8
Yorum
22
Beğeni
0,0
Puan
444
Okunma
Senelerden bir seneydi. Hangi aydı, hangi haftaydı, hangi gündü hatırlamadı genç kadın. Çarşı kalabalığından sıyrılmak için önüne çıkan ayakkabı butiğine girdi. Biraz nefeslenecek, biraz da ayakkabılara bakacaktı; nasılsa vaktı vardı.
Topuğu kapalı, önü açık bir çift kahverengi sandaleti eline aldı. Evirdi çevirdi. Sonunda denedi. "Alsam mı?" dedi kendi kendine. Fiyatı da düşmüştü. karar verdi oracıkta. Kasaya gitti. Ödedi. Sevinçliydi. Elindeki fazlalıkla evine döndü.
İlk işi sandaletleri kutusundan çıkarıp giymek oldu. Giydi. Hafif ve rahat olmalarına sevindi yeniden. Aynanın karşısına geçti. Döne döne baktı ayaklarına. Evet, çok yakıştı, dedi. Çocuksu bir sevinçle, bir de çığlık attı.
Evin içinde yürümeye başladı cicileriyle. Iyice tanışmalı onlarla. Yeniden çocuklaşmıştı sanki. Her fırsatta aynanın karşısına geçti. Kendi kendine sallanıp durdu. İnsan hiç büyümüyordu, yeni şeylere sahip olduğu zaman. İşte bu zaman, o zamandı. Üstelik kahverengi sandaletlerin hafif tak tuk ses çıkarması rahatsız etmiyordu. Belki de umursamıyordu. Kızı okuldan gelmeden keyfine bakabilirdi. Öyle çocuksu bir sevinç taşıyordu ki, neredeyse koynuna alacak okşayacaktı onları.
Ertesi gün hava yine güzeldi. Yine zırt pırt aynanın karşısına geçti. Yine kuruma gidecekti. Oh, ne iyi; sandaletleri giyecek, hanimefendiler gibi yürüyecekti bugün. Giydi cicilerini. Dudağına bir ruj sürdü hafiften. Topu topu yaptığı makyaj oydu. Bir ruj...
Yola çıktı. Henüz elli adım atmadan, cırt, diye kaydı asfaltta. Kendini zor tuttu paldır küldür yere yığılmaktan. Heyecanlandı. Telaşlandı. Korktu kadın. "Aaa, bu da ne?", dedi homurdanarak. Ama çarçabuk doğruldu. Etrafına baktı. Kimse yoktu yakınlarda. Rahatladı. Bu kez daha temkinli adım atmaya başladı. Sanki kasları tutulmuş gibi attı adımlarını. sanki ha doğurdu ha doğuracak gibi. Otobüse de yetişmesi gerekiyordu üstelik...
Cesaretini topladı. Yeniden hızlandı. Daha on metre gitmeden yeniden kaydı. Bu sefer daha şiddetliydi kayması. Bacağının biri aldı başını gitti önden, o derece hani... "Aaaaaa!", dedi yeniden. "Aaa! Ne oluyor bana? Rezil olucam ah...?" Allahtan toparlandı hemen, kemiklerini kırmadan toparlandı. Düşünce kurtçukları harekete geçti kafasında:
Mütemadiyen duraksadı. Eve geri dönse olmazdı. Randevusunu kaçıracaktı. Hayır hayır, olmazdı! Artık bacaktan vazgeçti genç kadın: "Ya başımı vurup beynim parçalalarsam, şu dandik sandaletler yüzünden? Gülerle bana, gülerler..." diye geçirdi içinden.
Sağını solunu çekiştirdi. Eğilip sandaletlere baktı yeniden. Anladı: kusur dipteydi. Bu böyle olmazdı! Sorunu çözmeliydi...
Yürümeye koyuldu yeniden. Bu kez ayaklarını yerden süre süre yürümeye çalıştı. Hem komiğine gitti düştüğü bu hal, hem de öfkelendi içinden. "Aptallığım yüzünden... " Epey homurdandı yürürlen.
Tramvay a yetişti. Yerini aldı. Pek yolcu yoktu bu saatinede. Usulca çıkardı sandaletin birini. Elinde evirdi çevirdi. Alttaki kösele gıcır gıcır görünüyordu. Belki de sorun tam da oydu. Kendi kendine homurdandı yeniden. Kimse duymadı. Kimse görmedi onun elindeki sandaleti. Yine geçirdi ayağına. Bir karar verdi, butiğe gidip geri verecekti. En azından değiştirmeye çalışacaktı. "Ya başaramazsam, nasıl dönerim eve bu baş belasıyla? "Yok, olmaz böyle! Yürümeyi öğrenmem lazım!", dedi, kendi kendini ikna edercesine.
Başındaki aklı yiyip durdu oturduğu yerde. Düşünce kurtcukları işe yaradı. Anımsadı. Evde ayağına hiç takmadığı iki çift sandaleti vardı halbuki. Bu dandikler dupedüz fazlalikti. Gereksiz yere tüketimin bir parçası olmuştu genç kadın.
Yedi durak sonra tramvaydan indi. Asfalt kaldırıma geçti kalabalığın arasında. Normal adım mı atmalı acaba?
Bir kaç adım yürüdükten sonra, yeniden kaydı genç kadın. Sanki buz döşenmişti yollara. paten yapması gerekiyordu sanki. Yine de durmadı. Tarifsiz bir metot edinmişti sanki, onu ayakta tutuyordu bu. Yenik düşmedi dandiklerine. Toparlandı her seferinde. Her sarsılmada utançla etrafına baktı yine de. Ama kimse oralı değildi. Başını çevirip bakanlar oldu, olmadı değil, ama ayaktaydı nasılsa. Ama böyle dolaşamazdı. Daha fazla risk alamazdı...
Ani bir karar verdi: çıkardı sandaletleri ayağından. Bütün normları tuz buz etti o anda! Eline aldı baş belalarını. Yalınayak yürümeye başladı. Yerdeki taşlar serindi. Güvenliydi. Ona dönüp bakan da olmadı. Oldu mu yoksa?
Hava güzeldi. Efil efil esen rüzgar ona ayaklarını unutturmaya yardımcı oldu bir an. Butiğin olduğu caddeye saptı genç kadın. Etrafına baktı, kendisine bakan varmı, diye. Hayır! Hiç kimsenin umrunda değildi varlığı. Buna sevindi bir nebze. Birdenbire, önünde yürüyen genç bir çifte ilişti gözleri. Yalınayak yürüyorlardı onun gibi. İçinde bir sevinç dalgası yayıldı. Onlara sempati duydu. Birinin elinde ayakkabı vardı. Diğerinde sırt çantası. Kendi kendine gülümsedi genç kadın. Bir rahatlık sardı ruhunu. Yalnız değildi...
Meraktan hızlanmaya başladı. Daha yakından görmek istedi önünde yürüyenleri. Neydi genç kızın elindeki? Yaklaşınca, onun elinde taşıdığı ayakkabıların kahverengi olduğu netleşti.
Biraz daha hızlandı genç kadın. İyice yaklaştı arkadan. Bir hırsız gibi hissetti kendisini, ama keyifliydi.
Peşine verdikleriyle aynı hizaya gelince, " Aaaaa!", dedi birden, "benimkilerden..."
H.K.
2026 Sthlm
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.