1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
1445
Okunma
GERÇEK DOST
Dostluk terimi ne garip terim değil mi ? Lastikten daha çok uzayan, kısalan, sünen, esneyen . Ne dersen de her insan kendi kafasına göre çekiyor bu terimi.
Birde şu var ki, herkes kendini bulunmaz Hint kumaşı zannederek “Benden iyi dost bulamazsın “ der. Bunu 50 yıla yakın zamandır duyarım ama bilmem gerçek dost var mı ?
Bir hikaye anlatayım. Yakın çevremde yaşanmış bir hikaye .
Emeklilik dolduğu halde emekli olmayan öğretmen, mahalle komşusu emekli olmuş imam arkadaşını ziyaret etti.İmam kendisinden Onbeş yaş kadar büyüktü. Sık sık erken emekli olmanın pişmanlığını yaşardı. Öğretmen arkadaşı bir şey önerse “Param yok ki alayım, sen al bana “ derdi.
“Param yok” terimini de çok duyardı Öğretmen. Ama asla kendisi bu terimi kullanmaz. Hep şükreden , sabreden hamdeden insan olmaya gayret ederdi. Ne hikmetse çok varlıklı olmamasına rağmen öğrencileri başta olmak üzere hemen herkese kitap hediye eder, bazen kendisi yazar , hiç ummadığı eski öğrencisi gelir “Hocam bende çok emeklerin var. Bir kitabını ben bastırayım” derdi. Yüzlerce kitap peşin alınınca yayınevi basardı. Hem öğretmen hem öğrencisi çevrelerine hediye ettikleri bu kitapları okuyan ve elden ele dolaştıran, okuyan öğrencilerinin hayır duasını alırdı. Öğrencileri” Hocam Yaradan sana hiç sıkıntı vermesin” diye dua aderlerdi.Tabii bu kitapları ilk imam arkadaşına hediye ederdi. İmama arkadaş demesinin ve dost dememesinin hikmeti de hikayede . Ne sabırsız okursunuz biraz sabredin.
Bir gün öğretmen elinde kitapla emekli imam arkadaşını hazırlıksız ziyaret etti. Bir de baktı ki 70 yaşında adam ütü masasının başında ütü yapıyor. Arkadaşının hanımına yardım etmesi hoşuna gitti ama takılmadan da edemedi. “Vay kılıbık vay” deyiverdi.
İmam arkadaşının ters zamanına gelmişti besbelli Öğretmen. “ Böyle konuşmaya devam edersen dostluk biter” dedi imam efendi . Bir şey de ikram etmedi. Arkdaşının ters zamanına geldiğini anlayan Öğretmenin zaten işi vardı. Yeğenine kahvaltıya gidecekti. Kalktı.Dışarı çıkınca da bıyık altından gülmeden edemedi.
“Ne dostluk ya bu dostlukta bir espride hemen bozulacak hale geliyor“dedi içinden. Ben durmadan ikramlarda bulunuyorum. Hoca hiç ikram etmiyor. Kitap hediye etmiyor. Kitaplarımızdan alıp çevresine hediye de etmiyor. Ama kızınca “Zıkkım ye “diyor. Ben tepki gösterince “Şakadan anlamayan öğretmen” oluyorum. O basit espride “ dostluk biter” diye beni tehdit ediyor. Seveyim bu dostluğu” dedi içinden . Komik durumdu. Herkes kendini iyi dost sanıyordu da Hoca kendini on kere iyi dost sanıyordu işte. “Varsın öyle sansın. Biraz uzak duralım” dedi. Zaten köyde ikamet etmiyor, arada bu köydeki bahçeli evini ziyaret için bir saat mesafedeki şehir merkezinden geliyordu Öğretmen
“Böyle söylese de ben hocayı seviyorum. Her seferinde hocayı ziyaret etmeyeyim derim ama gene duramam köye gelince hep O’nu elimde kitaplar ile ziyaret ederim. O da benim köfte talebimi karşılamasa da zeytin peynir, Karpuz, sütlaç ne varsa ikram ederdi .”Yaşa var ol imam efendi” diye gülümsedi. “Birde şükretsen, param yok demesen, anlamaya çalışsan biraz da kitap alıp çevrene armağan etsen, bizleri doğru ve her zaman anlatsan daha iyi dost olacaksın” diye geçirdi.
Bunları düşünerek yeğeninin evine giderken saate baktı. Daha çok erkendi. Hocayı daha sinir etmemek için erken çıkmıştı Hocanın evinden ama yeğeni de henüz kahvaltıyı hazırlamamıştır bu saatte. Davete erken girtmek de hoş değil diye düşünerek yolun üstünde köy kahvesine yöneldi. Sulama kanalının hemen yanında yer alan köy kahvesi tenhaydı. Bir ağaç gölgesindeki masaya tünemiş çay söylemişti . Çayını yudumlamaya başladı. “Gerçek dostluk” üzerine de düşünmeye.
O’nun dalgın halini gören ve ikinci çayı getiren genç ama güngörmüş kahveci “ Müsaade var mı Hocam” diye sorunca keyiflendi Öğretmen. “Otur ya Rahmi efendi” dedi. Kahveci Rahmi’nin ona baktığını görünce sordu
“Gerçek dostluk nedir Rahmi efendi?”
Rahmi efendi” O da nereden çıktı” der gibi baktı ama konuyu da çaktı.
“Dostluk konusunda biri sizi düşüncelere sevk etmiş belli Öğretmen bey. Bence dostluk muhatabının kendisini anlamasını beklemeden, sevdiği insana ikramda bulunması ve karşılık beklememesidir” dedi.
Öğretmen bey Rahmi efendiye manalı manalı bakıp:
“Ya hep ikramı senden bekliyor ve kendisi ya hiç ya da çok az ikram ediyorsa, kendisi ziyaretine gelmiyor ama senden bekliyorsa, hep kitap götürmeni bekliyor, ama o sana getirmiyorsa, seni doğru anlatmıyorsa, sana maddi manevi destek olmuyorsa. Seni dinlemiyor ama hep akıl veriyorsa ne olacak? ” daha sayacaktı ki Rahmi Efendi eli ile dur işareti yaparak
“Aman Öğretmen bey biraz yavaşla. Amma da canını sıkmış samimi olmayan bir dostun” dedi.
Tabii Öğretmen arkadaşının ismini söylemedi ama Rahmi Efendi de sormadı tabii ki. Ama Gerçek dostluk konusunda tecrübe sahibiydi. İsimleri sormazdı .
“Hep bekleyen ama az veren insana mesafeli olmak lazım. Birden olmasa da yavaş yavaş ikramları, ziyaretleri azaltmak lazım. O zamanda aklıllanmıyor, sana “dostluğa ne oldu” demiyorsa bu azaltmaları daha da azaltmak ve seni anlayana kadar mesafeyi çoğaltmak lazım “dedi.
Öğretmen bey içinden “ Okulda profesörlerin öğretmediği güzellikleri köy kahvecisinden alırsın. Hayat budur işte “diye geçirdi. Eli ile boşalan çay bardağını gösterdi. Tekrar doldur işareti yaptı. Rahmi efendi de zaten yeni gelen başka müşterileri olduğundan masadan kalktı.
Öğretmen bey kitapları çıktığı zaman “hediye” bekleyenlerin yanında satın alarak “kadınlar günü”nde gün arkadaşlarına hediye eden arkadaşlar ve dostlarının da var olduğunu düşünerek gülümsedi. “Bakış açısı işte” dedi. Kimi almayı, kimi vermeyi, kimi de bolca babası ve annesi hayrına hediye etmeyi sever. Yaradan herkese gönlüne göre versin” dedi içinden . Bunu fark edince kalbi sevinçle doldu.
Dalmıştı ki masaya çayı koyan Rahmi efendinin kulağına eğilerek “İkramda bulunalım ama başkaları kar ederken biz kendimizi feda etmeyelim. Mesafe en güzel dostluktır” diyerek bardağı bıraktığı gibi masaya Öğretmen beyin cevap vermesine fırsat vermeden göz kırparak başka masadaki insanlara yöneldi Rahmi Efendi.
Öğretmen bey çayını yudumlarken çaktırmadan çevresini gözlemledi. Herkes hararetli hararetli konuşuyordu ama biliyordu ki Öğretmen bey masadan kalkınca ne konuştuklarını bile unutacaklardı bu insanlar.
Öğretmen bey, “Ben vehme , yeise kapılıyorum. İnsanları rahat bırakmalı. Okumayana kitap hediye etmek, dinlemeyene söz söylemek, anlamayana iyilik yapmak da boş iş. İyiliği anlayana, sözü dinleyene, dostluğu “bana yapılmayanı başkasına yapmamalıyım” diye düşünene göstermeli diye düşündü.
İçtiği çayların parasından çok daha yüksek bir miktar bıraktı. İçinden “ Bana güzel bir ders verdin Rahmi Efendi. Bu fazla parada sana öğretmenlik ücretin olsun. Müşterlerine hep böyle güzel hayat dersleri ver” diyerek yeğeninin evine doğru sevinçle yürümeye başladı.
Sahi gerçek dostluk neydi?
Herkese tek tek sorsan bu ülkede 90 milyon farkı görüş çıkardı kimse sorsak. Her insan bir değerdi ve dostluk anlayışı da farklıydı. “Gerçek dost infakı çok sevendir.Bunu yaparkende sızlanmayandır. Bende beni dost bilen insanlar hakkında şikayet etmeyeyim ama dilimi de tutayım “diye geçirdi. Bunların farkına varınca mutlu olduğunu hissetti.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.