0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
1365
Okunma
ŞAİR
Selçuklular zamanında 1238 yılında yapıldığı kaydedilen ve Tokat merkezde Yeşilırmak Tozanlı kolu üzerinde bulunan halk arasında Taşköprü adı ile anılan köprüden her geçisimde tarihi ta sinelerimde hissederim. O kadar duygu yoğunluğu yaşarım yani.
İki kardeşi barıştırmak için yapıldığı söylenen bu köprünün araç trafiğinden men edilerek , soınrasında restore edilip sadece yayalara açılmasından sonra bu köprüde salına salına yürümek bana çok ayrı bir zevk verir. İşim acele olmazsa oradan geçerken köprü üzerinde korkuluklara yaslanarak köprünün her iki yakasında bir süre durum şehri dinlemek ve akan suyun kokusunu burnuma çekmek ayrı bir zevk verir.Bu köprüde ne diziler ne filmler çekilmiş. Tokat’a gelince Atatürk bile bu köprüden geçmiş diye anlatılır. Aleaddin Keykubat yaptırmış galiba. Irmağın her iki yakasında yürürken sanki deniz kenarında yürüyor gibi hissederim. Bu ırmağa şiirler yazan, türküler yakan insanları hatırlar onlara da minnet duyarım.
Irmak kenarında Belediye tarafından yapılan Liman Cafede arada arkadaşlar ile veya yalnız çay içmek ırmağın nazlı nazlı akışını seyretmek başka zevk.
Bir yaz günü, hafta sonu tatilinde ikindi vakti, evde kitap okumaktan sıkılınca , bir Taşköprü Demirköprü turu atayım diyerek evden çıktım. Evim zaten ırmağa bir kaç apartman mesafede. “Belki de bir hikaye konusu çıkarırım” diyerek salına salına ırmak kenarına indim. Taşköprü de korkuluklara dayanmış liman cafe de oturanları uzaktan seyrederken gözüm tek başına oturan bir şair arkadaşa rast geldi. Dikkatle bakmaya başladım. Arkadaşın dalgın dalgın ırmağı seyrederken bir yandan da çayını meyus bir şekilde içerken fark ettim. “Belki derdine bir çare olurum” diye hızlı adımlar ile arkadaşın yanına vardım.
Beni görünce kalktı, sıkıca sarıldı. “Gel dostum, attan düşeni attan düşen anlar” dedi. Anladım ki derdi “edebi bir dert” ti.
Oturdum, ne içeceğimi sordu. Çay söyledim. “Hadi anlat” diye bakarken ben ona o da anladı. Başladı kederle anlatmaya.
“ Ben içinden gelen duyguları şiirlere döküp, belki okuyan faydalanır diye bir internet sitesinde yayınlıyorum biliyorsun. Öyle şairlik taslamak derdim falan yok. Duygulu adam duygularını gemleyemez. Bende o hesap paylaşıyorum. Bazı kendini bilmezler mahlaslar kullanarak sinir edici yorumlar yazıyorlar. Gülsem mi ağlasam mı, bunu yapanların cehaletine mi versem, gülüp geçsem mi, yoksa şiir sevmeyen, şiir yazanla alay etmeyi marifet sayan bunu yaparken cehaletrini ortaya koyana mı üzülsem bilemedim” dedi.
Sonra cep telefonunu bana uzatarak okumamı istedi. Telefonu alarak yorumu okumaya başladım
“ Yav şair abi, sigaranın zararını anlatan şiir yazmışsın ama sen fosur fosur sigara içiyorsun oldu mu yani ?”
Gayri ihtiyari gülmeye başladım. Çünkü arkadaşım sigaradan nefret eden , yanında sigara içilmesini bile istemeyen, yanında sigara içilince rahatsız olan insandı. Yani şimdi bu da şiire yorum muydu? Mahlasa baktım Şairabii yazıyordu.
Telefonu ona yeniden uzatırken gülmeye başlamıştım. Arkadaşım telefonu yeniden alırken biraz telefonda yeni birşeyler aradı. Çaylarımız bitmişti. Garsona tekrar çay getirmesini söyledik.
Arkadaşım telefonu yeniden uzattı. Bir şiirinin altına şöyle yorum yazmışltı Şair abi
“ Bu şiirse Allah da beniim belamı versin”
Bu yorum üzerine yorum yapanın zır cahilliğine kahkahalar ile gülesim geldi ama kendimi zor btutarak “Zaten sanattan anlamayan sana Allah cahilllik vermiş . Yani belanı vermiş Daha ne bekliyorsun” dedim İçimden. Sonra arkadaşıma açıkladım. O da meyus halinden sıyrılarak neşelenmeye başladı Şair Abi urumuzlu kendini kıskanan hayranına. Bir süre gülüştük.
Gelen demli sıcak çaylarımızdan yudumladık. Yeşil gözlü kızlar gibi meyus meyus bakan Yeşilırmak’a biz sevgi ile baktık. Bu ırmak insanı kıskanılan bir şair yapardı. Arkadaşım bana “ne dersin” diye bakarken ben de açıklama gereği duydum.
“Sevgili Kardeşim, Kıskançlık kötü duygu ama güçlü duygu. Bir insan seni böyle eleştireceğim diye komik yorumlar yazmışsa seni kıskanmış demektir. Üzülmek yerine sevinmen lazım. Kendi kimliğini gizleyerek ulaşamayacağı bir şey olan Şairlik duygusunu da şairabi rumuzu ile güya küçümserken seni aslında yüceltmiş. Bundan ben gurur duydum senin adına. Gerçi sen onun adına üzülüyorsun ama bırak ne yazarsa yazsın ne söylerse söylesin. O’nun da yazdığı gibi gönüllerin şair abisisin. Gerçi şiir kitabın yok ama bak o sitede de şiirlerin binlerce kişi tarafından okunmuş. Onlarca güzel yorum yapmışlar okuyanlar . Bırak kim olduğunu bile merak etme o olumsuz yazanın . Birisi de seni kıskansın olumsuz yorum yazsın. Seni eleştireceğim derken kendine lanet okusun. Layığını bulsun. Sen ona lanet okuma. Bu sana yakışmaz. Çok rahatsız oluyorsan engelle. Eminim o gene de gizli gizli senin şiirlerini okuyacak. Ben okuyacağım. Yüzlerce binlerce insan okuyacak. “
Arkadaş buna benzer birkaç daha yorum gösterdi. Ben arkadaşın sayfasını takip ediyordum. Olumlu yorumlar içinde tek tük olumsuz yorumlara üzülmesi de arkadaşımın duygulu olmasından kaynaklanıyordu. “Duygulu insan olmak” herkesin olamayacağı bir insani duygu, çokları anlamasa da büyük bir onurdu bence.
Arkadaşıma bir şiirsever, şairsever, edebiyat sever sevmekle kalmayarak onları anlamaya, başkalarına da güzelce anlatmaya çalışan bir Edebiyat Öğretmeni olarak dilim döndüğünce arkadaşıma anlattım. Aklıma geldi. Birden arkadaşıma dönerek:
“Bu şair abi rumuzlu cahil adama inat, gel bu hafta seni öğrencilerimle tanıştırayım. Bu güzel şiirlerini onlara da oku. Şiir seven çok öğrencim var. Eminim sana iyi gelecek onlarla tanışmak ” dedim.
Arkadaşımın gözleri ışıldadı. Sevinçle garsona gene çay söyledi. O’nun çayını içmekte benim için onurdu. Ödüldü.
Sonra beraber kalkarak Taşköprüden Demirköprüye yürümeye başladık. Hıdırlık etkinlik alanında kimi saz çalıp şarkı söylerken gençler sevinç ve mutluluk ile “ellik” oynuyorlardı. Oradan geçerken ellik oyununa biz de katıldık. Gençler biz oyuna katılınca daha gayrete geldiler. Bir öğrencim beni tanıdı. Yanıma geldi. Kucakladı. Baktım arkadaşımın da neşesi yerine geldi. Bir ara mikrofondaki gence işaret ettim. Bir öğrencimdi. Hemen koşarak getirdi mikrofonu. Arkadaşımı göstererek oradaki kalabalığa tanıttım.
“İlimizin şairi Ahmet bey de size bir şiir okuyacak” dedim. Arkadaşım güzel Türkçesi ile bir şiirini okudu. Baktım o şiir okurken alan kalabalıklaştı. Bir şiir daha okudu. Alan daha kalabalık oldu. Ben mikrofonu tekrar elime alarak gençlere teşekkür ederek hızlı adımlarla oradan ayrıldık. Az daha kalsak bizi bırakmayacaktı bu şarkı ve şiirsever gençlik. Hıdırlık teseilerinden geçerken “ gel Ahmet sana bir döner ikramn edeyim” dedim. Arkadaşımn itiraz etmedi.
Bir hafta sonra derse davet ettiğim arkadaşım Ahmet arabasının bagajını tıka basa şiir kitapları, defterler ile doldurup gelmişti. Çok güzel şiirler okudu. Güzel bir konuşma yaptı. Öğrenciler o gün çok mutlu olmuşlardı şiirleri dinlerken.
Ey Şair abi rumuzlu okur. Neredesin sen şaire laf atınca boyun göklere mi erdi ? Belanı da aldın mı yoksa Yaradandan ?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.