İnsanları ikna edemezsen akıllarını karıştır. harry s. truman
Veli Aykar
Veli Aykar

Bizim Pehlivanlar

Yorum

Bizim Pehlivanlar

( 1 kişi )

0

Yorum

2

Beğeni

5,0

Puan

67

Okunma

Bizim Pehlivanlar

Bizim Pehlivanlar

Bizim Pehlivanlar

Çocukluğumda, bizim köyde tarlası, malı maşatı az olan; harman, değirmen işi tez biten, dar gelirli aileler ağustos sonlarında Aydın, Söke taraflarına pamuk işçiliğine giderlerdi.

Kap kacak, yatak yorganları kamyon kasasına yüklerler; eşyaların üzerine çoluk çocuk otururlardı. Köyden ayrılışları hüzünlü olurdu. “Çıktım gurbet ele geri gelinmez/ Kimler de öldü kimler kaldı bilinmez,” diye gurbet havası eşliğinde tozu toprağa katarak köyden ayrılırlardı.

Kasım sonlarında yüzleri güneş yanığı, aldıkları yeni giysilerle şen şakrak dönerlerdi. Onlarla giden çocuklar ancak kasım ayı sonlarında okula başlarlardı. Çocuklar allandıra pullandıra gittikleri, gördükleri yerleri bize anlatırlardı. Benim gibi bu yaşamı bilmeyen çocuklar onların etrafında kümeleşir ağzımız açık dinlerdik onları. Denizli’yi, Nazilli’yi, Aydın’ı, Söke’yi, akıp giden trenleri, uçsuz bucaksız pamuk tarlalarını düşlerdik. Bal gibi akan incirler, şeker tadında şeftaliler, portakal bahçeleri... Neler, neler...

Sınıf arkadaşım Hüseyin Ali okul bahçesinde ağzından bal damlar gibi anlatırdı. Tatlandırmak için üçe beş kattığını düşünsek de sözünü kesmezdik onun. Bizim de analarımız, babalarımız oralara götürse diye hayıflanırdık. Oysa bizim ne harmanımız biter, ne pancarımız eksilir, ne de mısırlarımız tükenirdi. Kendi işimiz başımızdan aşkın olurdu.
Hüseyin Ali’nin çocukluğu böyle geçti. Annesi ölünce aile sarsıldı. Babası yaşama küstü, içine kapandı. Hüseyin Ali yeni yetme delikanlıyken köyden bir çıkış çıktı ki aradan geçen altmış yıldır izine rastlanmadı. Sağ mı, ölü mü, gören duyan oldu mu hiç bilinmedi...

Bizim köylüler Söke Sarıkemer taraflarında pamuk toplarken komşu köyde düğün güreşi olduğunu duymuşlar. Atadan kalma pehlivanlık duyguları kabaran Sazakoğlu ve Ali Çavuş güreşe gitmeye karar vermişler. Emanet buldukları kispetleri omuzlayıp düğün evine varmışlar. Düğün sahibi Ağa bunları baştan aşağı süzmüş. Ali Çavuş uzun boylu, elleri yaba gibi bir delikanlıymış. Sazakoğlu kısa boylu, ensesi hırsız kedi ensesi gibi kalınmış. Dolgun ve göbekli bir gençmiş.

Ağa, “Siz nerelisiniz pehlivanlar?” diye sormuş.
“Biz Acıpayamlıyız, sizin anlayacağınız Garbikaraağçlıyız,” diye yanıtlamış bizimkiler.
“Duyarım sizin memleketten iyi pehlivanlar çıkarmış.”
“Öyledir ağam bizde sırtına zeytinyağı değmemiş genç yoktur.”
“Hangi ayakta güreş tutacaksınız?”
“Siz nasıl münasip görürseniz ağam.”
“Öyleyse başa güreşin. Başa güreşecek başka pehlivan gelmedi de.”
Sazakoğlu ve Ali Çavuş bir an birbiriyle göz göze gelmiş, sonra:
“Tamamdır ağam,” demişler.
“Hanginiz kazanırsa ödülünüz şu karşıdaki koç olacak,” demiş ağa.

Bizimkiler kıvrım kıvrım boynuzlarına portakal saplanmış, sırtı kınalı koça hayranlıkla bakmışlar. Sonra kispetlerini giyip bir güzelce yağlanmışlar. Sıra baş güreşlere gelince Sazakoğlu ‘bu sırık beni yener’ diye düşünmüş.

“Bak Ali Çavuş biz ahım şahım pehlivan değiliz. Şöyle biraz oynaşalım, gösteri yapalım, sonra yenişemedik deyip berabere ayrılalım. Birbirimizi hırpalamayalım,” demiş.
Ali Çavuş:
“Haklısın Sazak, alt üst yapıp biraz boğuşalım ki seyirciler pehlivanlar ustaymış diye düşünsünler,” demiş.
Ali Çavuş safça, her söylenene hemencecik kanan biriymiş. Hile hurda bilmezmiş. Sazakoğlu ise kafasında kırk tilkiyi dolaştırıp, kuyruklarını birbirine değdirmeyen yapıda biriymiş.

Çok gösterişli peşrevden sonra el enselerle güreşe başlamışlar. Sazakoğlu pis pis gülerek “Kavlimizi unutma Ali Çavuş,” diye fısıldarmış. Ali Çavuş istese uzun bacaklarıyla atacağı bir tırpanla Sazakoğlu’nu yenecek güçteymiş. Çavuş hep kavillerini düşünerek güreşirken bir anda boş bulunmuş, Sazakoğlu kündeyi doldurup Ali Çavuş’u yenivermiş. Çavuş, “Ulan Sazak yapacağın kancıklığı yaptın!” diye yerden kalkarken Sazak, “Koç benim! Koç benim!” deyip ağanın önünde diz çöküp, temenna yapmış.

Sazakoğlu’nun elinde koçun ipi, koç peşlerinde yola çıkmışlar. Ali Çavuş’un yüzünden düşen bin parçayken, Sazakoğlu pişmiş kelle gibi sırıtırmış. Bu arada akşam olmuş, gece bastırmış.

Menderes kıyısında konaklayan bizim köylüler bunların gecikmesinden şüphelenmişler. Dayıbaş,ı[1] Avni’nin Musa denilen genci çağırmış. “Oğlum koş bak bakalım bunların başına bir iş gelmesin!” demiş.

Musa ölüyü güldürecek yapıda, adam işletmede üstüne olmayan, mizah ustası bir delikanlıymış. Karanlıkta bunların geldiğini görmüş. Sazak bir koçu yedeğinde getiriyormuş. ‘Demek ki o yenmiş,’ diye düşünmüş. ‘Ama Ali Çavuş bu adam kütüğüne yenilmez ki. Bunda bir bit yeniği var,’ deyip arkalarına dolanmış. İkisinin tartışmalarından bunların kavli bozduğunu öğrenmiş. Yavaşça yaklaşıp çakısıyla koçun ipini kesip, koçu milliğe, sazlar arasına saklamış.
Dayıbaşı ve bizim köylüler pehlivanları karşılamışlar.

“Ne oldu? İkiniz de mi yenildiniz? diye sormuşlar.
Sazakoğlu:
“Ben yendim, ben!” diye gürlemiş.
“Ne kazandın?
“Koç kazandım, koç!” diye böbürlenmiş Sazakoğlu.
Dayıbaşı, “Hani oğlum koç nerede?” deyince Sazakoğlu ipin ucu elinde gerine dönünce başından kaynar sular dökülmüş gibi kıpkırmızı olmuş. Ali Çavuş, “Oh olsun! Haydan gelen huya gider!” diye gülmeye başlamış. Olanı biteni bir bir anlatmış.

Bu arada Avni’nin Musa geri gelmiş. “Ben bu koçu bulurum ama bir şartım var. Ekşioğlu yarın koçu kessin, kebap çevirsin ve tüm ırgatlar çoluk çocuk yiyelim,” demiş. Dayıbaşı ne derse sözünden çıkılmazmış. “Ne güzel olur!” diye öneriyi onaylamış.

Avni’nin Musa koçu sazlıktan getirmiş. Ertesi günü tüm pamuk işçileri dudaklarını yalaya yalaya kebap yemişler. Aylardır et görmeyen mideleri bayram etmiş...

01.05.2026
Veli Aykar
Emekli Öğretmen-Yazar
[1] Dayıbaşı, ırgatları toplayıp getiren, pamuk ağası ile ırgatlar arası ilişkileri düzenleyen köylü

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Bizim pehlivanlar Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Bizim pehlivanlar yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Bizim Pehlivanlar yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL