1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
109
Okunma

SOĞUK ÇOK SOĞUK
(Ders alınacak hikâyeler)
Çocukların oynadıkları oyunlardandır saklanan eşyayı bulma oyunu.
Bazen önce eşya ile ilgili “Nesi var?” sorusu sorularak ilk üç - beş hakta eşyanın ne olduğunun bilinmesi ve sonrasında da eşyanın bulunması istenir.
İkili ekip olursa oyun daha zevkli olur.
Diyelim ki “Nesi var?” diyerek hak tanınan cevap sayısı içinde eşyanın ne olduğu bulundu.
Sıra gelir saklandığı yerde eşyayı bulmaya.
Saklandığı yerde bulmak için de saklayan kişi, arayan kişiye, eşyaya yaklaşması durumunda “sıcak, sıcak, -iyice yaklaşınca- çok sıcak) der; uzaklaşınca “soğuk, soğuk, çok soğuk” diye ikaz eder. Böylece eşyayı bulmasına yardımcı olur.
Tabii bulma işine de zaman konulmuşsa, belirlenen süre içinde bulması gerekir.
Bulamayan ekip, sayı kaybeder.
…
Son zamanlarda kafama takılan ve her an için, dilime sarılmış zehirli yılan gibi tekrar etmek zorunda kaldığım, “Tam da öyle bir anda yanındaki diriyi değil de, mezardaki ölüyü nasıl düşünüyor?” dedirten bir sözle karşılaşınca insan, dirinin de ölmüş olmasının daha makul olacağı zannına kapılıyor.
Diri olacağına ölmüş olmak.
“Sıcak, sıcak, sımsıcak” iken:
“Uzun zamandır mezarlığa gitmedik. Ölmüşlerimizi bir ziyaret etsek!...”
“Soğuk!.. Çok çok soğuk!..”
Elim ayağım buz kesti.
O anda donup kaldım.
- Ne oldu?
- Hiç oldu.
- Nasıl?
- Yanındaki diriyi bile diriliğine pişman edip öldürdün.
- Nasıl?
- Ne dediğinin farkında değil misin? Böyle bir anda mezarlıktaki ölüyü mü düşünüyorsun?
- Aklıma geldi, öylesine söyledim.
- İyi de, yanında diri olmaktansa ölü olmak daha iyiymiş gibi bir hisse kapıldım. Yani sen, diriyi öldürdün. Fark etmedin mi?
- Hiç öyle düşünmemiştim.
- Yahut…
- Ne yani? Yahut ne?
- Sen bir şey yapmak için karşılık mı bekliyorsun? Yani böyle demekle demiş oluyorsun ki, şimdiden ‘söz ver’ veya ‘evet’ de, mezarlık ziyareti için…
- Hadi canım sende!.. Ben onu mu kast etmiş olabilirim?
- Bende uyandırdığın intiba bu..
“Soğuk, soğuk!.. Çok çok soğuk!..”
“Buz kestim ben.”
…
Sabahın pembemsi hoş ve loş ışıkları, penceremizi kapatan tülü, bembeyaz saten güneşliği ve özellikle antika sayılabilecek çok kalın turuncu renkli uzun kadife perdeleri aşarak üzerimize düşüyor, günümüze renk katmak için bizi kucaklıyorken, aynı sıcaklığı paylaşma arzusu uyandırıyordu bende.
Ben, çoğu sabah olduğu gibi güne huzurla, sevgiyle ve enerjik başlayabilmek için “sıcak, sımsıcak” olabilmeyi düşünüyordum.
“Günaydın” fısıltısıyla yanağa kondurulan ufacık bir öpücüğün ılıklığında günü şenlendirmeyi ve hafif dokunuşlarla sıcak tenin rutubetini parmak uçlarımda buharlaştırmayı hayal ederken…
Ve her şey altüst.
Günlerdir kafamın içine yerleşmiş bu düşünceden kurtulamıyorum.
Beynime yerleşen ve her oturduğumda, her yattığımda, her gördüğüm ilk anda dilimin sessiz çığlığı oldu “mezarlığa gitsek ve ölmüşlerimizi ziyaret etsek” cümlesi.
…
Hayat da aynen böyle bir oyun sanki.
Keşke duygularım anlaşılabilseydi.
Keşke kaybettiğim yahut şuuraltına sakladığım duygularımı yeniden bulabilseydim.
Hikmet Çiftçi
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.