5
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
976
Okunma
“Aslını inkar eden eşektir”.
“Tarihini bilmeyen eşektir”.
Geçmiş yaşanmıştır. Bitmiştir. Geleceği oluşturarak.
Zaman ezeli ve ebedi, yani başı ve sonu bilinemeyen var oluşun sürekliliğidir.
Bir parçasını koparıp atabileceğiniz şerit metre, halat ya da telgraf teli değildir. İsteseniz de bunu yapamazsınız. Geçen dönemler bitmiştir, ama yok olmamıştır.
İnsan hayatı da öyle. Ne yazık ki istesek de istemesek de öyle. Yaşadıklarımızı yaşamamış sayamayız. Koparıp atamayız.
Ne olacak bu durumda.
Pişmanlıklardan nasıl arınacağız. Hayatımız hatalar ve istenmediklerle dolu olamaz mı. Hele bizim gibi zorluklar ve bilmezliklerle dolu toplumlarda, neler neler var, keşkeler var, bitmek tükenmek bilmez keşkeler.
“Tecrübe (deneyim) geçmişte yapılan eşekliklerdir” yani hatalar. Bunu diyen her kim ise biraz haklı, biraz haksız. Doğrudur, çünkü yanlışlardan ders almayı öğütler. Yanlıştır, çünkü yanlışlar çok kez elde olmadan yapılır. Kişi eşek değil masumdur.
En ucuz deneyimler, başkalarının yaşadıklarından edinilenlerdir. Zahmetsiz rahmet. Aklı olana, işini bilene.
Zaman asla kendini tekrarlamaz. Hep yenidir. Hep ilerler.
İyi mi, kötü müdür yeni zaman. Bence hiç biri. Belli olmaz. İyi de olur, kötü de. Ne yazık ki; şimdiye kötü diyerek, eskiye dönme şansınız yoktur.
Modern, muasır, asri, uygar…ne isim verirseniz verin zaman var oluş şerididir ve geri dönüşü yoktur. Tekrarı yoktur geçmişin.
Bunu kesin olarak kabullenmediğiniz sürece; düşün, düşünce ve eylem sistematiğiniz tümden yanlış olacaktır.
“Tarih tekerrürden ibarettir” sözü yalandır. Çok kaba bakış açısının eseridir.
Tarih asla tekrarlamaz. Yüzeysel bakıldığında ve biraz da tembellik edildiğinde,
bire bir eşleme değil, benzerlik kurulabilir. Deneyim olarak yararlanılır sadece.
Zaman tüneline girmişsiniz, dönüş olanağınız hiç yok.
Arkanızda hoşlanmadığınız bir şeyler var. Düzeltme, silme şansınız da yok.
Üstelik değerlendirmeleriniz de gerçekçi ve bilimsel olmayabilir.
Yanlış dedikleriniz, utandıklarınız, keşkeleriniz, sizin düşündüğünüz kadar kötü olmayabilir. Hatta hiç de yanlış değillerdir belki.
Bu sizin kuruntunuz, kompleksiniz, güvensizliğiniz sonucu da olabilir.
Bu size başka odaklar tarafından sistematik olarak, art niyetle, aşılanmış da olabilir.
“Birine 40 gün deli dersen, deli olur”. Yani sistematik baskılar sizi geçmişinizden soğutur, belki nefret bile ettirir.
Utanma, pişmanlık, vicdan azabı gibi duygular, iç değil dış algılarla güçlenir.
İnsanın doğasında var sanılması hatadır. Bazen iyi bazen kötü amaçlarla dayatılırlar bireye. Hatta tehditlerle, korkularla.
Peygamberler iyi amaçlarla, şeytanlar kötü amaçlarla.
Ego.
Kendisiyle öğünmeyen, başkalarına göre en azından üstün bir yanı olduğunu düşünemeyen, birileri tarafından beğenildiğini, kabul gördüğünü hissedemeyen canlı yaşayamaz.
Aşkın sırrı da buradadır.
Kendisine daha geniş yaşam alanı oluşturmak isteyen bir kişi, bir grup veya etnik topluluk, devlet v.s. hedef belirlediği bedenlere aşağılık kompleksi aşılayarak, egosunu zedeleyerek yok olmasını ister.
Anlaşamadığı halde ayrılamayan karı-kocalar gibi.
Düşman kardeşler gibi.
Asimilasyon gibi.
Emperyalizm gibi.
Faşizm gibi.
Din, mezhep, tarikat, klan savaşları gibi…
Asya’dan göç eden kavimler mesela.
Yaşam alanları ve koşullarına, zamana göre, hiç de onursuz değillerdi. Tam aksine, doğala yakın oluşları, doğruya yakın oluşlarının göstergesiydi. Güneydeki Çin uygarlığıyla, Hint uygarlığıyla sürtüştüler. Etkilediler, etkilendiler.
Geçtikleri, yerleştikleri yerlerde de durum aynı oldu.
(Bunu ayrıca işlemeli ve gerçekleri ortaya koymalı. Kısmet olursa yazarız bir gün )
Ne oldu da UTANÇ doğdu.
Neden insanımız kendinden utanır, yüzü kızarır oldu.
Yanlış olan, ayıp olan nedir.
Dilimizden utandık. Arap diline, Acem diline, İngiliz, Fransız diline hayran olduk.
Ne oldu da kendimize güvenimiz sarsıldı.
Kültürümüze, biz bize sahip çıkmadık.
Haklıdır eleştirenler. Değerlerimizi sahipsiz bırakınca bozulmuşlardır da. Temelden bozuk değil, sahip çıkmadığımız için zavallı benliğimiz, kültürümüz aşındı/aşındırıldı bir nebze belki.
Türk beyleriyle evlenen Çin prenslerinin anılarını, Urduca dilini oluşturan Türk ordularını, Avrupa’yı mesken edinen Bulgarları, Macarları, Finleri ve belki de Basklıları düşünmeli.
Yerleşik Acem uygarlığını, Arap uygarlığını düşünmeli. İnanç değiştirme dönemlerine göz gezdirmeli.
Ve
Bugüne bakmalı yukarılardan, gezegenlerin, hatta yıldızların birine çıkmalı, bağdaş kurup bakmalı, başını iki elinin arasına alarak düşünmeli.
UTANACAK NE VAR.
Utanç nerden kaynaklandı. Suçlusu kim/ler.
Utanacak şey var mı gerçekten.
Zaman şeridinde geçmişe dönmek olmadığına göre,
Biz bize dört elle sarılmalıyız.
Yaşam alanlarını genişletmek için egomuzu zedeleyenleri bilmeliyiz.
Mesela ben kimseyle kardaş/karındaş değilim. dört kardeşimden başka.
Yurttaş, dindaş, yoldaş, ülküdaş, ülkedaş olmam ayrı.
Mesela:
“Bütün Müslümanlar kardeştir” diyen birilerinin, dini kullanarak Arap emperyalizmini, dünyada Arap egemenliğini amaçlamadığını nerden bileyim.
Kötülük tohumları ekmediğine, başka inançlardakileri düşman ve de hedef göstermediğini nerden bileyim.
“Aslını inkar eden eşektir” vesselam.