0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
35
Okunma
AH TAMARA - AKDAMAR
Tür: Tarihi Trajedi / Destansı Aşk / Dram
Süre: 120 Dakika
Logline: 915 yılında Vaspurakan Krallığı’nda, kutsal haçı korumak için bir şaheser inşa eden Ermeni mimar Manuel ile, yüzyıllar sonra anlatılan Ah Tamara efsanesindeki çoban aynı kaderi paylaşır: İkisi de imkansızı, aşkı inşa etmeye çalışır ve Van Gölü hepsini yutar.
Filmimiz iki zamanı iç içe anlatıyor. Biri efsanenin kendisi, biri o efsaneyi doğuran gerçek.
---
KARAKTERLER:
1. MANUEL (40): Usta Mimar. Kral Gagik’in emriyle Akdamar Kilisesi’ni yapan dahi. Elleri taşta, kalbi kızı Tamara’da.
2. TAMARA (17): Manuel’in kızı. Adada babasıyla yaşayan, güzelliği dillere destan, merhametli Ermeni kızı. Tarihte gerçek, efsanede sembol.
3. DAVİT (19): Karşı kıyıda, Gevaş’ta yaşayan Müslüman çoban. Fakir, okuma yazma bilmez ama yüreği kocaman bir Türk genci. Tamara’ya sevdalı.
4. KRAL GAGİK (50): Vaspurakan Kralı. Dindar, hırslı, kiliseyi güç gösterisi için yaptıran hükümdar.
5. RAHİP STEPANOS (60): Adanın başrahibi. Tamara’nın evlenmesini yasaklayan, katı geleneklerin temsilcisi.
SENARYO - 3 PERDE:
PERDE 1: ATEŞ (İlk 35 Dakika)
Film Van Gölü’nün siyah sularında başlar. Fırtına. Boğulan bir gencin son çığlığı: "AH TAMARA!"
Kesme - 2 yıl önce. Yıl 919.
Usta Manuel, Akdamar Adası’nda kilisenin dış kabartmalarını yontuyor. Adem ile Havva, Davut ile Golyat... Her taş bir hikaye. Kızı Tamara, adada babasına yemek getiriyor, kuşlarla konuşuyor. Ada cennet gibi. 1.5 km uzunluğunda, badem ağaçları içinde.
Karşı kıyıda Gevaş’ta Davit, sürüsünü otlatırken ilk kez Tamara’yı görür. Tamara, babasının ilacını almak için kayıkla karşıya geçmiştir. Göz göze gelirler. Konuşmazlar. Bu imkansız bir aşktır. O Ermeni prenses gibi, o Müslüman çoban.
Davit her akşam kayığı olmadan, Van Gölü’nün buz gibi sularında adaya yüzmeye başlar. Tamara ise ona gizlice, kilisenin arkasındaki küçük koyda ateş yakar. Ateş onların dilidir. Konuşmadan anlaşırlar. Manuel durumu fark eder ama kızının mutluluğunu görüp susar.
Rahip Stepanos ise Tamara’yı manastıra adamak ister. "Sen kutsal haçın bekçisisin" der.
PERDE 2: FIRTINA (35-85 Dakika) - Filmin Kalbi
Aşk büyür. Davit, Tamara’ya yüzmeyi öğretir. Tamara, Davit’e taş yontmayı öğretir. İki din, iki kültür, gölün ortasında bir olur.
Manuel, kiliseyi bitirmek üzeredir. Kral Gagik adaya gelir. Tamara’yı görür ve yeğeniyle evlendirmek ister. Bu siyasi bir evliliktir. Manuel karşı çıkamaz. Krala borçludur. Tamara’ya 7 gün içinde karar vermesi söylenir.
Tamara yıkılır. O gece ateşi yakmaz. Davit karşı kıyıda saatlerce ateşi bekler, yüzemez. Ertesi gün deliler gibi adaya yüzer. Tamara gerçeği anlatır: "Beni alacaklar Davit, kaçalım."
Kaçış planı yaparlar. Fırtınalı bir gecede, tüm ada ayindeyken kaçacaklardır. İşaret yine ateş olacak. Tamara ateşi 3 kez yakıp söndürecek.
Ama Rahip Stepanos ateşi görür. Davit’in her gece geldiğini öğrenmiştir. O gece, bilerek feneri söndürür. Ve bekler.
Final gecesi. Van Gölü tarihinin en büyük fırtınası. Davit suya girer. Karşıda ateş yanar, söner, yanar... Sonra bir anda söner. Karanlık. Dalgalar 3 metre.
Tamara, rahibin feneri söndürdüğünü görür, çığlık atar, ateşi tekrar yakmaya çalışır ama rüzgar izin vermez. "DAVİT!" diye bağırır.
Gölün ortasında Davit yönünü kaybeder. Soğuk, kramp, dalgalar. Sahnemiz diyalogsuz, sadece nefes ve su sesi. 5 dakika boyunca sadece boğuşmayı izleriz.
Son gücüyle adaya bakar ve o efsane replik dökülür dudaklarından:
DAVİT: Ah... Tamara!
Sesi gölde yankılanır ve biter.
PERDE 3: TAŞ (85-120 Dakika) - Trajedi
Sabah. Göl çarşaf gibi. Davit’in cansız bedeni, Akdamar kıyısına vurur.
Manuel, kızının ağlamasından her şeyi anlar. Krala ve Rahibe isyan eder. O gün, kilisenin en görünen yerine, kimsenin anlam veremediği bir kabartma yontar: Karşı kıyıya bakan, suda boğulan bir genç ve kıyıda elinde sönmüş bir fener tutan bir kız.
Yani bugün hala Akdamar Kilisesi’nde duran kabartma.
Tamara, o günden sonra bir daha hiç konuşmaz. Babası öldükten sonra saçlarını keser, rahibe olur ve ömrü boyunca her gece, Davit’in boğulduğu yerde ateş yakar. Adalılar onun ateşini gördükçe "Ah Tamara geliyor" derler.
Yıllar geçer. Adanın adı halk arasında Ahtamar kalır. Sonra Akdamar olur.
FİNAL SAHNESİ:
Günümüz. Bir turist kafilesi adadan ayrılır. Rehber hikayeyi anlatır. Kamera yavaşça kilisenin duvarındaki o iki sevgilinin kabartmasında durur. Rüzgar eser. Gölün karşı kıyısından, sanki bir ateş yanıp söner gibi olur.
Ekranda tek bir yazı:
> "Bazı aşklar ada olur, kavuşulmaz. Sadece uzaktan bakılır."
BİTTİ.
Dinçer Dayı
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.