4
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
847
Okunma
Karanlıktı ve uyandığında altını ıslattığını fark etti.Yağmur yağıyordu, gök gürültüsü, yırtıyordu sessizliği, çakan şimşekler ürkütüyordu. Sığınabileceği, yağmura, korkuya, yokluğa karşı durabileceği sıcak bir kucağı yoktu.
Camı kıracakmış gibi vuran damlalara gözyaşlarıyla meydan okuyordu. Korkuyordu. Güçsüzdü, titriyordu ayakları ranzasının merdivenlerinden inerken. Karanlıktı ama o her şeyin yerini ezberlemişti. Sürekli burada yalnız başına kalıp hayaller kurmayı severdi.
Tuvalete doğru ilerlemeye başladı, korkudan istemeden ağlıyordu. Neden onu seçmişti bilmiyordu. Koridorun sonu sonsuz bir karanlık gibi görünüyordu. Amonyaklı ıslaklık, ayak izlerini belirgin kılıyordu soğuk betonda. Tuvaletin kapısına gelmişti. İçeri girdi, hıçkırıklarına engel olamıyordu, gözyaşları çatlak bulmuş kaynak suyu gibi fışkırıyordu adeta. Bir an tuvalette yalnız olmadığını fark etti. Kapalı kapının ardında onun ayakları görünüyordu ve birini daha seçmişti. Korkudan derin bir sessizliğe büründü. Artık ne ağlıyor, ne de hıçkırıyordu. Küçücük yüreği bile ses çıkarmamak için atmıyordu sanki. Tuvaleti kaplayan sessizliği, cama vuran damlalar ve küçük bir çocuk iniltisi bozuyordu.
Bir an annesini düşündü. Annesini doğarken o öldürmüştü. Hiç görmediği annesine nasıl derin bir sevgiyle bağlı olduğunu hissetti. Annesini öldürmeseydi belki, seçilmeyecekti. Babası onu bırakıp gitmeyecekti. Babasına olan öfkesi midesini bulandırdı. Kusmak istiyordu ama sessizliği bozmama adına yuttu kusmuklarını. Neden seçildiğini düşündü. Bunları hak etmek için hiçbir şey yapmamıştı.
Köşedeki tabureyi hırsız sessizliğiyle kaldırıp aynanın önüne koydu. Aynaya baktı, ağlamaktan gözbebekleri küçülmüş, kırmızılık arasında küçücük bir nokta gibi kalmıştı. Yarım kalmış çocukluğuydu aynada görünen. Onu annesi ak undan yumuşak elli yavrum deyip sevmemişti, hiçbir bayramda sevinmemişti. Tek oyuncağı yanından hiç ayırmadığı bilyeleriydi. Bilyelerini eline aldı. Onlara baktı, her bilyede kendi yüzünü gördü, hepsi ağlıyordu, çirkindi. Pencerenin önüne geldi, sokağa baktı, sokak lambaları yanmıyordu. Sanki bu çirkinliğe suç ortaklığı yapmak , bu pisliği gizlemek için her yer karanlığa bürünmüştü. Yağmur damlaları garip şekiller oluşturuyordu camda. Nefesiyle buğulanan cama ismini yazdı, sonra isminin camın buğusuyla kaybolduğunu gördü.
Onu da saklayabilir miydi karanlık..?
Döşeğini ıslattığı için ertesi gün yiyeceği dayağın korkusunu yaşıyordu. Bir an köşede duran, tıkanan tuvaletleri açmak için kullanılan demire gözü takıldı.
Seçme hakkı ona mı verilmişti..?
Demiri hınçla eline alıp, tuvaletin kapısını büyük bir hızla açtı, kendisini hiç bu kadar güçlü hissetmemişti. Demiri adamın böğrüne sapladı, acı bir çığlık yankılandı. Sonra bir daha, yine, yeniden. Çocuk şaşırmıştı, hemen toparlandı. Ona bakarken gözlerini bile kırpmıyordu. Çocuğa bilyelerini verdi ve kafasıyla gitmesini işaret etti.
Büyüdüğünü hissetti…
Çocuk, koşar adım gitti. İşte istediğini yapmıştı. Bu annesinden sonra ikinci cinayetiydi. Adamın kanlı bedenine baktı. Cesedi sürükleyerek ortaya getirdi. Ellerine bulaşmış kanı fark etti, ellerini yıkadı. Aynada yüzünü gördü. Göz bebekleri büyümüştü. Adamın ağzını açtı, ve içindeki bütün pisliğini ağzına boşalttı. Camın önüne geldi, sokak lambaları yanıyordu. Her yer aydınlanmıştı. Nefesiyle buğulanan camda ismini gördü. Ağlayarak, ranzasına koştu.