0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
106
Okunma
Alarmın sesi odanın sessizliğini böldü. Gözlerini açmadan elini komodine uzattı. Telefonu bulup alarmı kapattı. Ekran bir anlığına yüzünü aydınlattı. Saat 07.42’ydi. Telefonu bırakmak üzereyken ekranda bir bildirim belirdi: Google Fotoğraflar: Bugünden bir anı.
Parmağı ekranda durdu. Bazen bu bildirimleri seviyordu. Yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf, unutulmuş bir sokak, eski bir arkadaş toplantısı, bir tatil... İnsan kendi hayatına dışarıdan bakıyormuş gibi oluyordu. Bazen de sinirlerini bozuyordu. Özellikle son zamanlarda. Bildirime dokundu.
Fotoğraf açıldı. Birkaç saniye ekrana baktı. Fotoğraftaki gülümsemeyi hemen tanıdı. Gömleğini, arkasındaki duvarı, masanın üzerindeki bardakları bile hatırlıyordu. Fotoğrafın çekildiği günü de. Telefonu kapattı. Tavana baktı. Bazı sabahlar onun yüzünü görmek iyi geliyordu. Bazı sabahlar ise aynı yüz, odanın içine ağır bir sessizlik bırakıyordu.
Telefonu yeniden eline aldı. Fotoğrafa bir kez daha baktı. “Bugün olmasaydı,” diye mırıldandı. Ne olmasaydı, kendisi de bilmiyordu. Fotoğrafın karşısına çıkması mı? Yoksa karşısına çıkmadığında onu biraz daha unutuyor olma ihtimali mi?
Yataktan kalktı. Perdeyi açtı. Sabah ışığı odaya yayıldı. Telefon komodinin üzerinde kaldı. Mutfağa geçip bir bardak su içti. Fotoğraf hâlâ aklındaydı.
Eskiden böyle değildi. Birini kaybettiğinde fotoğraflar albümlere kaldırılırdı. Albüm bir çekmecede ya da dolabın üst rafında dururdu. İnsan görmek isterse eline alır, istemezse kapağını kapatırdı. Geçmişin de bir yeri vardı. Şimdi yoktu.
Geçmiş cebinde taşınıyordu. Üstelik ne zaman karşısına çıkacağını da insan belirlemiyordu. Telefon belirliyordu. Bir yıl önce bugün. Bugün beş yıl önce. Bu anıyı tekrar yaşa.
Bardağı tezgâha bıraktı. “Tekrar yaşa...” Bu ifade hoşuna gitmedi. Bir anıyı tekrar yaşamak mümkün müydü? Yoksa yalnızca aynı görüntüye tekrar bakılabiliyor muydu? Bilmiyordu. Ama bazı yaraların kapanmak için zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu. İnsan tam alışmaya başlamışken karşısına çıkan bir fotoğraf, o zamanı birkaç saniye içinde geri getirebiliyordu. Bazen bir insanı değil, onunla birlikte kaybettiği hayatı özlüyordu. İkisini birbirinden ayırmak zordu.
Salona geçti. Telefonunu masadan aldı. Bu kez başka bir bildirim vardı. Yıllar önce yaptığı bir sosyal medya paylaşımı. Kendi yazdığı birkaç cümleyi okudu. Yüzünü buruşturdu. “Ben bunu gerçekten yazmış mıyım?”
Telefonu kapatmak üzereyken tekrar açtı. Tarihe baktı. On yıl önce. On yıl. O zamandan beri hayatında neler değişmişti? Düşünceleri değişmişti. İnsanlara bakışı değişmişti. Kendisi değişmişti. Ama internet değişmemişti.
On yıl önce söylediği cümle hâlâ oradaydı. Sanki o zamanki hâli bir odada oturmuş, onu bekliyordu. İnsan büyüyor, yanılıyor, utanıyor, vazgeçiyor, yeniden başlıyordu. Dijital hafıza ise büyümüyordu. On yıl önceki insanla bugünkü insanın arasındaki bütün o hayat, internet için yalnızca bir tarih aralığından ibaretti.
Telefonu masaya bıraktı. Televizyonda yıllarca görüntülerle çalışmıştı. Bir görüntünün nasıl seçildiğini, nasıl kesildiğini, nasıl yeniden sıralandığını biliyordu. Bir haberin birkaç dakikasını hazırlarken saatlerce görüntü taranırdı. Her şey gösterilmezdi. Birkaç saniye seçilir, geri kalanı arşive kaldırılırdı.
Belki insan hayatı da buna benziyordu. Hatırladıklarımızın çoğunu biz seçiyorduk. Ya da seçtiğimizi sanıyorduk. Çünkü insan hafızası da kusursuz değildi. Bazı günleri siler, bazılarını büyütür, bazılarını olduğundan daha güzel hatırlardı.
Şimdi ise başka bir arşiv vardı: fotoğraflar, videolar, mesajlar, eski paylaşımlar... Hiçbir şey gerçekten kaybolmuyordu.
Telefonunu yeniden eline aldı. Fotoğraflar uygulamasını açtı. Yıllar ekranda sıralanıyordu: 2017, 2018, 2019, 2020... Parmağını aşağı doğru kaydırdı.
Bir fotoğrafta durdu. Eşiyle birlikte gülümsüyorlardı. Bir başka fotoğrafta arkadaşlarıyla aynı masadaydı. Sonra bir tatil fotoğrafı geldi. Deniz. Güneş. Gülümseyen yüzler.
Fotoğrafa biraz daha baktı. “Ne kadar mutluyduk,” dedi. Sonra kendi cümlesinden şüphelendi. Gerçekten mutlu muydular?
O yaz tatilinde iki kez tartıştıklarını hatırlıyordu. Dönüş yolunda saatlerce konuşmadıklarını da. Fotoğrafta bunların hiçbiri yoktu. Fotoğrafta yalnızca güneş vardı. Deniz vardı. Gülümseme vardı. Sanki o gün hiç tartışmamışlardı.
Telefonu yavaşça indirdi.
İşte o zaman fark etti. Dijital hafıza geçmişin tamamını saklamıyordu. Geçmişten seçilmiş parçaları saklıyordu. Üstelik çoğu zaman kaydetmeye değer bulunan parçaları. İnsan yıllar sonra kendi fotoğraflarına baktığında, yaşadığı hayatın tamamını değil, geriye bırakmak istediği hayatı görüyordu.
Belki de bu yüzden geçmiş olduğundan daha güzel görünüyordu. Belki de insan bazen geçmişini değil, geçmişinin vitrinini özlüyordu.
Pencerenin önüne geçti. Dışarıda insanlar işe yetişmeye çalışıyordu. Bir otobüs durağa yanaştı. Bir kadın çocuğunun elini tuttu. Bir adam telefonuna bakarak yürüdü. Hayat devam ediyordu.
Telefon ekranındaki kendi yansımasına baktı. Bir süre önce kendisini geçmişini unutmakla suçlamıştı. Şimdi başka bir şeyden korkuyordu. Belki insanın geçmişini unutmaya da ihtiyacı vardı. Çünkü insan değişebilmek için bazen eski hâlini geride bırakmak zorundaydı.
Oysa dijital dünya unutmanın sessizliğini tanımıyordu. Eski sevgililer hâlâ fotoğraflarda gülümsüyordu. Ölen insanlar hâlâ eski paylaşımların altında konuşuyordu. Yıllar önce söylenmiş sözler hâlâ yerli yerinde duruyordu. İnsan değişiyordu. Arşiv değişmiyordu.
Eşinin fotoğrafını yeniden açtı. Bu kez daha uzun baktı. Fotoğraftaki yüz tanıdıktı. Gülümseme aynıydı. Gözler aynıydı. Ama fotoğrafın dışında kalan hayatın tamamını yalnızca kendisi biliyordu. O gün söylenenleri, söylenmeyenleri, kırgınlıkları, sessizlikleri ve şimdi odadaki sessizliği... Fotoğraf bunların hiçbirini bilmiyordu. Yalnızca gülümsüyordu.
Telefonu kapatmadı. Bir süre sonra ekran kendiliğinden karardı.
Mutfağa geçti. Çaydanlığı ocağa koydu. Telefonun ekranı yeniden yandı.
Google Fotoğraflar: Bugünden bir anı.
Uzaktan ekrana baktı. Bu kez elini uzatmadı.
Geçmiş orada durdu. O da olduğu yerde kaldı.
İlk kez geçmişi silmek ya da ona dönmek arasında bir seçim yapmak zorunda değildi. Geçmiş biraz bekleyebilirdi.
O da bugününe devam edebilirdi.
sakine gençyılmaz
21.08.2026
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.