0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
125
Okunma
ALAÇATI ÜZERİNE
Alaçatı hakkında son dönemde yürütülen tartışmalar, yalnızca bir kasabanın geçmişine ilişkin farklı görüşleri değil, aynı zamanda bu toprakların emeğine, kültürüne ve toplumsal hafızasına nasıl baktığımızı da ortaya koyuyor. Bu nedenle, özellikle seçim dönemlerinde gündeme taşınan ve tarihsel bağlamından koparılarak değerlendirilen konulara karşı söz söylemenin önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü Alaçatı’yı doğru anlamanın yolu, onu bugünün önyargılarıyla değil, kendi tarihsel ve toplumsal gerçekliği içinde değerlendirmekten geçer.
1980’li yıllardan itibaren ülke genelinde uygulanan ekonomik politikalar ve özellikle tütün üretimine getirilen kısıtlamalar, Alaçatı’nın ekonomik yapısında önemli değişikliklere neden olmuştur. Bir zamanlar üretimiyle, emeğiyle ve toprağıyla yaşayan Alaçatı halkı, zaman içerisinde turizm ve gayrimenkul ağırlıklı bir ekonomik düzenin içine girdi.
1990’lı yıllarda başlayan ilgi, 2000’li yıllarla birlikte büyük bir dönüşüme dönüştü. Başta İstanbul olmak üzere ülkenin farklı kentlerinden birçok insan Alaçatı’yı keşfetti. Toprak ve konut değerlerinin yükselmesiyle birlikte birçok mülk el değiştirdi. Böylece Alaçatı’nın nüfus yapısı kadar sosyal dokusu da değişmeye başladı.
Bugünlerde tartışılan ahır meselesine de bu tarihsel çerçeveden bakmak gerekir.
Alaçatı’nın geçmişini bilenler çok iyi hatırlar; burada yaşamın temelini tarım ve hayvancılık oluşturuyordu. Üretim yapan insanların evlerinin altında veya bitişiğinde bulunan mağaza, depo ve ahırlar hayatın doğal bir parçasıydı. Çünkü hayvanlar üretimin ayrılmaz unsuruydu. Bu mekânlar insanların değil, hayvanların korunması ve sağlıklı koşullarda barınması için kullanılıyordu.
Bugünün bakış açısıyla geçmişin yaşam biçimlerini küçümsemek doğru değildir. Daha da önemlisi, bu konuları kullanarak Alaçatı’nın eski sakinlerini aşağılamaya çalışmak kabul edilemez bir tutumdur. Çünkü o ahırlar, bu kasabanın üretim kültürünün, emeğinin ve yaşam mücadelesinin bir parçasıdır.
Alaçatı, yıllar boyunca yoğun göç almasına rağmen huzurunu ve toplumsal dengesini büyük ölçüde korumayı başarmıştır. Bunun en önemli nedeni, burada yaşayan insanların birbirlerini anlamaya çalışmaları ve ortak bir yaşam kültürü oluşturabilmeleridir. Elbette zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanmıştır; ancak bunlar çoğu zaman sağduyu ve karşılıklı anlayışla çözüme kavuşturulmuştur.
Alaçatı’nın kültürel birikimi ve eğitim düzeyi hakkında kolayca hüküm verenler, bu topraklardan yetişmiş ve ülkemize bilimde, sanatta, sporda, iş dünyasında ve kamu yönetiminde önemli katkılar sunmuş insanları yeterince tanımıyor olabilirler. Oysa Alaçatı’nın gerçek hikâyesi, yalnızca taş evlerinde değil; yetiştirdiği insanlarda, ürettiği değerlerde ve güçlü toplumsal hafızasında saklıdır.
Alaçatı’nın huzuruna ve toplumsal barışına zarar verecek tartışmalar yerine, bizi bir arada tutan ortak değerlere sahip çıkmayı tercih etmeliyiz. Çünkü Alaçatı, hiçbir zaman bazı insanların zannettiği kadar küçük bir yer olmadı. Bundan sonra da olmayacaktır.
Kalın sağlıcakla…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.