1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
74
Okunma
Güz rüzgarlarının sokakları sarı yapraklarla doldurduğu o uzak kasabada, ahşap kokulu küçük bir sahaf vardı. Kitapların kokusu, geçmiş zamanın hatıralarıyla birleşip havada asılı kalırdı.
Murat ve Nazlı, elli yıl önce tam da bu dükkanın en arka rafında, tozlu bir şiir kitabına aynı anda uzandıklarında tanışmışlardı. Murat, o gün Nazlı’nın gözlerinde gördüğü o ürkek ama derin bakışı hiç unutmadı. Nazlı ise murat’ın kitabı ona devrederken gösterdiği o zarif mahcubiyete aşık olmuştu. O günden sonra hayat, onlar için aynı kitabın sayfalarını birlikte çevirmek gibi akıp gitti.
Yıllar içinde o küçük kitapçının hemen yanındaki ahşap masalı kafeterya, onların sadık sığınağı olmuştu. Her evlilik yıldönümünde, dünyadaki tüm telaşı kapının dışında bırakıp o aynı masaya otururlar, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak kendi hikayelerini ilk günkü heyecanla yeniden anlatırlardı.
Murat, her defasında Nazlı’nın ellerini tutar, "O gün o tozlu rafların arasında sana rastladığımda, hayatımın en güzel mısrasıyla karşılaştığımı anlamıştım," derdi. Nazlı ise hafifçe tebessüm eder, Murat’ın heyecanından dökülen kelimeleri, zor zamanlarda birbirlerine nasıl omuz verdiklerini ve sevginin sabırla nasıl büyüdüğünü anlatarak ona eşlik ederdi. Bu masa, onların geçen yıllara, gençliğin gidişine ve hayatın fırtınalarına karşı sevgiyle inşa ettikleri sarsılmaz bir kaleydi.
Artık yetmişli yaşlarının sonlarında oldukları o ellinci yılın sabahında da Murat, dizlerindeki sızılara aldırmadan mutfaktan gelen o tanıdık tıkırtılara doğru yürüdü. Nazlı, pencerenin kenarındaki sallanan sandalyede oturmuş, gözlüğü burnunun ucunda, yarım kalmış bir örgüyü tamamlamaya çalışıyordu. Murat, usulca arkasından yaklaşıp omuzlarına hırkasını bıraktı. Eğilip, gençliğindeki gibi kokan o beyaz saçlardan öptü.
"Hâlâ ilk günkü gibi heyecanlandırıyorsun kalbimi, Nazlı," diye fısıldadı.
Nazlı başını kaldırıp kocasının gözlerinin içine baktı. O gözlerde, elli yıl önceki sahafta ve o küçük masada kendisine aşkla bakan o genç delikanlıyı gördü. Sadakat, onlar için bir sözden daha fazlasıydı; geçen yılların, değişen dünyanın ve yaşlanan bedenlerin ötesinde bir ruh ortaklığıydı.
Murat, ceketinin cebinden özenle sarılmış küçük bir paket çıkardı ve Nazlı’nın titreyen ellerine bıraktı. Nazlı paketi açtığında gözyaşlarını tutamadı. Bu, elli yıl önce o dükkanda aynı anda uzandıkları, sayfaları sararmış, kenarları aşınmış o ilk şiir kitabıydı. Murat, dükkan kapanmadan yıllar önce onu sahaftan satın almış ve bir sır gibi saklamıştı.
Nazlı kitabı göğsüne bastırdı. "Biz bu kitabın her satırını, o masada birbirimize anlattığımız her bir anıyla birlikte yaşadık, Murat," dedi sesi titreyerek.
Murat, eşinin yanına oturdu ve ellerini kendi ellerinin arasına aldı. Artık eskisi gibi pürüzsüz olmayan, damarları belirginleşmiş bu elleri öptü. "Sadece sayfaları değil, ömrü de paylaştık," dedi. "Hastalıkta, zorlukta, dünya her değiştiğinde arkama baktığımda hep seni gördüm. Benim bu dünyadaki tek sığınağım senin bu sadakatindi."
Final
Akşam çökerken, odanın içini şöminenin sıcak ışığı kapladı. İki yaşlı insan, birbirlerine yaslanmış bir halde, ellerindeki o eski şiir kitabına bakıyorlardı. Nazlı titreyen parmaklarıyla kitabın kapağını araladı. Sayfaların sararmış dokusu, elli yıllık yaşanmışlığın kokusunu odaya yaydı.
Kitabın tam ortasında, o ilk gün tanışmalarına vesile olan şairin dizeleri duruyordu. Ancak sayfanın kenarına, Murat’ın elli yıl önce kendi el yazısıyla düştüğü küçük bir not vardı. Nazlı, gözlerini silerek o eski yazıyı okudu:
"Bu kitaptaki tüm kelimeler güzel, ama hiçbiri seni ilk gördüğüm an kalbimin ritmini değiştiren o sessiz şiir kadar derin değil. Ömrüm seninle yeniden yazılacak, nazlı." yazıyordu.
Nazlı, yaşlı gözlerini kitaptan kaldırıp Murat’a baktı. Kitap ve o masada paylaşılan hikayeler birer semboldü; ama onların içinde taşınan sadakat gerçeğin ta kendisiydi.
O an, odadaki sessizlikte bu şiir kitabı üzerinden yükselen bir hakikat haykırıyordu: Aşk ve sadakat.
Zaman acımasızdı; gençliği, güzelliği, gücü ve dünyadaki maddi olan her şeyi yavaş yavaş eritip yok ediyordu. İnsan yaşlanıyor, hafızalar zayıflıyor ve dünya hızla değişiyordu. Ancak bu amansız akışa karşı koyabilen, zamana meydan okuyan tek bir güç vardı; o da çıkarsız, hesapsız bir sevgiyle birbirine bağlanmış iki kalbin sadakatiydi.
Tıpkı o sahafta başlayan, o masada fısıldanan hikayelerle büyüyen ve elli yıl boyunca hiç eksilmeden taşınan bu tatlı hikaye gibi... Dünyada her şey eskiyip silinirken, sadece böylesi bir sadakatle sevilenlerin ve sözüne sadık kalanların hikayesi sonsuza dek en güzel şiir olarak kalacaktı tüm kitaplarda ve kalplerde. Çünkü sevgi emekti çünkü sevgi aşk’tı çünkü sevgi sadakat’ti…
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.