2
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
83
Okunma

Siyaset, insanların üzerine çıkma sanatı değildir. İnsanların arasından çıkıp onların hayatına dokunabilme sorumluluğudur.
Sandık, bir siyasetçiyi milletin üstüne çıkarmaz; onu millet karşısında sorumlu kılar. Verilen oy, kişiye sınırsız bir güç değil, sınırlı bir süre için ağır bir görev verir. O görevin değeri ise makamın büyüklüğüyle değil, taşıyan insanın karakteriyle ölçülür.
Bugün siyasetin en büyük sorunlarından biri belki de makamların büyümesi değil, bazı insanların makam büyüdükçe kendilerini de büyümüş sanmalarıdır.
Oysa hiçbir koltuk insana milletinden üstün olma hakkı vermez. Hiçbir seçim, seçilene yanılmazlık kazandırmaz. Hiçbir çoğunluk, yanlışı doğruya dönüştürmez. Ve hiçbir makam, kendisini o makama taşıyan insanları unutma hakkı vermez.
Siyasetçi değişebilir. Şartlar değişebilir. Düşünceler değişebilir. Ama değişmemesi gereken bir şey vardır: Millete karşı sorumluluk.
Çünkü siyasetçinin gerçek sınavı sandığa girerken değil, sandıktan çıktıktan sonra başlar. Kendisine verilen gücü nasıl kullandığında, eleştiri karşısında nasıl davrandığında, kendi çıkarı ile toplumun çıkarı arasında kaldığında neyi seçtiğinde ve en önemlisi, makamını kaybetme ihtimaliyle doğru bildiğini yapma zorunluluğu karşı karşıya geldiğinde hangi tarafta durduğunda...
Bütün mesele budur.
Millet, siyasetçiden kusursuz olmasını beklemiyor. Her şeyi bilmesini de beklemiyor. Ama dürüst olmasını, sorumluluk almasını, gerektiğinde “yanıldım” diyebilmesini ve kendisini seçen insanların iradesini küçümsememesini bekliyor.
Çünkü milletin istediği aslında çok büyük bir şey değildir: Kendisinden büyük görünmeyen, kendisini unutmayan ve gücü eline geçtiğinde insan olduğunu hatırlayan siyasetçi.
Gerisi makamdır.
Makamlar gelir ve gider. İktidarlar değişir. Koltuklar el değiştirir. Ama geriye bir şey kalır: İnsanların hafızasında bıraktığın yer.
Ve belki de siyasetçinin kendisine sorması gereken son soru budur:
“Beni seçenler, ben gittikten sonra beni makamımla mı, yoksa karakterimle mi hatırlayacak?”
Çünkü sonunda sandık kapanır, makam kapısı kapanır, alkışlar diner. Geriye yalnızca insan kalır.
Milletin oyuyla yükselen herkes, bir gün milletin hafızasında kendi yerini bulur. Kimi bir makam olarak hatırlanır, kimi bir insan olarak. Aradaki farkı ise aldığı oylar değil, o oyların hakkını verip vermediği belirler.
Ben, kendisine emanet edilen görevi kişisel çıkarına, makamının rahatına veya kendi ikbaline feda eden hiçbir siyasetçiye hakkımı helal etmiyorum. Çünkü milletin hakkı, yalnızca seçim gününde verilen bir oy değildir. O oyun içinde insanların umudu, emeği, alın teri ve geleceği vardır. O emaneti taşıyamayanlar, yalnızca görevlerini değil, kendilerine duyulan güveni de tüketirler.
Ve ben, milletin güvenini kendi çıkarına harcayanların arkasından güzel sözler söylemek zorunda değilim dolayısıyla da, Hakkımı hiç birine helal etmiyorum.
Çünkü bazı makamlar elden gider, bazı isimler unutulur. Ama bir insanın kendisine emanet edilen hakkı nasıl taşıdığı, kendi vicdanından kolay kolay silinmez.
Sandık kapanır, makam biter, alkışlar diner. Geriye insan kalır. Ve o insanın gerçek hesabı, artık milletin karşısında değil, kendi vicdanının önündedir.
*
Mehmet Demir
27826
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.