1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
106
Okunma
Bu kil toprak üzerinde boylu boyunca uzanan o buz mavisi ceset benim. Henüz taze ölüyüm. Rahmetli babannem beni doğar doğmaz tuzlu suyla yıkadığı için öyle kolay kokmuyor tenim. Sizinle aramızdaki tek fark bu da değil. Dahası var. Sizi yeryüzünde hatırlayan son kişi de öldüğünde sizin ruhunuz da sizinle beraber silinip gidecek. Oysa ben yaşarken öyle bir iz bıraktım ki benim ruhumun çekilmesi için en azından bir sonsuzluğun.. Nagehan’ın beni unutması gerekecek. Tabi bu ölümsüzlük fikri iyi birşey mi ona pek emin değilim.
Zgetvar kalesinde bir adam
-ki herşey silinip gidiyorken hayatından
O s’on saniyede/
Ekmeğini bölüştüğü kadını düşündü
Nagehan’ı
Sonra Mahinur’u
/ve komutanı
Bir daha düşünmedi..
"Gerilir zorlu bir yay
Oku fırlatmak için;
Gece gökte doğar ay
Yükselip batmak için
Mecnûn inler, kanını
Leylâ’ya katmak için
Cilve yapar sevgili
Gönül kanatmak için
Şair neden gam çeker?
Şiir yaratmak için"
Nagehanla tanışmam çocukluktan yeni çıktığım zamanlara dayanır. Ortada bir başı kesik çift başlı bir ejderha gibi çırpınıyorken yalnızlığım -ki çocukluğumu çocuğuma anlatmam- sanki bir el tek boynuzlu bir atı boynuzundan kavrar gibi beni avuçlarına hapsetti.
- Pardon. Birine mi benzettiniz? Neden öyle bakıyorsunuz yüzüme?
- Gözleriniz. Siyah ama güneş yüzünüze vurduğunda tuhaf bir şekilde yeşile dönüyor.
- Öyle saçma şey olur mu!
O an için Nagehan belki arkasını dönüp gidecekti ama yirmi metre ileride deri çantasından çıkardığı aynayla gözlerini kontrol edecekti.
Bir gün bir gemide.. bir gün bir köşe başında.. hatta bir gün hiç ummadığı bir yerde çıktım onun karşısına. En çok da o malum parkta. Tek kelime daha etmeden. Sonunda o gün geldi. Yağmur altında bir başına salıncakta sallanıyordu. Yanındaki salıncağa kuruldum.
- Siz benden ne istiyorsunuz kuzum? Baştan söyleyeyim. Çok isteyenim var benim.
- Çok isteyen değil bedelini ödeyen alır!
- Bedel mi.. Nasıl yani?
Sırılsıklam edecek bir yağmur yağıyordu. Kesik bir ıhlamur kokusu duyuldu parkta. Belki on saniye kadar derin derin içime çektim. Burnumdan alıp ağzımdan verdiğim her nefes sanki son hücreme kadar beni yeniliyordu. Rahmetli babannemin zorla boynumda taşıttiğı o muskayı çıkarıp Nagehan’ın avucuna sıkıştırıp konuşmaya başladım.
- Yedi bela atlattım ben. Yanma tehlikesi, boğulma, çarpılma vs.. Çocukluğumun zor geçtiğini gören rahmetli babannem kendi elleriyle hazırladı bunu. Onun duaları var üzerimde. Ondan sonra da daha birşey olmadı şükür ama bana "sakın boynundan çıkarma" dedi.
- Niye çıkardın o zaman?
- O muska benim herşeyim. Sana herkes herşeyi verebilir belki ama kimse sana herşeyini vermez. Sadece bil istedim.
Tam yirmi yılım geçti Nagehanla. Bir de kızımız oldu. Nagehan’ın da rızasıyla rahmetli babannemin ismini verdim. Tabi yanına bir ek isim koyarak.
Sonra bir gün..
- Ali Osman! Sana birşey söylemek istiyorum. Üzülmeni istemem ama içimde kalmasın. O muskanın içi boşmuş biliyor musun!
(Kızım da merakla bizi dinliyordu)
- Biliyorum..
Nagehan gözlerime kilitlenmişti.
- Bana yalan söyledin!
- O gün seni kaybetmemek için söyledim. Birşeyler yapmalıydım. Sonra bir zamanlar okulda öğretmenimin bir sözü geldi aklıma. "Göğsünüz daraldığında on saniye burundan derin nefes alıp sakince ağızdan verin". Ben de öyle yaptım. Ihlamur kokusu geldi burnuma. Muskaya takıldı gözüm. Sonra da ilk aklıma geleni söyledim.
Nagehan önce biraz şaşırmıştı ama sonrasında niyetimi anladı ve bana kızmadı. Oysa kızım ilk fırsatta beni yalnız yakalayıp beni çok iyi tanıdığını belli etti.
- Baba bu öğretmen hikayesi de doğru değil di mi!
- Değil kızım..
- Ben de öyle tahmin etmiştim. Neden yalan söylüyorsun anneme?
(Ağlamaklı olmuştum)
- Rahmetli babannem..
- Baba! Lütfen. Senin babannenin sen doğmadan önce vefat ettiğini biliyorum!
- Tolstoy, Anna Karanina öldüğünde bir cenin pozisyonunda uzanıp saatlerce ağlamış. Ben ağlamışım çok mu..
Bir anlığına gözümü kapayıp açtığımda kendimi elimde bir silahla hiç tanımadığım bir şehrin surlarında buldum. Omzumdan oluk oluk kan akıyordu. Yanımdaki rütbeli asker o an anlayabildiğim bir dilde bir taraftan bana "iyi misin" diye seslenirken bir taraftan aşağıya "Zgetvar Düşmeyecek" diye bağırıyordu. Sonra yine bana seslendi.
- Nagehan kim? Nişanlın mı yoksa. Tabi ya.. Dayan asker. Uyuma sakın. Sar şununla omzunu. Ona kadar say. Derin derin nefes al ver. Hele burdan bir çıkalım. Kendi ellerimle kavuşturucam seni sevdiğine..
- Komutanım. On saniye çok uzun bir zaman..
Aşağıya baktım. Yüzlerce düşman askeri surları aşmak için toplanmıştı. Heryer toz duman olmuş burnum kendi kanıma yapışmış kil toprak kokusuyla dolmuştu. Az sonra komutan da vurulunca sıkı sıkı silahımı kavradım.
İçinde tek bir mermi kalmıştı.
Zgetvar kalesinde bir adam
-ki herşey silinip gidiyorken hayatından
O s’on saniyede/
Ekmeğini bölüştüğü kadını düşündü
Nagehan’ı
Sonra Mahinur’u
/ve komutanı
Bir daha düşünmedi..
"Gerilir zorlu bir yay
Oku fırlatmak için;
Gece gökte doğar ay
Yükselip batmak için
Mecnûn inler, kanını
Leylâ’ya katmak için
Cilve yapar sevgili
Gönül kanatmak için
Şair neden gam çeker?
Şiir yaratmak için"
Çınnnn...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.