15
Yorum
43
Beğeni
4,9
Puan
439
Okunma


Sabah gözümü açtım, şöyle bir gerindim ve mutfağın yolunu tuttum; kahve makinesinin o tanıdık hırıltısı başlarken kafamda tek bir soru vardı: "Eee, bugün kime kızalım?" Şöyle ağız tadıyla, kendimizi dev aynasında devleştirip karşımızdakini karınca gibi göreceğimiz o meşhur "haklılık" mesaisine başlamak için can atıyordum. Elime kupamı alıp ilk yudumu çekerken zihnimdeki listeyi şöyle bir yokladım; önce Dürdane geçti aklımdan ama "Yok," dedim kendi kendime, "ona daha geçen salı günü öyle bir kızmıştık, öyle bir nankörlükle suçlamıştık ki kadını rüyamızda bile mahkemeye vermişliğimiz var; o kontenjanı iyice doldurduk, bugün taze bir nefes lazım."
Peki o zaman, Şükufe! Evet, bence bugün Şükufe’ye kızalım; ona hiç bu kadar derinlemesine, şöyle doya doya kızmamıştık sanki. Hani geçen gün bir tarif verirken içine "yarım kaşık tuz koy" demişti de yemeğin tadı azıcık eksik kalmıştı ya, işte bu tam aradığım fırsattı! "Vay efendim," diye başladım kurmaya, "bu kadın kesin benim mutfaktaki itibarımı sarsmaya çalışıyor; sinsi sinsi o tuzu az söyleyerek benim misafirlere rezil olmamı bekledi, ne kadar da bencil, ne kadar da kendini beğenmiş bir tavır bu!" derken tam o esnada mutfak aynasındaki aksimle göz göze geliverdim. Aynadaki o tip —yani ben— bana öyle bir "Hadi oradan" bakışı attı ki o sıcak kahve boğazıma takıldı; çünkü Şükufe’nin yarım kaşık tuzuna takılan bu "Kusur Avcısı" yanım, daha dün akşam kendi yaptığı yemeği yakıp da "Canım, tencerenin dibi tutunca karamelize oluyor, lezzeti orada," diyerek kendi beceriksizliğini gurme bir sanata dönüştürmemiş miydi?
İşte bizim o meşhur "kendimizi hep üstün gören" halimiz tam burada devreye giriyor; başkası hata yapınca sanki dünya yerinden oynamış, sanki o kişi doğrudan bizim çok değerli şahsiyetimize savaş açmış gibi köpürüyoruz da kendi dağ gibi kusurlarımızı "İnsanlık hali, canım ne var bunda?" diyerek üzerini çiçekli battaniyelerle örtüp uyutuyoruz. Kendi hatamız olunca hemen gökyüzüne dilekçe verip "Rabbim, Sen affedicisin; benim niyetim çok temiz, kalbim pırlanta gibi," diye sığınıyoruz da iş karşı tarafa gelince birdenbire elimizde adalet tokmağıyla en sert yargıç kesiliveriyoruz. "Bana bunu nasıl yaparlar?" diye söylenip dururken aslında o cümlenin altındaki kocaman, şişmiş egomuzu hiç fark etmiyoruz; sanki biz bu dünyaya özel üretim, hatasız ve porselen bir biblo gibi gelmişiz de geri kalan herkes bizim etrafımızda kusursuzca dönmek zorundaymış gibi bir havaya giriyoruz.
Aslında Şükufe telefonu geç açtığında "Hadsiz!" derken, biz üç gün önce bir yakınımızın aramasını "Şimdi hiç çekemem" diyerek meşgule attığımızı unutuveriyoruz; başkasının kapısının önündeki tek bir çöpü görüp "Ne kadar da pasaklılar!" diye naralar atarken, kendi içimizdeki o toz dumanı görmemek için gözlerimize resmen perde indiriyoruz. İnsan kendine ne kadar da kör olabiliyormuş meğer; başkasını eleştirmek, o kişinin hatasını mikroskopla inceleyip büyütmek, aslında kendi eksiklerimizi saklamak için bulduğumuz en ucuz ve en konforlu sığınakmış. Karşı tarafa hiç ılımlı bakmıyoruz, "Acaba onun da mı başı ağrıyordu, o da mı yorgundu?" demiyoruz da, mesele kendimiz olunca bin tane bahaneyi bir araya getirip kendimizi pürüpak çıkarıveriyoruz işin içinden.
Kahve soğumaya başlarken fark ettim ki, ben Şükufe’ye ya da Dürdane’ye değil, kendi içimdeki o bitmek bilmeyen "Ben en iyiyim, ben hep haklıyım" diyen şımarık çocuğun sesine kızıyorum aslında. Şimdi o "Bana yapmamalıydı" diye kurduğum keskin cümleleri yavaşça masaya bırakıyorum; çünkü başkasının günahına hâkim kesilip kendi günahına avukat olmak, insanın ruhuna en ağır gelen yükmüş.
Belki de bugün yapılacak en güzel şey; hep dışarıyı işaret eden parmağımı yavaşça kalbime indirip, ’Bak bakalım Kusur Avcısı; bugün başkasının hatasına büyüteç tutmak yerine, kendi içindeki hangi tozu toprağı süpüreceksin?’ diye sormak. Sonuçta biz, başkalarında kusur aradığımız kadar değil, kendi eksiklerimizi dürüstçe kucaklayabildiğimiz kadar insanlaşıyoruz. Kahve fincanımı lavaboya bırakırken aynadaki o aksime bu kez yargılayan bir yabancı gibi değil, hatalarıyla barışmaya hazır bir dost gibi gülümsüyorum. Ne de olsa insan, kendi içindeki gürültüyü susturabildiği ölçüde huzur buluyor...
Not: Kusur Avcılığı ofisimiz bugün tadilat nedeniyle kapalı!
İçeride yoğun bir öz eleştiri temizliği yapılıyor;
eski haklılıkları rafa kaldırıp yerlerine biraz hoşgörü yerleştiriyoruz.
.Linares.
5.0
95% (21)
3.0
5% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.