Rüyalarınızın gerçekleşmesini istiyorsanız öncelikle uykudan uyanmanız gerek. a. siegtried
Ya
Yazganemir

İTLER

Yorum

İTLER

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

40

Okunma

İTLER


Üniversite bittikten sonra hiç beklemeden askere gitmiştim. Askerliği İstanbul’da yaptıktan sonra şehirden ayrılamadım. Orada bir kıza delice âşık olmuştum. Bir müddet Taksim ve Galata’nın arka mahallelerinde garsonluk yaptım. Maddi durumlar kötüleşince ve kız evlenince baba evine dönmekten başka çarem kalmamıştı. Kendimi işsizlik çukurunda bulmak bir yana mahalleye geldiğimde evlerin yerinin aynı insanlarımızın yerinin değiştiğini gördüğümde içimi bir burukluk kapladı. Yaklaşık dokuz senedir mahalleye uğramamıştım. Tanıdık kimse kalmamıştı.
Ailemin yoğun ilgisi bitince mahalleden arkadaşları gözlerim aramaya başlamıştı. Sosyal medya üzerinden takip edebildiğim kadarıyla yakın arkadaşlarımdan Emrah bakkalın kızıyla evlenmiş ve işlerin başına geçmişti. Yavaş ve telaşsız bir günde ayağımı sürte sürte bakkala yollandım.
Emrah, bakkalın önünde duran taburede elinde sade sodasıyla tavla oynuyordu. İlerden beni görünce “Vay vay vay, kimler gelmiş,” dedi. Gülerek yanına gittim. Biraz muhabbet ettikten sonra diğer arkadaşları sordum. Musa’nın kasiyer, Halil’in de saniyede araba tamiratıyla uğraştığını öğrendim. “Birazdan buraya damlarlar,” dedi. Diğer arkadaşları görmek güzel olacaktı. Aklımda asıl sormak istediğim Onur’a konuyu getirecekken, uzaklardan yüksek sesli müzik çalan Doğan SLX yanımıza yaklaştığını gördüm, içinde mor bir ışık vardı. Arabadan Ankara pavyon havası, sazlı sözlü müzik geldi. Araba yanımıza yaklaştığında filmli cam aşağı indi, damla gözlüğünü burnuna kadar indirdi ve “Lan it, sen yine mi buralara düştün,” dedi gülerek. Arabadan hızla inip beni kucakladı.
Liseden fizik hocamız Mehmet Pınarevli’nin bizim gruptaki herkese “it,” olarak seslenmesi dışarıda onaylamadığımız ama birlikteyken içselleştirdiğimiz lakap sürecini başlatmıştı. Fizikçi, “İtler birbirlerinin paçasından asılarak kendilerini aşağı çeker,” derdi. Okulda herkes bizi it grubu olarak bilirdi.
Onur’dan sonra arka kapıdan iki hatun inip yanımıza geldiler. “Lan çakal, bizi mangala götürecem dedin, bakkala geldik,” dedi sarı uzun saçlı, bacağında ve kolunda dövmesi olan kadın. Yanımızda duran esmer Onur’un omzuna elini koydu ve “Onur gardaşım sözünü tutar, ne kaşarlanıyon civelek,” dedi. Emrah gülmemek için zor tuttu kendini. Şaşırmıştım, ne diyeceğimi bilemedim sözü Onur aldı “Ulus’ta Mavi Ay Müzikhol var, ben şefim orada. Arkadaşlar bizim bordrolu çalışanımız, yanlış anlaşılmasın haaa!” dedi ve devam etti. “İzin günümüzde dağ, tepe dolanıp biraz açılacaz. Hem sende yeni gelmişsin İstanbul’dan, kafan dağılır,” dedi. “Emrah ben gelemem. Bakkalı bırakamam hem eve geç kalırsam cingar çıkar,” dedi. Onur “Kes lan it! Bir ay önce de aynı şeyleri söylemiştin sonra ne oldu? En son tepenin yamacında yuvarlanıyordun. Mezeleri bakkaldan al. Nazlanma hadi la!” dedi. Emrah öne, bende kadınların yanına oturup arkaya üçledik. Onur, Doğan SLX’e ara gazı vererek hızlandı.
Öğlen üçe doğru piknik alanına varmıştık. Ortalarda kimse yoktu, Ankara ayaklarımızın altındaydı. Katlanır şemsiye ve oturakları açtık, mangalı yakıp etleri afiyetle yedik. Onur ses bombasını alarak deck kayıtlardan birini açtı, müzik slow-arabesk tadında ilerliyordu. Herkes mayışmıştı. Hava kararmaya yakın Emrah arabanın yanından yüzlük Monkey Shoulder viskisi, buz, meze ve kuru yemişle döndü. Katlanır masanın üzerine dizdi. Napolitenden bir ısırık alıp bardağı kafasına dikti. “Ulan it, birde nazlanıyorsun. Susamış davar gibi nasıl da dikiyon kafana viskiyi,” dedi. Ortam hareketli oyun havasıyla hızlanmıştı. Esmer ve sarışının kafası iyi olunca Ankara manzarasında karşılıklı oynamaya başladılar. Sazcı “Elmanın irisine, ben yandım birisine, beni çoban etsinler kızların sürüsüne, hooop!” diyordu. Sonra birden kadınların elinde ziller belirdi, parmaklarındaki ziller seri vuruşlarla çınlamaya başladı. Emrah dayanamayıp piste kendisini atıp kadınlara para takmaya başladı. “Bu it değil, piç piç!” dedi Onur gülerek. Bende kafayı inceden matiz yapmıştım. Akşamımız güzel geçiyordu, kadınlar harika sallıyordu bende alkışla ritim tutuyordum. Kadınlar arasındaki mesafe iyice kısalmıştı. Esmer, sarışına kalçasıyla vurunca sarışın ileriye savruldu sonra tam tersi bir an yaşandı. Kadınların ikisi de gülüyordu. Çalan oyun havası iyice hızlanmıştı, “Mektup mektup içinde, mektup da minconun içinde,” diyordu. Bir anda kahkahayı patlattım. Hamle sırası esmere gelmişti, neşeyle sarışına yaklaştı, kocaman kalçasıyla vurmasını beklerken elindeki demirden zille yüzüne tokatı bastı, hemen toparlanan sarışın saçlarından tutup yere yatırdı.
Ortam eğlenceliydi ama ne olduysa bir anda maraz çıkmıştı. Sarışın esmerin üstünde tepinirken esmer sarışının saçlarından tuttu ama sarı saçlar elinde kaldı. Sarışın ciyakladı, “Ben bu saça ne kadar para verdim biliyor musun sen orospu,” dedi. İyiden iyiye sinirler gerilmişti. Hemen araya girip birbirlerinden ayırdık. Ne olduğunu anlayamamıştım. Sandalyelerine zor da olsa oturttuk.
Esmer: Bu orospu var ya bu orospu, beni kıskanıyor. Ben masamı yapmışım, para akıyor, gelmiş masamdaki müşterime kaş göz yapıyor.
Sarışın: (Yumruğunu havaya savurarak) Siktir şırfıntı! Adamlar ne yapsın senin gibi içi geçmiş karıyı, elbette genç ve güzele bakacaklar.
Esmer: Sen yılışmasan hiçbir şey yok, ama senin gibi kaltaklar yüzünden iş yapamıyorum.
Sarışın: Benim götüm güzel diye çekemiyorsun değil mi? Biraz önce neden götüme kalçanla vurdun. Çekemiyorsun işte güzel götümü. Hasetsin sen haset!
Esmer: Ben mi çekemiyorum seni? Ben mi hasetim? Sen değil misin benim sevgilimi ayartan? Sarı yelloz! Bacağında ARDA yazıyordu, adam yaralamadan yurt dışına kaçınca FİRARDA diye düzeltmedin mi? E tabi buldun paralı herifi, bütün cilveni yapacaksın fışkı!
Şok olmuştum. Galata’da bir meyhanede rakıya yumulup aşkımdan gebermek üzereyken Ankara’da yine falana filana düşmüştüm. Onur ve Emrah’ın tadı iyice kaçmıştı. “Sikerim sizin yapacağınız işi,” diye bağırdı Onur. “Bıktım sizden, pavyondaki her karı böyle Emrah, bak iyice bak! Ne güzel üniversiteyi kazanıp memur olacaktım, komi diye girdim pavyona sonrada aha bunların başına koydular beni. Karıları idare ede ede yıllar geçti. Ahhh ahh! Aklımı sikeyim aklımı,” dedi.
Onur’un lisede notları iyiydi, fizikçi Mehmet Pınarevli bile bir zaman sonra Onur’a “it” diye seslenmekten bile vazgeçmişti. Maddi durumları kötü olunca lise bitince komi olarak pavyona başlamıştı ve yıllar geçtikçe bu hale gelmişti. Onur viskiye iyice yumulmaya başlamıştı. Emrah iyiden iyiye kafayı kırmıştı, bense ilk günden götü başı dağıtmamak için tadında bırakmıştım. Kadınların sakinleştiğini düşündüğüm anda esmer yine sözü ele aldı;
Esmer: Ailesi, asıl bunun orospuluğuna dayanamadı. (Bize dönerek) Kim çeker bunun kahrını? Bunun ruhunda var, ruhunda. Para diye ölür bu be! Bunun sevgisi de yalan, aşkı da yalan.
Esmere göre sanki her şeyin sorumlusu sarışın kadındı. Dünyada ne kadar kötülük varsa sanki o yapmıştı. Öyle sarsılmaz bir inançla düşüncelerini söylüyordu ki ben bile sarışına karşı cephe alacaktım.
Sarışın: (Sakince oturduğu yerden konuşmaya başladı) Ben sana abla dedim, bağrıma bastım ama senin yaptıklarına bak! Demek benim sevgim yalan, ben para delisiyim öyle mi? Sen asıl Onur’u mangal bahanesiyle darlayıp, Emrah’ı buraya getirip onu kendine aşık edecektin, Emrah âşık olunca da yolacaktın! Bakkalı çatır çatır yiyecektin. Bu yanındaki de piyangodan çıktı!
Piyango ben oluyordum. Kime cephe alacağımı şaşırmış mal mal yüzlerine bakıyordum. İkisi de birbirinden şirretti. Onur sinirle ayağa kalkıp “Ben arkadaşlarımı size yoldurur muyum lan şerefsizler!” deyip ikisine de tekme tokat daldı. “Vurma Onur ağbi, canımız yanıyor,” diye viyaklamaya başladılar. “Aha işte bunlar böyle işte biladerim, bunlar gibilerini hizada tutmak için bir ömür harcadım, tek yapmaları gerek rahat durmak ama yapamıyorlar, nasıl oluyorsa bir şekilde kavga çıkıyor ve ben bunlara tokat atarken buluyorum kendimi, söyle ben mi suçluyum?” dedi. Ne diyeceğimi bilemiyordum.
Kadınlar ağlıyordu bir yandan da sarılıyorlardı. Bu şerefsizlerin hepsi böyle bacım, döverler sonrada haklı çıkarlar. Hem suçlu hem güçlü! Senin melek kalbine bir şey olmasın diye teselli ediyorlardı birbirlerini. Bir anda Onur’a karşı savaş açmışlardı. Emrah’ın kalbi kırılmıştı, kullanıldığını anlayınca morali bozuk şekilde “Ben gidecem,” dedi. Kafası bir milyon olmuştu. Ankara’nın ışıkları yanmış karanlığı aydınlatırken manzarayı izleyeceğime durmuş ağlayıp birbirlerini teselli eden kadınları izliyordum. Olanlardan sonra daha fazla ne olabilir ki derken bizim diğer itler geldi, Musa ve Halil.


Emrah, sinirle tepenin bayırına oturup elindeki ağaç dalıyla toprağı eşelemeye başladı. Kalkıp yanına teselli etmek istedim ama Musa izin vermedi, “Naber lan it, sende mi falana filana düştün,” dedi. Aleme düşmemiştim, düşürülmüştüm. Musa karıların yanına gidip makas aldı yanaklarından ve aldığı makası dudaklarına götürüp öptü. Kadınlar çıkış yolunu görmüşlerdi;
Esmer: Hoş geldin Musa ağbi. Viski ikram edeyim sana ama viski bitti Ağbi, senin arabada var mı?
Musa arabada var deyince “Hadi beraber alalım,” deyip uzaklaştılar. Sarışın hemen atak yapıp Halil’e yanladı ve fısır fısır konuşup gülüşmeye başladılar. Ben Emrah’ın yanına gidip gönlünü almaya çalışıyordum ki Musa Esmer ile geldiler, gülüşüp kıkırdaşıyorlardı. Ben ortamın yabancısı olduğum için kimse bana bulaşmıyordu anladığım kadarıyla bu grup ilk defa buluşmuyordu. Musa Emrah’ı üzgün görünce yanına seğirtti “Senin derdin ne lan? Ortam belli gülüp, oynucaz ama sen inatla bozuk atıyorsun. Herkesin ne dediğine kafayı bu kadar takma. Pavyon kızlarına sakın aldanma, düşürürler seni çıkmaza başını sokarlar belaya. Gül oyna geç, haaa! Seni yolmaya mı çalıştılar, sana madik mi attılar, sen iki katını yap, hakkındır,” dedi.
Halil: Hakkındır, hakkındır. Diyerek Musa’yı onaylıyordu.
Musa iyice Emrah’ı sözleriyle bunaltmaya başlamıştı. Sürekli kulağına bişeyler fısıldıyordu. “Sen erkek adamsın, yapıştır karının ağzına sussun!” diyerek Emrah’ı karıların üstüne kişeliyordu. Halil de boş durmayarak “Adam mısın lan sen?” diyerek arkadan fiştekliyordu. Alkolün etkisiyle duygusala bağlayan Emrah birden ayağa kalktı, hiddetle iki kadının üstüne doğru yürümek isterken ayakta duramayıp yere yuvarlandı. Bende dahil herkes gülmeye başladı.
Ses bombasında yine pavyon havası çalmaya başladı, “Yanı yanı yancıklı Selver, kolları boncuklu Selver,” çalıyordu. “Eştim eştim kum çıktı, hiç beklemezdim o karıdan, yoğurt gibi kol çıktı,” dediğinde karılar zille oynamaya başladı. Ortam bir anda yine alevlenmişti. Emrah’ın küslüğü oyun havasını duyana kadardı. Esmer, Emrah’ın kolundan çekiştirip, güzelce karşılıklı oynadılar. Emrah’ın morali yerine gelmiş olanları unutmuş gibiydi, Esmer o kadar yavşıyordu ki Emrah’ın dayanması çok zordu. Şarkı bitip dinlenmek için oturduklarında Emrah Esmeri kucağına oturtmuş gülüşüyorlardı. Onur bizden uzaklaşmış dağlara doğru sigarasını yakmış etrafa bakınıyordu, Halil sarışınla ilgileniyordu, Musa alkole yumulmuş mezeyle götürüyordu.
- Arkadaşımın gözü sende olduğu için benim seni yolmaya çalıştığımı söyledi aşkım, ikimizi çekemiyor dedi Esmer.
- Biliyorum aşkım bizi çekemiyorlar dedi Emrah.
- Aşkım senden bir şey rica etsem, ev kirasının bir kısmı eksik kaldı bana biraz borç verir misin? dedi Esmer
- Elbette aşkım. Bu kadar yeter mi?
- Aaa, bu çok az. Hem benim değerim bu kadar mı? Diyerek gözlerini devirdi Esmer.
Alkolü de fazla kaçırmamıştım, Esmere tokatı basmamak için kendimi zor tutuyordum. Bu seferde ben karılara düşman olmuştum. Alkol kafama iyice oturmuştu, sinirlenip Musa’nın elinden bardağı alıp kafama diktim.
Karanlığın içinden Onur’un yanına gittim. “Bak bi la, Emrah niye böyle mal olmuş? Aramızda en gözü açık olandı,” dedim. Onur sigarasından derince bir nefes aldı, “Bak sen burada dokuz yıldır yoksun, bazı şeyler çok değişti. Bana iyice bak. Ben pezevenk oldum lan! Ben böyle olmasını ister miydim? Halil ve Musa asgari ücretle altı gün çalışıp hap kadar bir evde yaşıyorlar. Emrah yanlış bir evlilik yaptı ama artık geri dönüş yok. Şimdi milletin keyfini bozma da eğlensinler,” dedi.
Arkamı döndüğümde diğer itler ayaklanmış Emrah’ın peşinden koşturuyorlardı. Emrah “Boşayacam lan bu karıyı!” diye bağırıyordu. Halil ve Musa’nın külüstürüne bindiği gibi marşa bastı. Son anda Halil ön koltuğa Musa arkaya binip uzaklaştılar. İyice tadım kaçmıştı. “Hadi kalkın gidelim,” dedim. Saat on ikiye yaklaşıyordu, malzemeleri toparlayıp Doğan Slx’e binip şehre gittik.

Kadınları evlerine bırakıp tekrar mahalleye geri döndük. Musa’yı aradığımızda Emrah’ın evinin önünde olduklarını ve olay çıkmasının an meselesi olduğunu öğrendik. Eve vardığımızda Emrah sokakta bağırıp çağırıyordu. Musa ve Halil, Emrah’ın haline baktıkça içten içe gülüyorlardı. Hala işin dalgasındaydılar. Onur rugan ayakkabısının topuklarını sürte sürte yanlarına gitti ve Halil ve Musa’ya “Unuttuğumu mu sandınız, sökülün paraları,” dedi. Halil ve Musa kadınlarla yaşadıklarının bedelini isteksizce verdiler. Emrah “Boşanma dilekçesi yazacam, internet kafeye gidelim dedi,” Değişmediyse, bu saatte Ulus’ta anca Gıtto’nun yeri açıktır ve Gıtto A4 kâğıda dilekçe yazmıyordu. Onur sinirlenerek Emrah’ı kolundan çekiştirerek bakkala götürdü. Emrah’ın yürüyecek hali kalmamıştı. Bakkalın içinde sızması için bırakmaya gitti.
Musa yanıma yaklaşıp “Onur, Emrah’ın karısını seviyor,” dedi. Gözlerim bir anda büyüdü, tam bağıracakken eliyle ağzımı kapadı ve “Bağırma boşuna,” dedi. “Nasıl olur böyle bir şey,” dedim. “Biz hepimiz biliyoruz bir sen bilmiyordun artık öğrendin. Nasıl olduysa oldu işte ama durum bu,” dedi. Ne diyeceğimi bilmiyordum, sessizce bakkalın önünde Onur’u bekledik.
Yola dört kişi devam ediyorduk. Halil, Ulucanlar’ın kavşakta durmamızı söyledi ve arabadan inip gözden kayboldu. Yarım saat beklemiştik ama Halil dönmemişti, dayanamayıp nereye gittiğini sordum. Onur “Mamasını almaya gitti, birazdan döner,” dedi. Yanımda oturan Musa’ya döndüm “sende kullanıyor musun?” dedim. Ses gelmedi, benimkisi de salaklık! Aynı evde olup da kullanmamak olmazdı. Üzülmüştüm eski dostlarımın bu haline.
Yaklaşık bir saattir kavşakta sote yerde bekliyorduk ama Halil gelmemişti. Ben iyiden iyiye pinpiriklenmiştim. Başına bir hal mi gelmişti? “Arabadan inin Halil’i bulacağız,” dedim. Gıtto’nun aradan Çıkrıkcıklar yokuşuna saptığımızda çöp kenarının yanında Halil’i gördüm. Yerde boylu boyuna yatıyordu. Hemen yanına koşup durumuna baktım, sayıklıyordu. Kucağıma alıp hastaneye götürmek istediğimde Musa engel oldu. “Evimize bırakın bizi, ben bakarım ona,” dedi. Ne kadar dirensem de fayda etmedi. Musa ve Halil’i evlerine bıraktık.
Yola iki kişi devam ediyorduk. Onur bana dönerek “Halil’i bu illete Musa bulaştırdı,” dedi. Artık söylenecek bir söz kalmamıştı. Biz it değildik artık meczupduk. Kötü olmuştuk, değerimizi yitirmiştik. Gururumuz toz bezi olmuş yer yer yırtılmıştı, cepte kalan 50 kuruş gibiydik hiçbir boka yaramıyorduk, hasiyetimiz Ankara sokaklarında arabaların tekerlekleri altında kalmıştı. Yıllar sonra yeni bir başlangıç yapmak için geldiğim Ankara bana öfkesini kusuyordu. Mehmet Pınarevli’nin sözü tekrar kulağımda çınlamaya başladı “İtler birbirlerinin paçasından asılarak kendilerini aşağı çeker,” Sanırım haklıydı. İşler yıllar geçtikçe iyileşmesi gerekirken kötüleşmişti. Belki de sıvası dökülmüş, pencere pervazlarından geçen rüzgâra, çatısının damlatmasına aldırış etmeden Galata’daki evimden hiç buralara gelmemem gerekiyordu.
Onur beni evime kadar getirdi. Sessizce arabadan indim ve tek kelime etmeden eve doğru yürümeye başladım. Arkamdan seslendi “Lan it” dedi ve yüzüme güldü. Doğan SLX’e ara gaz verip, kayışı gevşemiş aracı ciyaklatarak uzaklaştı. Kalbim İstanbul’da kırılmıştı Ankara’da parçalandı.

Yazar: Emir Yazgan İns: emiryazgan0

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
İtler Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz İtler yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
İTLER yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL