24
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1399
Okunma
Tan yeli ağarırken,
Süsleyip yola gönderdim seni.
Dönecektin akşam bana
Hiç endişem yoktu çünkü.
İş yerinde çalan telefon
Karşıda eşimin sesi
Şaşkınlık sarmış tüm benliğimi
Cepten değil işten arıyor beni
“ Nasılsın” diye sormadan
“Kaza yaptık ama iyiyiz, korkma”
“ oğlum” diyorum
“Oğlum nerede, duyur bana sesini”
“İçeride” diyor
“ içeride, muayene ediyorlar şimdi”
“İçerisi neresi”
“ Ver” diyorum
“Ver oğlumu, duymalıyım sesini”
“ İnanmıyorum sana, oğlum nerede şimdi”
Kaplıyor yüreğimi, büyük bir acı
“Yaşasaydı duyururdu sesini”,
Aklımı yitiriyorum sanki.
Yok oldu düşüncelerim,
Titriyor bak bedenim,
Kan damlıyor yüreğimden
Sancı içinde solum.
“Yaşasaydı Anne derdi”
Tutmuyor
Tutmuyor artık kolum
Kaybolmuş caddeler
Ayaklarımın altında
Koşuyorum ama nereye?
“Oğlum” diyorum “ oğlum”
Yetişmeliyim ona
Koklamalıyım doya doya
Duymalıyım nefesini
Canımdan can vermeliyim
“Benden önce giremezsin toprağa”
Uzadı yollar can parem
Gelemiyorum sana
Tutuldu adeta ayaklarım
Koşamıyor, ulaşamıyorum sana
Kapkaranlık oldu dünyam
Göremiyorum yolumu
Yaşıyorsun değil mi?
Tadacaksın yeniden
Anne sevgisini
Yaşayamam can parem,
Yaşayamam sensiz,
Sen,
Boğazımda ki nefes
Damarlarımda dolaşan kan,
Sen,
Umudum, yaşam direğim,
Canımda can,
Tutunduğum dalımsın
Bırakıp beni gidemezsin
Gidemezsin oğul.
Anayım ben,
Dayanabilir miyim sensizliğe
Ölmez miyim senin yerine,
Yok olup gitmez miyim?
Senden önce,
Sakın beni sensiz bırakıp
Gitme oğul.
29 Mart 2002 sabahı, sabahın ilk ışıkları ile kalkıp, kahvaltılarını hazırlayıp, güzelce giyindirip, Saat :07.30 sularında oğlumu ve babasını, Sinop’tan Samsun’a tedavisi için, 19 Mayıs Tıp Fakültesine , arkalarından el sallayarak yolcu etmiştim.
Onları yolcu eder iken içime nedenini bilmediğim bir sıkıntı gelip yerleşmiş, nefes alamaz duruma gelmiş idim. Küçük kızımı alıp hemen evden çıktım ve kızımı Anneme bırakıp, oradan işyerine gittim.İş yerine saat 08:20 de gelmiş idim. Masam geçip oturdum , Çantamı yerleştirip, telefonu kaldırıp çaycıyı aradım ve bir bardak çay söyledim . Ama içimdeki sıkıntı hiç gitmiyor, her dakika biraz daha artarak nefes alamayacak duruma sürüklüyordu beni. Çayım geldi, bir yudum aldım ama ikinci yudumu içememiştim. Çay boğazıma tıkanıp kalıyordu adeta. Arkadaşlarım yüzme bakıyor “ Ne oluyor Türkan sana” diye soruyorlardı. Ben de “ Bilmediğim bir sıkıntı var içimde, boğuluyorum sanki “ diye cevap veriyordum. Onlar “ Lavaboya git elini yüzünü yıka, biraz kendine gel. Ya da çık dışarı hava al biraz” diyorlardı ama yerimden kalkamıyordum., adeta sandalyeye mıhlanmıştım. O arada vatandaşlar gelmeye başlamışlardı odaya ve arkadaşlarım ilgileniyorlardı aboneler ile. Hepsi odadan çıkmışlar, abonenin şikayetlerini dinliyorlardı. Benim sıkıntı içinde olduğumu gördükleri için odada gürültü yapmak itemiyorlardı sanki. O arada telefon çaldı. Önce kolumdaki saate baktım Saat 09’a 10 vardı. Telefonun ahizesini kaldırdım “ efendim” der demez, karşıdan eşimin sesini duydum. Sesi o kadar değişikti ki bir an tanımakta zorlanmıştım. Karşımdaki ses acı ve endişe dolu idi.
Daha ona, “nerdesiniz” diye sormadan.
“Hayatım, biz kaza yaptık Kaymakam kayasında, bir otobüsün altına girdik, ama ikimizde iyiyiz merak etme oldu mu” Diyordu.
Damarlarımda dolaşan kanın, vücudumdan çekildiğini hissediyor, dehşet içinde eşimi dinliyor tek kelime konuşamıyor, yalnızca “ Nasıl, nasıl olur” diyorum.
“Oğlum” diyordum “ oğlum nerede, telefonu ona ver, sesini duymak istiyorum , ne olur oğlumun sesini duyur bana”
Diye bağırıyor, onun sesini duymak ve yaşadığını anlamak istiyordum ama eşim bana oğlumu vermiyor, sesini duyurmuyordu. Akli dengemin gittiğini ve düşünme yeteneğimi kaybettiğimi hissediyordum. Telefon elimde tek yaptığım şey “ oğlumu ver telefona, onun sesini duymak istiyorum” diyor başka bir kelime kullanamıyordum. Onun sesini duysam belki kendime gelecek, toparlanacak ve yola koyulacaktım ama yoktu sesi ve eşim duyurmuyordu bana. O da benim gibi aynı kelimeleri söylüyordu. “ oğlumuz içeride, doktorlar var başında tedavisini yapıyorlar ama korkma canım ne olur. Çocuğumuz iyi” diyordu.
İnanmıyordum eşime, bana yalan söylediğini düşünüyor “ iyi olsa idi mutlaka sesini duyururdun” diyordum. Ama yoktu işte. “ anne ben iyiyim merak etme “ demiyordu çocuğum
Eşim” görüşürüz” demiş telefonu kapatmış, ama ahize hala elimde ben öylece kala kalmıştım.
Nasıl oldu bilmiyorum, birden kendimi toparladım. Usulca çantamı aldım çekmecemden ve hemen odadan dışarı çıktım. Dış kapıya doğru gider iken mesai arkadaşlarım görmüşler “ nereye gidiyorsun Türkan abla” diye soruyorlar, bende onlara ” Eşim kaza yapmış, Gerze’ye gidiyorum” deyip koşar adım işyerinden çıkmıştım.
Cadde de adeta koşuyordum. Nereye gidiyor, ne yapıyordum bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey vardı hemen oğluma ulaşmam gerekiyordu. Kapkara düşünceler sarmış idi beynimi. Ne kadar yol aldığımı bilmiyorum, yanımdan geçen biri bana “ abla cep telefonunuz çalıyor” demese ben telefonun çaldığını bile duymuyordum. Çalan telefonu açtım, karşımda işyerinden bir arkadaşım “ Türkan neredesin? “ diyordu. Nerede idim tam olarak bilmiyordum ama oto gara yaklaşmış olduğumun fark etmiştim.. Telefondaki sese “ Ben gerze’ ye gidiyorum. Eşim kaza yapmış, onlara ulaşmaya çalışıyorum” dedim. Bana “ olduğun yerde kal, ben hemen geliyorum” dedi. Ve telefonu kapattı.
Bir kaç dakika sonra yanımda bir araba durdu ve ben olduğum yerde hiç kımıldamadan kala kalmıştım. Hemen arabaya bindim. Yola koyulduk. Otuz dakikalık yol bitmek bilmiyordu. Arkadaşıma “ ne kadar yavaş gidiyorsunuz, lütfen hızlı gidelim” diye ikaz ediyor, onlar da bana “ az kaldı merak etme diyorlardı.
Sonunda hastaneye ulaşmış idim. Hastanenin önü ana baba günü gibi idi. Sinop’tan mesai arkadaşlarım benden önce haber alıp bana duyurmadan Gerze’ye ulaşmışlardı. Gerze’de ki aynı işyerinde çalıştığımız arkadaşlarımız da oradalar idi. Eşim de yanlarında ayakta idi. Ama oğlum yoktu yanlarında. Eşime baktım o iyi. “ Oğlum” dedim “ Oğlum nerde” diye bir ses çıktı ağzımdan ama bu ses tam bir feryat sesi idi. Gözyaşlarım yere değmiyordu artık, Eşim beni tuttu “ Canım, oğlumuz içeride,” dedi. Ama ben onu duymuyordum” oğluma bir şey mi oldu, neden sen buradasın da o içeride, oğlumu görmek istiyorum” diye bağırıyordum. Hemen hastane kapısına yöneldim ve içeri girdim. Odayı gösterdiler bana. Odanın kapısı aralıktı ve hemen içeri daldım. Bir köşede üç hemşire ve bir doktor, hasta yatağında yatan yaralı ile ilgileniyorlar idi. Beni görünce geri çekildiler. Oğlum idi yatak da yatan ama yüzü gözü kan içinde görünmüyordu. Ama nefes alıyor ve korku dolu gizleri ile bana bakıyordu.
“ oğlum” dedim ve hemen sarıldım ona, Kan içindeki yüzünü dakikalarca öptüm, kokladım, nefesini dinledim, yaşıyordu ve nefes alıyordu oğlum. “ artık içimdeki kaybetme korkusu “ ya bir şey olur ise” endişesine dönüşmüş ve hıçkırıklar boğazımdan dışarı çıkmış idi. Beni dışarı çıkartmadılar. Bir kaç dakika daha bekledikten sonra doktor “ biz ilk tedavileri yaptık. Oğlunuz çok şükür iyi ama hemen Sinop Devlet Hastanesine götürmeniz gerekiyor, film falan çekilmeli, iç kanama olabilir, siz beklemeyin “ dedi.
Ben hemen yerimden kalktım ve beni Gerze’ye götüren arkadaşım ile oğlumu alıp Sinop Devlet Hastanesine götürdüm. Eşim orada kalmış idi. Onu hemen salmamışlardı.
Oğlum dizlerimde yatıyor, yüzüme bakıyor ve için için ağlıyordu. Ben de ağlıyordum ama ona göstermemek için çabalıyordum. Hemen hastaneye geldik. Filimler ve tedavi derken. İyi olduğunu söyleyip akşam eve saldılar. Başında, kulağında kesikler var idi. Yüzü, elleri, kolları cam kırıkları içinde idi. Onları teker teker temizlemişler ve eve göndermişlerdi. O akşam evde kaldık ertesi günü de, ama bir gece sonra oğlum kırk derece ateş içinde idi. Hemen hastaneye kaldırdık ve ateşi düşmek bilmiyordu. Kan değerleri sıfırın altına inmiş. “ bu değerler ile hiç bir insan yaşayamaz” diyordu doktorlar. Artık oğlum kimse ile konuşamıyor hatta etrafındakileri bile görmüyordu. Korku tüm benliğimizi ikinci defa sarmıştı. Neler oluyordu bilmiyorduk ama ateş git gide yükseliyor ve önlemi alınamıyordu. Üç gün kendinden geçercesine yattı hastanede bizlerde başında. Ve üç gün sonra normale döndü hastaneden çıktık eve geldik
Oğlum ve eşim arabanın hurda olduğu kazadan kurtulmuşlardı ve benim için de önemli olan onların yaşıyor olması idi.
O güne kadar oğluma hep okuması için baskı yapar idim. “ Ders çalış, üniversiteyi kazan ve git” derdim. Ama o talihsiz olaydan sonra oğluma hiç bir zaman bu kelimeyi kullanmadım. O okumasa da nefes alması bile yetiyordu benim için. Yeter ki yaşasın ve yeter ki yanımda olsun. Başka hiçbir şey önemli değil idi artık.
(Kazanın oluşu)
“Eşim özel oto ile sabahın çok erken bir saatinde ile yola çıkmıştı. Karadeniz yolları , arazi yapımız nedeniyle dönemeçlidir. Yollardaki karlar yeni, yeni erimeye başlamıştı. Güneşin vurduğu yerlerdeki karlar erimiş ama gölgede kalan yerler buz tutmuş ve hala erimemişti., Eşim buzlu yere geldiği anda araba buzun üstünde kaymaya başlamış sağa gitse aşağısı uçurum, tek parçaları bile kalmaz, sola gitse karşı yönden araba gelebilir diye düşünürken, direksiyon hâkimiyetini kaybediyor ve o anda karşıdan gelmekte olan otobüs, kaçacak hiç bir yer bulamadığı için arabayı altına alıyor. Sağ tarafta oğlum oturduğu için arabanın altında kalan da oğlum oluyor.
Sevgili anne ve babalar. Hepimizin tek isteği evladının iyi bir gelecek kurması ve hayatına devam etmesi. Ama bundan daha da önemlisi onların yaşıyor olması. Bizler ile birlikte. Sakın onlara baskı yapmayın. Bizler onlara yol gösterelim seçecekleri meslek ve yaşam için. Ama baskı yapmadan.
Hiçbir anne ve baba evlat acısı yaşamasın. Çünkü gerçekten çok zor bir acı. Şimdi dört kişilik bir aile olarak yaşamımıza devam ediyoruz. Ya oğlumu kaybetse idim bu günkü kadar mutlu olabilir mi idim? Bunun imkânsız olduğunu biliyorum.
Oğlum iyileşti eşim de tabi ki. O yıl sınavlara giremedi ikinci yıl sınavlara girip, tek ideali olan okula yerleşti. Şimdi 4. sınıfta. Bu yıl okulu bitiriyor ve artık sağ salim geleceğini kuracak.
Tüm anne, baba ve çocukların bu tür acılardan uzak kalmasını diliyor, mutlu ve sağlıklı bir gelecek temenni ediyorum,
Sevgiler
Onurumsun - Türkan DİNÇER