14
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
872
Okunma
Sıcak bir yaz günüydü, saat öğleye doğru yaklaşmıştı.
Bilmem kaçıncı kez , belki beşyüzüncü defa geldiğim antik Hierapolis (PAMUKKALE )kentinin güney kapısından içeri, peşimde kırk kişilik bir turist kafilesi ile girdim.
Önümde ovaya yayılmış harabeler ,yaz sıcağında kurumuş otların arasında sıcak bir hüzünle karşıladı beni.Turistler beni izliyor, önde ilerliyorum.Yeşil ve çiçekli bir bitkinin üstünden beyaz bir kelebek havalandı, tarla kuşlarının hüzünlü ötüşleri arasında, termal havuza doğru yol alıyoruz.İbibikler karınca yuvalarının çevrelerinde dolanıyorlar.
Birden yerde bir siyah böcek ve onu izleyen kızıl bir karınca gözüme ilişti.Gayri ihtiyari geçip gidiyordumki,aklıma’ Dön! ’ diye emir verdim ve bir kaç adım gerileyip niçin bu kızıl karıncanın bu siyah böceğin arkasına takıldığını anlamaya çalıştım.Sıradışı bir görüntüydü bu. Dikkatle bakınca, siyah böceğin sağ arkasında, döş ya da oma diye tabir edilen kısmının yerinde olmadığını, böceğin vücuduna açılan kocaman oyuktan anladım.
Karınca çevik yapısıyla, siyah böceğin üstüne çıkıyor,böceğin teninden bir parça et koparıyor ve karnını doyurarak ,böceğin sırtında beslenip gidiyordu.Koskoca böcek karıncaya yönelik hiç bir tepki gösteremiyordu, anatomik yapısı elvermiyordu çünkü.Sahip olduğu el ayak gibi, boyun gibi organlar sert kitin tabakasında sırtına doğru dönmüyor, başını geri çeviremiyor.Oysa vücudunun taşıma kuvveti çok çok fazla ve kendi vücut ağrılığının iki üç katını , ayaklarının tersiyle iteleyip ,taşıyacak kadar yeterince güce sahipti.
Ben merak edip, böceği izlemeye başlayınca, neye baktığımı anlamaya çalışan bir bayan turist müşterim de benimle birlikte dikkat kesildi.Eğilip bakınca yere, böceği ve karıncayı gördü.Karınca karnını doyurmaya devam ediyor,siyah böcek ise habire ilerliyordu ; nereye belirsiz,sözüm ona tehlikeden uzaklaşmak istiyordu, ama karınca bırakmıyordu peşini. Kızılkarınca böcekten daha hızlı ve çevik idi .Kızılkarınca şu bildiğimiz normalden büyük ,hızlı koşabilen cinstendi.Siyah böcek de şu hayvanların pisliklerini tersine tersine yuvarlayıp yuvasına taşıyan cinsten bir böcek,belki birisi üstüne bastı, yaralandı kimbilir?
Yanıma yaklaşan bayan turist kızılkarıncanın siyah böceği diri diri parçalayıp yediğini anlar anlamaz, bana hiç bir şey demeksizin ilk fırsatta karıncayı ezmek için ayağını şöyle bir sürteledi üstüne karıncanın.Karınca kaçmak istedi ve can havliyle hemen uzaklaşırken , ikinci bir ayak darbesinin altında ezilip gitti.Hafifçe bir toz bulutu havalandı yerden,hayatı sona erdi kızılkarıncanın.
Niçin yaptın ,yanlış değil mi , bu bir yaşam savaşı ! dedim.Turist bayan, çenesini açıp kapayarak,’ Dipdiri de yenir mi ? ’ deyip yoluna devam etti.
Baktım ;siyah böcek uzaklaşmaya devam ediyordu ,kurumuş ,sararmış otlar arasında nereye kadar gidebilecekti kimbilir? Belliki bu koskoca ovada onu daha binlerce karınca bekliyordu...
Kafamda binbir soru, yürüdüm havuza doğru.Peşimde kırk kişilk turist kafilesi.
İşte böyle hayat; kelebekler çiçeklerden, kuşlar karıncalardan, karıncalar yaralı böceklerden ve tohumlardan, bizler de turistlerden günlük nevalemizi çıkarmanın yolundaydık...
Şaban AKTAŞ
Haziran- 2008