9
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1281
Okunma

VAHABZADE’YE..
Ellerim varmıyor yazmaya… Dilim zaten dondu kaldı. Hasta yatağımda öğrendim vefat haberini… içim cız etti. Ateş düştü yüreğime. Ne diyeceğimi şaşırdım. İki damla gözyaşı yanaklarıma doğru süzüldü. Dondum sanki. Bir ter bastı şakaklarımı. Ellerim titredi. İçimi sıktı bir el… Senin vefat haberini duymak bana ağır geldi.
Bilge gibiydin. Durmalıydın öyle bir köşede. İnce sarılmış sigarana ne kadar kızsam da dudaklarında erimeliydi onlar.
İki yıl önce tanımıştım seni. Şaki’deydin. Konağında. Adın Bahtiyar, soyadın Vahabzadeydi. Kafkasların eteğinde, Kafkaslar kadar yüceydin. Yorgundun… Halsizdin… Hastaydın. Ama yine de beni kabul etmiştin. Ellerini öptüğümde dudaklarım haz almıştı. Gözlerin bana baktığında içime bir huzur dolmuştu. Hiçbir insanda tatmamıştım o huzuru. Bir şey vardı sende… Çekiyordu beni sana… İlk tanıdığımda yüreğimi doldurdun… seni görmek istedim hep. Hep çektin beni oralara…
Kulaklarımda yankılandı sözlerin. Her gün defalarca beynime çivi gibi çakıldı.
Ne demiştin bana;
“Ahmet Bey, ben 80 yıllık ömrüm boyunca bedenim Azerbaycan’da ruhum Türkiye’de yaşadım.”
Vay senin 80 yıllık ömrüne kurban olayım! Her anı mücadele, her anı hasret, her anı çile olan ömrüne…
“Biz Türk’üz demiştin bana… Türk çileli olur. Biz hep çile çektik…”
Belliydi çile çektiğin… Kemiklerin çıkmış, yanakların çökmüş, ellerin titriyordu. Ama kararlıydın. Ama umutlu…
Seninle konuştuklarımı yazmayı düşünüyordum. Bir kitap yazacaktım. “Kafkaslardan esen yeller.” O yelin içinde sen olacaktın. Anadolu’ya buram buram esecektin. Fikirlerin olacaktı. Şiirlerin…
İstiyordum ki çocuklarımız seni tanısın. Onlara soruyordum. Maykıl Ceksin’i, Madonnayı tanıyan çocuklarımız seni sorduğumda hep susuyorlardı. Aslını sorarsan kanıma dokunuyordu. Ama kızamıyordum da… Çocukların ne günahı vardı. Her gün saatlerce seyrettikleri televizyon kanallarında sen hiç yoktun. Ancak özel ilgi duyanlar seni arayıp buluyordu.
Biz özentiden hiç kurtulamadık üstat. Boynumuz hep ondan bükük. Dert bizdeydi. Çareyi hep başka yerlerde aradık.
Şimdi masamın üzerinde seninle çektirdiğim fotoğraf. Gelen soruyor giden soruyor.
Geçenlerde bir öğrencim geldi. Baktı, baktı fotoğrafımıza;
“Hocam, bir şey sorabilir miyim? Dedi.
Ona gülümseyip “sor” dedim.
“Fotoğraftaki adam babanız mı?” dedi.
“Hepimizin babası!” dedim.
Seni anlattım ona… Kafkasları… Yılmayan mücadeleni!
Süzdü gözlerini.
“Ama biz niye bilmiyoruz hocam?”
Cevabım yoktu. Sukut ettim.
Ölümün anlatacak seni onlara. İnanıyorum ki bir gün “Türk titreyecek ve kendine gelecek!”
Seni görmüştüm ya dünya gözü ile… O da güzeldi.
Mekânın cennet olsun ulu Türk.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.