5
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2890
Okunma
Kışından henüz çıkamamış nice kayıp kişilerin toplandığı bu taş duvarlı koca salonda, ruhumun asık suratını taşıyan bedenimin kıvrımlarına sarılmış Çin ipeğinden kendi tasarımım olan elbisenin üzerindeki işlemeleri seyrederken aynadan; zamanı akan doğanın ilk cemresinin doğumunu, kökleri birbirine karışmış milyonlarca ölü ağacın bulunduğu toprakta yaptığı haberiyle geldi bahar.
Yaşam adına sevinse de niceleri, geçmişin koyu tutucu taraftarı olan ben, asla yenilmeyecek güce sahip olduğuna inandığım hükmetme sevdamın almış olduğu büyük darbenin imkansızlığı karşısında titreme nöbetlerine tutuldum.
Evet, evet tutuldum!
Ay bile şaşırdı halime. Ne yapacağını bilemeyen gök yüzünde, saygıyla karışık korkulu ile, ceketini ilikleyen sabah yıldızı da hizaya girdi. Güneşin gözleri karardı bildiği hiddetimden, hiddetimin esintilerinden...
Olamazdı; olmaması gerekirdi...
...
Nasıllar tufanına tutulmuş salonun ortasındaki kavruk sorgulama kuyusunun taştan dibini boylamış, çığlıklarımla ortalığı inletiyormuşum, bilinçsizce.
Ben bilmiyor ya da hatırlamıyorum olanları... bana anlatıldığı kadarını iletiyorum zaten sizlere...
...
Sonuçta, emanet bırakılmıştı o üç cemre bana.
Hırçın zamanla olan kavgamda kırılan kanadımın tüylerinden dökülen, avuçlarıma gömdüğüm geçmişin kumlarını, isyanımın ateşi ile eritip, arkasına saklandığım sırların gölgesinde büyütüyordum onları üstelik...
Kendimce, kendime göre, sadece kendi düşüncemle; her türlü imkanı sağlamıştım, kanı donduran intikam planlarıma dalmış, kör bakan gözlerimle.
Sıcak ve güvendeydiler.
Neden beni dinlememiş ve neden benden izinsiz beni terk etmişlerdi?
Neden sözüme itaatsiz davranıp, bilerek ölüme koşmuşlardı doğanın rahmine girip; onca anlattığım geçmişe dair yaşanmışlıkları göz ardı edip?
Oysa zamanın akışını durdurabilirdim!...
Buna gücüm vardı.
Nasılsa her şey sadece beyindeki düşünce gücüne ve bakış açısına bağlı değil miydi?
Her güç elimizde...
Kışından henüz çıkamamış nice kayıp kişilerin toplandığı bu taş duvarlı koca salonda, ruhumun asık suratını taşıyan bedenimin kıvrımlarına sarılmış Çin ipeğinden kendi tasarımım olan elbisenin üzerindeki işlemeleri seyrederken aynadan; uyanma vakti geldi artık.
Ve asla söz dinlemeyen doğa, kendi bildiği, belirlediği çarkında kendince, kendi istediği gibi başladı akmaya; zamana karşı...
Zeynep Tavukçu
4/7