce mutfakta heyecanla savaştım. Nihayet
misafirimizin veda vakti gelmişti. Onlar dış kapıya yöneldiklerinde ben diğer odanın penceresine koştum
heyecanla perdeyi araladım. O da ani bir hareketle çakmağım kalmış galiba deyip geriye baktı ve beni perdenin kenarından gizlice baktığımı yakaladı. Bu göz göze gelmemizin üçüncü ve son olacağını bilemediğimiz en zor anımızdı. Bir daha da gözlerimiz birbirini göremedi.
Ertesi günü o vatani görevini yapmak üzere uğurlandı , ancak benim okulum olduğu için bulunamadım orada. Kimseye de bu sırrımı diyemedim. Dönüşünü bekleyen küçük bir kalp bırakmıştı giderken arkasında….Tam 23 ay amca kızı aracılığıyla er mektubu gelip gitti.
Terhisine bir ay kala Diyarbakır kırsalında şehit oldu.
Sevdası şimdi on altı yaşında ilk aşkı bulduğu gibi ilk acıyı da tattı. Bu yıllarca unutulmayacak bir acı olarak yüreklere yerleşti.
Aradan tam 27 yıl geçti. Bu güzel duygu sevdanın kapısını yeniden çaldı. Yıllar sonra hiç yaşamadığı aşkı değil ama çok güzel bir sevgiyi yaşama fırsatı daha yakaladı. Kim bilebilir ki, hayatın kime ne zaman hangi süprizle güleceğini.
Ama bu kez sevgiyi çok sıkı tuttu… Çünkü çok seviyor. O sevgiyi ürkütmemek için nefesini bile dikkatle alıp veriyor. Duaları artık bulduğu hazineyi korumak ve ona sahip çıkmak için.
“Allah’ım bu sevgiyi kalbimize koyan da sensin , onu oradan söküp alacak olan da..”
Sevgi iki güzel gönülde hiç yaşanmadığı kadar özel ve tertemiz yaşıyor.
Sevenler göçüp gitse de, sevgi sonsuza kadar yaşayacak ve yaşatılacak.
Nene Hatun