Deha, gerçekte alışılmamış şekilde görmekten başka bir şey değildir. william james
Pakize Sultan
Pakize Sultan

İşte Hayat

Yorum

İşte Hayat

( 9 kişi )

8

Yorum

12

Beğeni

5,0

Puan

145

Okunma

İşte Hayat

İşte Hayat


İŞTE HAYAT

(Geçmiş zaman ve şimdiki hayat)

Hayat bazen eski bir fotoğrafın kenarında kalır; rengi biraz solmuş, yüzleri biraz uzaklaşmış, fakat bakışları hâlâ aynı yerden insanın içine dokunan bir fotoğrafın… Geçmiş dediğimiz şey, ardımızda bıraktığımız bir yol değil yalnızca; yürürken ayakkabılarımıza bulaşan toprak, avuçlarımızda kalan sıcaklık, geceleri ansızın hatırladığımız bir ses, hiç beklemediğimiz bir anda içimizde yeniden açan bir kapıdır.

Bir zamanlar hayat daha yavaş akardı sanki. Sabahların telaşı başka, akşamların sessizliği başkaydı. İnsanlar birbirlerinin kapısını çalmadan önce haber beklemez, bir fincan çayın buharında uzun uzun konuşabilir, susmanın bile bir anlamı olduğuna inanırlardı. Çocukluk, sokağın ucundan eve çağrılan bir akşam ezanı kadar masumdu. Bir ekmek kokusu bütün mahalleyi doyurur, yağmur yağdığında insanlar pencereden gökyüzünü seyreder, zaman henüz kimsenin elinden kaçıp gitmiyormuş gibi yaşanırdı.

Sonra büyüdük.

Büyümek, yalnızca yaş almak değildi; bazı insanları kaybetmekti, bazı hayallerin adını değiştirmekti, bazı kapıların bir daha açılmayacağını öğrenmekti. Çocukken sonsuz sandığımız yolların aslında birkaç mevsimlik olduğunu gördük. Elimizden tutan ellerin bir gün çekileceğini, bazı seslerin bir daha duyulmayacağını, bazı sofralarda boş kalan sandalyelerin zamanla evin en büyük sessizliğine dönüşeceğini öğrendik.

Geçmiş böyle bir şeydi işte…

Bir yanı gülümseyen, bir yanı sızlayan eski bir şarkı.

Şimdi ise hayat başka türlü konuşuyor. Daha hızlı, daha gürültülü, daha aceleci… İnsanlar birbirine daha yakın görünüyor ama ruhlar arasında görünmeyen mesafeler büyüyor. Birbirimizin yüzüne bakmadan birbirimizi görebiliyor, sesimizi duymadan konuşabiliyor, aynı masada otururken bile başka dünyaların içinde kaybolabiliyoruz.

Eskiden bir mektubun gelmesini günlerce beklerdik; şimdi saniyeler içinde gelen mesajlara bile geç kalmışız gibi bakıyoruz.

Eskiden zaman yetmezdi bize; şimdi zamanın kendisine yetişemiyoruz.

Şimdiki hayat, avucumuzda sürekli titreşen bir saat gibi… Durmadan hatırlatıyor kendini: Acele et. Yetiş. Kazan. Kaybetme. Daha fazlasını iste. Daha uzağa git. Daha görünür ol…

Oysa insanın ruhu görünür olmak istemiyor her zaman.

Bazen yalnızca anlaşılmak istiyor.

Bazen birinin, hiçbir şey sormadan yanına oturmasını; suskunluğunun içindeki cümleleri duymasını istiyor.

Belki de geçmişi özlememizin sebebi zamanın güzelliği değildir. O zamanki kendimizi özlüyoruzdur. Daha kolay inanan, daha çabuk sevinen, kırıldığında bile ertesi gün yeniden gülmeyi bilen o hâlimizi…

Çünkü insan yaş aldıkça yalnızca yıllar biriktirmiyor; yükler de biriktiriyor.

Bir bakışın ardında kalanları, söylenmemiş sözleri, yarım bırakılmış vedaları, “keşke”leri, “iyi ki”leri, kaybettiklerini ve kendinden eksilen parçaları…

Fakat hayatın en büyük sırrı belki de burada saklıdır:

Geçmiş geri gelmez ama geçmişten öğrendiğimiz insan, bugün yeniden doğabilir.

Dün bize ne olduğumuzu anlatır; bugün ise kim olacağımızı seçme hakkını verir.

Bu yüzden geçmişe kızmıyorum artık.

Çünkü o günlerin acıları da sevinçleri de beni bugünkü benliğimin kıyısına taşıyan dalgalardı. Bazıları beni kıyıya vurdu, bazıları derinlere çekti; ama hepsi bana yüzmeyi öğretti.

Şimdi geriye baktığımda yalnızca kaybettiklerimi görmüyorum.

Bir zamanlar elimde olan güzellikleri de görüyorum.

Bir çocuğun gözlerindeki şaşkınlığı, eski bir evin penceresinden süzülen akşam ışığını, dostlarla bölüşülen bir lokmanın bereketini, birinin “Nasılsın?” sorusundaki gerçek merhameti, hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan içilen bir kahvenin uzun sessizliğini…

Ve anlıyorum:

Hayat, aslında hiçbir zaman eskisi kadar güzel ya da şimdi olduğu kadar kötü değildi.

Biz değiştik.

Zaman değişmedi yalnızca; bizim zamana bakışımız değişti.

Dün elimizde kalan bir avuç hatıraydı.

Bugün ise elimizde hâlâ nefes var.

Hâlâ gökyüzüne bakabilecek gözlerimiz, bir çiçeğin kokusunu duyabilecek içimiz, bir dostun elini tutabilecek ellerimiz, yeniden başlayabilecek kadar susmamış bir kalbimiz var.

Belki de hayatın en güzel tarafı budur:

Her sabah, geçmişin kapısını kapatıp bugünün penceresini açabilmek…

Dünün külünü bugünün ateşine taşımadan, eski yaraların üzerine yeni bir umut bırakabilmek.

Çünkü zaman, hiçbir şeyi geri vermese de bize başka bir şey verir:

Anlama gücü.

Ve insan bazı şeyleri ancak geç öğrendiğinde gerçekten öğrenir.

Şimdi biliyorum…

Her giden bir kayıp değildir.

Her kalan da bir kazanç değildir.

Her bitiş bir son değildir.

Bazı yollar kapanır ki insan kendi yolunu bulsun.

Bazı insanlar gider ki insan kendine dönsün.

Bazı geceler uzar ki sabahın kıymeti bilinsin.

İşte hayat…

Dün ile bugün arasında gerilmiş ince bir ip.

Bir ucunda çocukluğumuz, bir ucunda bugünümüz; ortasında ise hâlâ yürümekte olan biz…

Ne tamamen geçmişteyiz artık, ne de geleceğin içinde.

Biz, tam da şu anın içindeyiz.

Ve belki de hayat dediğimiz mucize, geçmişin gölgesinde kaybolmadan bugünün ışığını fark edebildiğimiz o küçücük anda başlıyor.

Bir fincan kahvenin buharında…

Pencereden içeri düşen sabah ışığında…

Uzaklardan gelen bir kuş sesinde…

Bir dostun içten gülüşünde…

Ve kalbimizin, bütün yorgunluğuna rağmen usulca söylediği o cümlede:

“Henüz bitmedi…”

Belki de hayatın bizden istediği, geçmişi unutmak değil; onunla barışıp yolumuza devam etmektir.

Çünkü bazı hatıralar silinmek için değil, bize kim olduğumuzu hatırlatmak için kalır. Bazı acılar kapanmak için değil, içimizde bir pencere açmak için yaşanır. O pencereden baktığımızda artık yalnızca geride bıraktığımız yılları değil, önümüzde uzanan sonsuz ihtimalleri de görürüz.

Ve bir gün insan anlar ki; hayat, ne geçmişte donmuş bir fotoğraf ne de gelecekte bekleyen bir hayaldir. Hayat, ikisinin arasından sessizce geçen şimdiki zamandır.

Tam da burada…

Eski bir mevsimin son yaprağı avucumuzdan düşerken, yeni bir mevsimin ilk tomurcuğu dalında sessizce uyanır.

Gökyüzü, dünün yağmurunu hâlâ taşısa da ufukta yeni bir ışık vardır.

Ve insan, bütün kırıklarını cebine koyup yine de yürüyebilir.

Çünkü bazı yollar ayaklarımızla değil, yüreğimizle aşılır.

Belki geçmiş bize eksilmeyi öğretti; bugün ise yeniden tamamlanmanın eşiğinde duruyoruz.

Artık biliyoruz:

Hayat, kaybettiklerimizin ardından kapanan bir kapı değil; her sabah yeniden aralanan bir penceredir.

Ve o pencerenin önünde, ellerimizde dünün izleri, gözlerimizde bugünün ışığı, içimizde henüz yaşanmamış günlerin sessiz umuduyla duruyoruz.

Zaman akıyor…

Biz de onunla birlikte değişiyor, eksiliyor, çoğalıyor, yanılıyor, öğreniyor ve yeniden doğuyoruz.

Sonra bir an geliyor;

İnsan geçmişine son kez bakıyor, ona teşekkür ediyor ve yüzünü güneşe çeviriyor.

Çünkü hayatın en güzel cümlesi belki de şudur:

“Dün yaşandı…
Bugün elimde…
Yarın ise henüz yazılmadı.”

Ve kalem hâlâ bizim elimizde.

İşte hayat…
Tam da burada yeniden başlıyor.

Pakize Özbaş
mavikatre 💧
Bursa🍀

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (9)

5.0

100% (9)

İşte hayat Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz İşte hayat yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
İşte Hayat yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi Etkili Yorum
Kul Yorgun
Kul Yorgun, @kulyorgun
19.8.2026 18:05:13
5 puan verdi


hayat bazen eski bir fotoğrafın kenarında kalır diyorsun
rengi solmuş ama bakışı hala içe dokunuyor
geçmiş sadece geride kalan yol değilmiş
ayakkabıya bulaşan toprak avuçta kalan sıcaklıkmış

bir zamanlar sabahın telaşı başkaydı akşamın sessizliği başkaydı
kapı çalmadan gelinirmiş çay buharında uzun konuşulurmuş
çocukluk sokağın ucundan gelen ezan kadar masummuş
bir ekmek kokusu bütün mahalleyi doyururmuş

sonra büyümüşüz
büyümek yaş almak değilmiş bazı insanları kaybetmekmiş
bazı kapıların bir daha açılmayacağını öğrenmekmiş
sonsuz sandığımız yolların birkaç mevsimlik olduğunu görmekmiş

şimdi hayat hızlı gürültülü aceleci
yüz yüze bakmadan görüyoruz ses duymadan konuşuyoruz
mesaj saniyede geliyor ama yine geç kalmışız gibi bakıyoruz
avcumuzda titreşen bir saat var sürekli acele et diyor

oysa ruh bazen görünür olmak değil anlaşılmak istiyormuş
hiçbir şey sormadan yanına oturan biri istiyormuş

geçmişi değil o zamanki kendimizi özlüyormuşuz
kolay inanan çabuk sevinen kırılınca yine gülen halimizi

sonra en güzel yere geliyorsun
geçmiş geri gelmez ama ondan öğrendiğimiz insan bugün yeniden doğabilirmiş
acı da sevinç de bizi bugünün kıyısına taşıyan dalgaymış

kayıpları görmüyorsun artık elinde olan güzellikleri görüyorsun
çocuk gözündeki şaşkınlık dostla bölüşülen lokma kahvenin sessizliği

hayat eskisi kadar güzel şimdi kadar kötü değilmiş
biz değişmişiz zaman değişmemiş bakışımız değişmiş

her sabah geçmişin kapısını kapatıp bugünün penceresini açabilmekmiş mesele
külü ateşe taşımadan yeni umut bırakabilmek

en sonda kalem hala bizim elimizde diyorsun
dün yaşandı bugün elimde yarın henüz yazılmadı

kısaca
bu yazı insanı hem ağlatıyor hem toparlıyor
geçmişle barış bugüne sarıl diyor
eksilsek de çoğalsak da yürümeye devam et diyor

Kalemine kelamına yüreğine sağlık.

okurken nefesimiz yavaşladı şükür.
👌👏☕🙏
erbensalim
erbensalim, @erbensalim
19.8.2026 11:31:21
5 puan verdi
Metin, zamanın hızı ve değişen yaşam ritmi üzerinden derin bir nostalji sorgulaması sunuyor. Geçmişin mahalle kültürü, sabırla beklenen mektuplar ve samimi dostluklar ile günümüzün dijital telaşı ve derinliksiz hız kültürü kıyaslanıyor. Yazar, geçmişe duyulan özlemin aslında zamanın kendisine değil, "o zamanki saf ve kolay inanan halimize" dönük olduğunu belirterek nostaljiyi kuru bir hüzün olmaktan çıkarıp insani bir farkındalığa dönüştürüyor.
neneh.
neneh., @neneh-
19.8.2026 10:16:54
5 puan verdi
Ne güzelsin sen hayat, günümüze hep neşe ve huzur kat ki alsın tüm insanlar senden tad , dercesine muhteşem bir yazı.Güne gelmesi dileği ile.Kaleminiz hep yazsın.Sağlıcakla.Saygıyla.
Yılmaz Tizgöl
Yılmaz Tizgöl , @yilmaztizgol
19.8.2026 09:40:15
5 puan verdi
Geçmişin özlemiyle bugünün telaşını karşılaştırırken insanın değişimini ve yeniden başlama gücünü anlatan içten bir yazı olmuş Pakize Hanım. “Belki de geçmişi özlememizin sebebi zamanın güzelliği değildir; o zamanki kendimizi özlüyoruzdur” düşüncesi çok etkileyici. “Dün yaşandı, bugün elimde, yarın ise henüz yazılmadı” sözü ise yazının umut dolu özeti olmuş. Kutluyorum, kalbi selamlarımla.
emre vehbi alkan
emre vehbi alkan, @emrevehbialkan
19.8.2026 09:29:48
5 puan verdi
Kelimeler değil de yürek konuşmuş gibi. Yazılanlar duyguların en zarif haline dönüşmüş. Bence iyi de olmuş. Severek okudum. Tebrikler güzel insan…
bdbedri
bdbedri, @bdbedri
19.8.2026 08:49:38
Kıymetli Pakize özbaş...
Yazınızı beğeniyle okudum. Belli duraklarda
notlar aldım. Düşün dünya ma katkı olsun diye..
Eserinizi anlatımınız fevkaledenin fevkinde..
Uzatmadan..
Geçmişin soluk fotoğrafında kalan o masum bakışlarla, bugünün aceleci gürültüsü arasında gerilmiş ince bir ip.
Bir ucunda kaybettiklerimiz, diğer ucunda hâlâ nefes alan kalbimiz.
Zaman geri vermedi ama bize bir şey bıraktı: Anlama gücü.
Ve o güçle anladık ki;
Her giden bir kayıp değil,
Her kalan bir kazanç değil,
Yaşam aklı en büyük rehberimiz olduğu inancınla bu paylaştığınız eserinizi ve sizi kutlarım.🌹Aşk ile
Hikmet-Metin
Hikmet-Metin, @hikmet-metin
19.8.2026 00:32:07
5 puan verdi
Geçmişle bugün arasında insanın kendi hikâyesini bulduğu, derin ve içten bir hayat muhasebesi… Her satırında hatıralar, kayıplar, değişim ve yeniden başlama umudu var. Özellikle “Dün yaşandı, bugün elimde, yarın ise henüz yazılmadı” sözü, bütün metnin özünü taşıyor. Kaleminize ve yüreğinize sağlık; düşündüren, hissettiren ve umut veren çok güzel bir eser.
Paylaş
YAZI KÜNYE
Tarih:
19.8.2026 00:27:50
Beğeni:
12
Okunma:
145
Yorum:
8
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL