İnsanlarla yaşamak için biricik yol sabırdır. platen hallermund
redfer
redfer

Tahta Karyola

Yorum

Tahta Karyola

2

Yorum

8

Beğeni

0,0

Puan

334

Okunma

Tahta Karyola

TAHTA KARYOLA
Ağustos ayının son günleriydi. Karadeniz’in tepelerine çöken sis, sabahın erken saatlerinde yerini çiğ damlalarıyla parıldayan bir serinliğe bırakmıştı. Bizim Silan köyünün dik yamaçlarından aşağıya doğru, henüz uyanan doğanın sessizliğini yırtan o tanıdık, ritmik ses yayılıyordu: “Gırç... gırç... gırç...”

Gözlerimi açtığımda üst odadaki eski yatağımdaydım. Son birkaç gecedir rüzgarın o korkunç uğultusu , tavan arasındaki tıkırtılar ve pencereye vuran ağaç dallarının sesleri yüzünden korkudan tir tir titremiş, yorganı kafama kadar çekmiştim. Evin büyükleri bu halimi fark etmişlerdi.

O sabah yataktan fırlayıp tahta zemine basarak buğulanmış pencereye koştum. Küçük ellerimle camı silip bahçeye baktım. Kocaman, gölgesi dünyayı kaplayan dut ağacının altında iki kişi vardı: Dedem Yahya ve köyün meşhur bıçkı ustası Süleyman Usta . Yan yana durmuş, koca bir gürgen tomruğunun başında ter döküyorlardı.

İki Kişilik Bir Ritim: Tomruktan Kalasa

Bahçede hummalı bir çalışma vardı. Bıçkı iskelesinin üzerine yatırılmış devasa gürgen tomruğu, kömür karasına bulanmış çırpı ipiyle milimetrik olarak işaretlenmişti. Dedem Yahya yukarıda, tomruğun üstünde duruyor; elindeki palanın kılavuzluğunu yapıyordu. Aşağıda ise, üzerine yağan talaş yağmuruna aldırmadan bütün gücüyle bıçkıyı kendine çeken Süleyman Usta vardı.

Tam o sırada, üst yoldan çarşıya doğru giden bir iki köylü geçiyordu. Davut denilen adam, bıçkı sesinin o muazzam ritmine karışan , gür ve yanık bir sesle
“Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle Kul kaderini yazar, dert gezer böyle Gönül kalesini yıktın kapattın Yâr elinden de beter, can bezer böyle”

Sesi öyle tok, öyle berraktı ki, bizim Silan köyünün vadilerinde çınlayıp karşı yamaçlardaki Keler Köyünün evlerine kadar ulaşıyordu. Üst yoldan geçen Davut bir an durdu, heybesini düzelterek aşağıya seslendi: "Kolay gelsin ağalar ! .Dedem karşılık verdi ve aleykum selam Davut Çavuş . Yine o davudi sesinle inlettin vadiyi!"

Süleyman Usta, bıçkıyı bir an bile durdurmadan, o kendine has esprili üslubuyla gürledi: "Aleykümselam Davut Kardeş ! Kayabaşı’na iniyorsan bizim fırıncıya söyle, ekmeği azıcık büyük tutsun. Bugün gürgen sert, karın çabuk acıkıyor!"
Davut Çavuş ve yanındaki adam gülüşerek yollarına devam ederken, babaannem Binnet, elinde dumanı tüten bir bakır ibrik ve tahta altlıkla bahçeye indi. Arkasından da halam, gözlerini ovuşturarak koşturuyordu.

"Kolay gelsin bey, kolay gelsin Süleyman Dayı," dedi babaannem Binnet, sesindeki o telaşlı ama şefkatli tonla. "Sıcak birer çay getirdim, azıcık soluklanın. Çocuk da yukarıda uyandı, size bakıyor."

Dedem Yahya, palanın sapını bırakıp alnındaki teri gömleğin koluyla sildi. "Gelsin bakalım bizim korkak uşak," diye yukarı, benim pencereme doğru baktı. "Gel ulan aşağı, korkma! Sana saray yatağı biçiyoruz burada!"

Sivane Köyünün Bezat’ı

Ben hemen üzerimi giyinip bahçeye fırlarken, üst yoldan aşağıya doğru yalnız başına yürüyen, adımları düzensiz, hırpalanmış ceketinin kolları ellerini kapatan o tanıdık siluet göründü. Karşı köyümüz Sivane’de oturan, aklı bir karış havada ama kalbi çocuktan temiz Bezat’tı gelen. Genelde yapayalnız gezer, kendi kendine konuşarak yolları arşınlardı. İçten içe ,ağlamaklı güzel bir sesle
“Âmine hâtun Muhammed ânesi... Ol sadeften doğdu ol dür dânesi...” Mevlid-i şerifi okurdu.

Onu gören mahallenin çocukları hemen çitin arkasında bitiverdi. Her zamanki gibi Bezat’la eğlenecek bir şeyler arıyorlardı. Çocuklardan biri arkasından bağırıp ıslık çaldı, diğeri yerden aldığı küçük bir çakıl taşını ayaklarının dibine fırlattı. Bezat birden durdu. Yüzü gerildi, gözlerini belerterek çocukların olduğu tarafa doğru döndü. Yumruklarını havaya kaldırıp o meşhur, gür sesiyle bağırdı:

"Canlarına gazyağı koyduklarım! Sizi gidi gazyağcılar sizi!"

Hırsla ve dengesiz adımlarla çocukların üzerine doğru koşmaya başlayınca, çocuklar çığlıklar atarak bahçe duvarının arkasına, sağa sola kaçıştılar. Bezat’ın öfkesi çabuk geçerdi ama çocukların bu huyu onu her seferinde çileden çıkarırdı.
Dedem Yahya bıçkı tezgahının üzerinden seslendi: "Bezat! Bırak uşakları, gel beri bakayım. Gel buraya!"
Bezat dedemin sesini duyunca duruldu, söylene söylene bahçe kapısından içeri girdi. Üzeri toz toprak içindeydi. Süleyman Usta, altındaki talaşları silkeleyip Bezat’a bir tabure uzattı. Babaannem Binnet hemen mutfaktan buz gibi ekşi bir ayran doldurduğu maşrapayı getirip Bezat’ın eline tutuşturdu.

Bezat maşrapayı iki eliyle kavradı, büyük bir iştahla birkaç yudum aldıktan sonra bıyıklarını elinin tersiyle sildi.
Dedem Yahya, "Eee Bezat," dedi gülümseyerek. "Sivane’de ne var ne yok? Ne geziyorsun sabahın bu vaktinde tek başına bizim Silan’ın yollarında?"

Bezat maşrapaya bakıp derin bir iç çekti. "Sivane’de ekmek yok Yahya Ağa," dedi başını sallayarak. "Radyo diyor ki kıtlık var. Gazyağı da yok. Bu uşaklar da hep benim canıma gazyağı koymaya çalışıyor. Ben de Kayabaşı’na gidiyorum, dükkanlara bakacağım. Belki fırıncı bana sıcak bir simit verir."

Süleyman Usta araya girdi, esprili bir tavırla Bezat’ın omzuna vurdu: "Yahu Bezat, senin canına gazyağı koyanlara bakma sen. Bak biz burada gürgen biçiyoruz. Şu uşağa korkmasın diye tahtadan karyola yapacağız. Sen söyle bakalım, gürgen tahtası mı iyidir, çam mı?"

Bezat başını göğe doğru kaldırdı, sanki çok mühim bir hesabı çözüyormuş gibi düşündü. "Gürgen serttir Süleyman Usta," dedi ciddiyetle. "Ayıları kaçırır, canavarları kaçırır. Uşak bunun üstünde yatarsa mektepte de birinci olur. Ama o arkadaki uşakların canına gazyağı koymak lazım!"

Hepimiz Bezat’ın bu haline gülüştük. Babaannem Binnet onun cebine bir avuç fındık ile bir parça mısır ekmeği sıkıştırdı. Bezat ayranını bitirip maşrapayı teslim etti, dualar ederek, yine kendi kendine mırıldanarak Kayabaşı’na doğru yoluna devam etti.

Memleket Ahvali ve Radyonun Sesi

Bezat’ın gidişinin ardından bahçede yine o ağır, düşünceli hava hakim oldu. Süleyman Usta derin bir iç çekti. "Yahu Yahya," dedi dedeme dönerek. "Bezat yarım aklıyla gazyağı yok diyor ama haklı. Dün akşam kahvede radyoyu dinledim. Ajans yine kara haberler verdi. Siyaset iyice karışık, memleketin hali duman. Gaz yağı bulamaz olduk, kışın ne edeceğiz?"
Dedem Yahya başını salladı, yüzündeki derin çizgiler daha da belirginleşti. "Sorma Süleyman," dedi. "Piyasada para dönmüyor. Mahsulü satıyoruz, karşılığı kuşa dönüyor. Haftaya okullar da açılacak. Bu uşağa önlük lazım, defter kitap lazım. Biz burada koca gürgeni deviriyoruz ama şehirdeki fırtınayı durdurmaya gücümüz yetmiyor."

Süleyman Usta havayı dağıtmak için bana göz kırptı: "Sıkma canını Yahya Efendi! Bu uşak mektebe başlayacak ya, zihni açık olsun diye ona öyle bir karyola yapacağım ki, üstüne yattı mı her rüyasında bir kitap bitirecek! Bezat bile bildi işi, gürgen serttir, korkuyu morkuyu unutturur adama."

Halam, mutfaktan taze pişmiş mısır ekmeğini getirirken söze girdi: "Üst odada tek başına barınamıyor geceleri. ’Canavarlar geliyor’ diye ağlıyor. Bizim odanın köşesine kuracağız bu karyolayı. Gözümüzün önünde olsun, hem haftaya mektepli olacak, dizimizin dibinde dersini çalışır."

Ben ise sadece Süleyman Usta’nın o nasırlı ellerine ve çırpı ipinin çıkardığı simetrik çizgilere bakıyordum. Benim için o an ne ekonomik sıkıntıların, ne radyodaki o gergin siyasi haberlerin, ne de yaklaşan okul masraflarının bir önemi vardı. Benim tek derdim, o koca gürgen ağacının ruhundan bana kalacak olan güvenli sığınaktı.

Akşama doğru, Süleyman Usta’nın gür sesiyle okuduğu dualar eşliğinde tomruk tamamen kalaslara ayrılmıştı. Bahçe baştan aşağı gürgen kokuyordu. Dedem Yahya, Süleyman Usta’nın kuşağına birkaç kuruş sıkıştırdı, babaannem Binnet de torbasına un ve kurutulmuş meyve koydu. Usta, heybesini omzuna atıp, "Selamun aleykum" diyerek yine o gür sesiyle “Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle Kul kaderini yazar, dert gezer böyle” devamını okuya okuya bizim Silan köyünün yollarından Sivane’ye doğru gözden kayboldu.

Birkaç gün içinde o tahtalar dedem Yahya’nın elinde pürüzsüzleşti, çiviler çakıldı ve alt odanın en kuytu, en sıcak köşesine yerleştirildi. Üzerine babaannem Binnet’in serdiği mis kokulu yün yatakla birlikte, o Tahta Karyola artık benim sığınağım olmuştu. Ne radyodan yayılan o karanlık dünya haberleri, ne Bezat’ın peşinden koşan çocukların gürültüsü, ne de yaklaşan okulun ilk gün heyecanı o karyolanın gürgen kokusunu bastırabildi. Ben o kış, dedem Yahya ve Süleyman Usta’nın alın teriyle biçtiği o tahtaların üzerinde, hayatın tüm fırtınalarına karşı ilk defa kendimi güvende hissederek uyudum.

İlyas Kaplan Redfer

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Tahta karyola Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Tahta karyola yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Tahta Karyola yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
emre vehbi alkan
emre vehbi alkan, @emrevehbialkan
19.6.2026 08:59:41
Kelimeler böylesine mükemmel, böylesine derin ve böylesine duygu yüklü olduğundan yazdıklarınız sanata dönüşmüş. Başarılarınız daim olsun güzel insan…

emre vehbi alkan tarafından 19.6.2026 09:06:42 zamanında düzenlenmiştir.
mesakin
mesakin, @mesakin
19.6.2026 20:35:41
Güzel,bir şiir olmuş tebrik ederim başarılarının devamını dilerim selam ve saygılarımla
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL