Büyükler neden mi büyüktür? biz, dizlerimizin üstüne çökmüşüz de ondan. artık ayağa kalkalım! stirnera
Tamer Karakaş
Tamer Karakaş

ADI AŞK OLSUN

Yorum

ADI AŞK OLSUN

( 5 kişi )

4

Yorum

13

Beğeni

5,0

Puan

181

Okunma

ADI AŞK OLSUN

Hayat, insanın kendi adımlarını tamamen özgürce attığını, kendi kararlarını kendi bağımsız iradesiyle verdiğini ve kendi kaderini bizzat kendi kalemiyle yazdığını sandığı, ancak aslında görünmez, ince ve güçlü iplerle çok önceden, en ufak detayına kadar ilmek ilmek örülmüş gizemli yollarda yürüdüğü, dur durak bilmeyen, sonu ve sınırı görünmeyen uçsuz bucaksız bir serüvendir. Bu karmaşık, labirentlerle dolu ve çoğu zaman acımasız olan dünya serüveninde çoğumuz, kalabalık şehirlerin gürültülü caddelerinde, göz alıcı ama ruhsuz ışıklı tabelaların altında tek başımıza yürürken içimizdeki o derin, sessiz ve ürkütücü yalnızlığı renkli maskelerin, sahte gülüşlerin, geçici heveslerin arkasına gizlemeye çalışırız. Her birimiz akşam eve dönüp kapıyı arkamızdan kapattığımızda, o kalabalıkların içinde ne kadar eksik, ne kadar anlaşılmamış ve ne kadar yalnız olduğumuz gerçeğiyle baş başa kalırız. Yıllar boyunca ruhumuzu bütünüyle tamamlayacak, bizi hiçbir şart aramaksızın, hatalarımızla ve kusurlarımızla anlayacak, eksik kalan yanlarımızı yargılamadan iyileştirecek o diğer yarıyı büyük bir özlemle arar dururuz. Belki de kaderin o hiç çözülemeyen, akıl sır ermeyen tılsımlı cilvesiyle bir yerlerde, hiç beklenmedik bir anda ve hiç umulmadık bir sokak dönemecinde karşılaşmadan önce, hayatın hoyratça üzerimize fırlattığı ağır hayal kırıklıklarıyla, yarıda kalmış eksik hikayelerin yorucu ve yıpratıcı yüküyle, geleceğe dair sönmüş umutların geriye kalan o buz gibi soğuk külleriyle o taşlı, engebeli, çamurlu yollardan tek başımıza geçiyorduk. Kalbimizin kalın ve ağır kapılarını bir daha hiç kimse için açılmamak üzere tamamen kapatmış, "Benim hikayem de bu kadarmış, artık kimseye güvenemem" diyerek bir köşeye çekilmiş bir halde sadece günleri tüketiyor, sadece nefes alıyor, sadece hayatta kalmaya çalışıyorduk. İşte tam o umutların tamamen tükendiği, insana dair inancın kaybolduğu, direncin kırıldığı ve karanlığın ruhu bütünüyle ele geçirdiği o en çaresiz kırılma noktasında, hayatın tüm o acımasızlığına ve monotonluğuna inat, evrenin insana sunabileceği en güzel, en saf ve en görkemli mucizesi olarak aniden açılır bir kapı, bir ışık sızar o karanlık odaya ve o ilk göz göze gelinen tılsımlı an, zaman dünyadaki tüm saatler, tüm akrepler ve yelkovanlar için adeta durur, durur ve sonsuz bir sessizliğe bürünür. İnsan o an anlar ki, o güne kadar yaşanan tüm yıkıcı fırtınaların, ruhlarda silinmez derin izler bırakan tüm o hırpalayıcı yorgunlukların, geceler boyu yastıklara gizlenen, kimselere gösterilmeyen her bir damla sessiz gözyaşının aslında tek bir gizli, ulvi ve derin sebebi varmış. Meğer tüm o acılar insanı yavaş yavaş olgunlaştırmak, bencil duygulardan arındırmak, kalbi kırık bir çocuktan sabırlı bir yetişkine dönüştürmek, insanları birbirine doğru sessizce yürütmek... İlk gün kalbin en derin, en kuytu köşelerine düşen o küçük, masum, ürkek ve çekingen kıvılcım, çok geçmeden hayatın en büyük aydınlığına, ruhu baştan aşağı ısıtan devasa bir meşaleye dönüşür ve iki farklı geçmiş, iki kırık dökük hikaye, iki yarım kalmış ömür tek bir gövdede, tek bir nefeste, tek bir nabızda birleşerek önlerinde geçmişin tüm kirinden, pasından, acısından ve izlerinden tamamen arınmış bembeyaz, tertemiz ve uçsuz bucaksız bir defter açılır. El ele verilen, parmakların birbirine kenetlenerek tek bir parça haline geldiği, adeta dünyaya meydan okunduğu o mukaddes andan itibaren hayatın her bir günü, her bir saati, her bir dakikası ve hatta her bir saniyesi ilmek ilmek, büyük bir sabırla, sarsılmaz bir sadakatle usta bir terzi gibi işlenmeye başlar. Evin içinde yankılanan o samimi, içten, hiçbir maske barındırmayan kahkahalar yeryüzünün en güzel, en huzurlu melodisi haline gelirken, hayatın kaçınılmaz olarak karşımıza çıkardığı dik yokuşlar, maddi ya da manevi zorluklar, aşılması imkansız gibi görünen keskin virajlar ve bizi arkamızdan vuran beklenmedik fırtınalar bile aradaki o görünmez ama çelikten daha güçlü bağı koparmaya, zedelemeye, esnetmeye ya da yıpratmaya yetmez. Çünkü insan bilir ki, gerçek sevgi sadece gökyüzünün masmavi olduğu, her şeyin yolunda gittiği, paranın, sağlığın ve keyfin yerinde olduğu tasasız günlerde el ele, umursamazca yürümek değildir. Aksine gerçek sevgi; sağanak yağmurlar altında, çamurlu yollarda tek bir şemsiyeyi paylaşırken, hayat her taraftan acımasızca üzerimize çullanırken bile korkmak yerine birbirinin gözlerinde mutlak, sıcak, sarsılmaz ve sığınılacak bir güven bulabilmektir; "Biz ne olursa olsun beraberiz" diyebilmenin o tarifsiz hafifliğidir. Düştüğümüzde, dizlerimiz kanadığında, dünya üzerlerine yıkıldığında bizi hiç yargılamadan ellerimizden tutup ayağa kaldıracak bir gücün varlığı, yorulup nefessiz kaldıklarında başlarını huşu içinde, gözleri kapalı yaslayacakları o sakin, dalgasız, fırtınasız ve huzurlu liman hayatın kendisidir... Tüm o çetin yolları büyük bir sabırla aşmış, içteki ve dıştaki fırtınaları tamamen dindirmiş, birbirinin ruhuna, aklına, kalbine ve kaderine tamamen mühürlenmiş iki insan olarak, geleceğe, yarınlara ve önlerinde uzanan o uzun yıllara tam bir iç huzuruyla, hiçbir kaygı ve korku duymadan bakılır artık. Bu fani, geçici hayattaki nihai varış noktası, ait olunan, ait hissedilen, her şeyden, herkesten kaçıp sığınılan ve huzur bulunan o kalbin tam yanıdır. Yıllar geçip saçlara kışın ilk karı gibi bembeyaz aklar düştüğünde, yüzler yaşanmışlığın, çekilen çilelerin ama en çok da o güzel günlerin tatlı, derin çizgilerinden oluşan bir haritaya dönüştüğünde bile aynı yastığa baş koyabilmek en büyük zenginliktir. Her sabah yeni bir güne, yeni bir aydınlığa o tanıdık, o ilk günkü gibi güven veren, yaşlansa da hiç değişmeyen o gözlerle uyanmaktan ogömleksiz bir saadet, hiçbir dünyalık mal mülk, hiçbir makam ve mevki dilenmez bu koca ömürden. Dışarıdaki dünya ne kadar adaletsiz, ne kadar mekanik, bencil, çıkarcı, samimiyetsiz ve karmaşık olursa olsun, o iki kişilik dünyanın kapısı kapandığı an zaman her zaman en saf, en temiz ve en duru haliyle akar; orada yalanlara, hesaplara, planlara, egolara, "ben" kavgalarına yer yoktur, sadece duru bir kabulleniş, derin bir saygı ve "biz" olmanın verdiği o sonsuz teslimiyet vardır. İnsanlar dışarıdan bakıp bu sarsılmaz bağa, bu iki ayrı bedende tek bir yürek gibi asilce, gururla ve hiç yorulmadan atma mucizesine kendi dillerince, kendi kelime dağarcıklarınca bağlılık diyebilir, sadakat diyebilir, sığınılacak güvenli bir sığınak ya da sonsuz bir dostluk diyebilir. Ancak bu kutsal bağ, dünyadaki hiçbir kelimenin dar kalıbına sığmayacak, hiçbir edebi cümleyle, hiçbir sözlük anlamıyla tam olarak ölçülemeyecek ve sınırlandırılamayacak kadar derin, saf, asil ve kelimeler üstü bir adanmışlıktır. Başlangıcı akılalmaz, tarifsiz bir mucize, gelişmesi emek emek, gözyaşıyla, sabırla ve fedakarlıkla büyütülen büyük bir sadakat kalesi ve nihayetinde sonucu sonsuz, dingin, ölümsüz bir huzur olan bu ortak, bu zamansız, bu mekansız hikayenin yeryüzündeki tek bir adı olacaksa, varsın tüm dünya bunu böyle bilsin, varsın bu hikayenin ADI AŞK OLSUN.

TAMER KARAKAŞ - KASTAMONU
05.08.2026

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (5)

5.0

100% (5)

Adı aşk olsun Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Adı aşk olsun yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
ADI AŞK OLSUN yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Yasin Yüksel
Yasin Yüksel, @yasin-yuksel
5.8.2026 22:37:41
ADI AŞK OLSUN
başlıklı bu son derece sürükleyici, duygusal derinliği yüksek ve edebi birikimi hissedilen metniniz için sizi içtenlikle tebrik ederim Tamer Bey.
Eseriniz, modern insanın en büyük yarası olan yalnızlıktan başlayıp, kaderin tılsımlı dokunuşuna ve bir ruh eşiyle "biz" olabilmenin olgunluğuna uzanan muazzam bir içsel yolculuğu anlatıyor yüreğinize kaleminize sağlık üstadım selam ve dua ile saygılarımla
Yılmaz Tizgöl
Yılmaz Tizgöl , @yilmaztizgol
5.8.2026 21:41:22
5 puan verdi
Varsın aşk olsun kardeşim...Başka söyleyecek tek kelime dahi bulamadım.varsın aşk olsun....kalbi selamlarımla.
Ay
Ayla Kaya, @aylakaya
5.8.2026 21:19:14
Varsın bu hikayenin adı Aşk olsun. Aşkın ve sadakatin tüm aşamalarını adeta bir usta terzi gibi sözcüklerle işlemişsiniz. İçten, sürükleyici ve çok vurucu bir yazı olmuş. Emeğinize ve yüreğinize sağlık Tamer Bey
Hikmet-Metin
Hikmet-Metin, @hikmet-metin
5.8.2026 21:08:53
5 puan verdi
Bu metin, aşkı yalnızca romantik bir duygu olarak değil; kader, sadakat, emek, sabır ve ortak yaşam üzerinden anlatan, yoğun duygulu bir deneme niteliğinde. Okuyucuyu içine çeken bir anlatımı var. Ancak edebi açıdan daha da güçlenmesi için bazı noktalar öne çıkıyor. Genel olarak eser; şiirsel bir dille yazılmış, romantik ve felsefi yönü güçlü bir düzyazı. Biraz sadeleştirilip tekrarlar azaltılırsa, duygusal etkisi daha da artar. Özellikle son bölüm, metnin en güçlü kısmı; okuyucuda kalıcı bir iz bırakıyor. Tebrik ederim hocam...
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL