1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
241
Okunma
(Erdemli İlmekler)
“Töremizde kilim demek ilim demektir
Kilim sevdadır özlemdir derttir istektir”
Dilime takılan bu türkü; bana Erdemli’den ilim irfan ve erdem sahibi, dostum Halil Gülşen’i hatırlattı. Hani “Kıl çadırı saray bildim.” diyen kendinden emin kalbi ak pak has yörük evladı halilimi. Ruhu ruhuma temas edip uzaklardan gönlünün sesine kulak verince kalemim dile geldi. Hayalimde onlarca farklı ilmekten figürden mürekkep bir kilim belirdi. Kilimdeki her bir ilmek bir mısra, her bir nakış hayata dönüştü.Kardeşimin engin hoşgörüsüne sığınarak kalemin müsaade ettiği sınırları yoklayarak bir yazı yazmak istedim.
Daha çok film sahnelerinden hatırlayacağımız can çekişen bir hastanın kalp grafiğindeki o çizgi ne zaman düzleşirse, hayat orada durmuş, hitama ermiştir. Oysa burcu burcu kır çiçekleri kokan, buğu buğu hicran dokuyan yörüklere has bu motiflere bir bakın, hiçbiri dümdüz değil canlıyım hayattayım dercesine her bakışa farklı bir nakış dokur.
Kıvrımları, zikzakları,hareketleri yörüklerin göçlerini günlük yaşantılarını yedi yirmi dört canlı yayın yapar gibi işler desen desen. Tabiatla iç içe capcanlı bu hayatın kilimdeki izdüşümü her bir motifin eşsiz çizgilerinin iniş çıkışında, o ilmeklerin canlılığıyla resmedilir.
Kilim tezgahının insana ninni gelen tıkırtısında okunan her Fatihada hatırası dipdiri “Sen Güldükçe Uzaklardan” tesellisine sığındığımız üzerine gani gani rahmet konası annemizin sesi yankılanır: "Kitap torbasına göbek bağını koydum." İşte dipdiri yaşanmış bir hayatın kalp atışlarıyla can bulan sonsuzluğa atılan ilmeklerin orjinalini bilemesekte , kalbimizde terennüm eden hikayecikleri:
İlmek ilmek binbir emek nakış nakış hicran kokan “Elibelinde” Erdemli’nin yaylalarında hayata karşı dimdik durmayı başaran yiğit mi yiğit iki dirhem bir çiğit Anadolunun has yörük anası asil ve vakur Türk kadınıdır. Cömert, işbilen,işi bilen, derleyen,toparlayan cesur mu cesur bu Anadolu kadınının bu eşsiz duruşu her türlü düzensizliğe nizam veren bir ulu haykırış, torosları kıskandıran asaletin vücut bulmuş halidir. Umudu katık edip, gurbet yolunu beklerken nabzın en hızlı attığı anı simgeleyen zerafetin en görkemli yansımasıdır. Bir moda yürüyüşünde en zarif mankenin hiçbir zaman ulaşamayacağı eli belinde duruşu yörük kadını için olağandır.Belki de göremediğimiz eksikleri, detayları sadece bakışıyla ayar veren validelerimizin sözsüz iletişim becerisinin zirvesidir. Artık hangi elinde terlik var kestirmesi, kaçılması imkansız güdümlü ve şefkat yüklü terliğin hedefi olmaksa biz evlatlar için en büyük onurdur.
“ Koç Boynuzu” Toroslar’ı mekan tutan o sarsılmaz iradenin gücünü yansıtır. Zülkarneyn denince akla gelen bu eşsiz figüre ne anlam yüklenirse yüklensin çağlar ötesi ve çağlar üstü bir sembol olduğu çok açıktır.Allahü alem obanın bereketini koruyan bir işarettir.
“Su Yolu” hayat , tıpkı Lemas Çayı gibi sarp akar. Hani “ İnsan bu su misali…” diyen şairin benzetmesini sal yapıp "Bahar seli nazlı nazlı akarken" diye resmedilen bu desen asla düz olamaz .Akan, tazelenen ve direnen bu olağanüstü bir döngünün ete kemiğe bürünmüş şeklidir.Bu direniş sonsuz bir vuslata erişmek için dağa taşa iz bıraka bıraka akışı, ilk cemrenin gönülleri yakışıdır. Bu akış sonsuzluğa selam çakan en güzel nakış ve insan ömrünün serencamını resmeden bir nihandır.
“Bereket” Erdemli’nin mümbit topraklarında yetişen turuncun yüzlerce çeşidinden tutunda dağlardan esen rüzgarla taşınan binbir çeşit çiçeklerin rengiyle, kokusuyla eşsiz görüntüsüyle birbirine karışmış bir şükür duasıdır. Tabiatın çiçeğiyle, böceğiyle bize sunduğu bu eşsiz bereket huzurun ta kendisi, sürekli yenilenen mutluluk kaynağının menbağıdır. Göğün ikramının yeryüzüne bir teşekkür nişanesi olarak dokunuşudur.
“Yıldız” nasıl anlatılır bilemedim. Ancak gurbet efkar efkar çöktüğü vakit, Avgadı’nın serin gecelerinde parlayan umudun nişanesidir bu ıldız desem ne dersiniz? Karanlığın içinde parlayan bembeyaz bir kalptir bu katiyetle. Anadolu insanının kurduğu hayallere şahit bir uldız. Sonsuz ve sınırsız hayallere sürükleyen gecelerde gönlümüze düşen şahapların bizdeki gönül kaymalarını dengelediği bir hissi sayıklatır. Avgadı’nın yıldızlarıyla konuşarak anlaşabilmek kalbi gülşen kendi halil olan bir yiğide has olsa gerek.
“Kurt İzi” karda belli olur. Yok yok kurdun izi yörükten en az göz mesafesi kadar uzağa düşer. Yoksa aman dilese de bu canavar affa namzet değildir. Bozkırın eman vermeyen “Cengiz Yasaları” kadar amansız kuralları insanı uyanık ve tetikte olmaya zorlayan o keskin kıvrımıdır bu börüyü boğan ilmek.Halil Hocamızın dikey göz bebeklerine çakılı kalan o anı anlattığı bir yaşanmış hikayedir bu. Kızıl börüyle göğ börüyü görüp büyülenerek ayaklarını sertçe yere vuran keçi sürüsünün tasviri aklıma atılan efsanevi bir nakıştır.Hikayenin izini sürerken bir yörüğün çok derin bir sırrı ve eski bir hatırası hala dipdiridir Halil kardeşimde.
“Pıtrak” kırlarda gezerken elbiseme tutunup al götür beni buralardan dercesine tabiri caizse ayağımıza dolanan bu diken türünün pek sevildiğini söylemek mümkün değil. Sokakta rastlayıp askıntı olan ve sizden para koparmadan yanınızdan ayrılmayan ısrarcı dilenciler gibidir. Aziz dostum bulaşık dolaşık dikenden en zarif şekilde Yağdalı bir ananın "Besmelesiz yere basmaz" ciddiyetini kalbine, ruhuna, bedenine pelesenk yapan görünmez bir zırhla kötülüğü def etmesine bir göndermedir adeta. Bu kesinlikte bir yorum yapmak elbette doğru değil ama bir noktadan sonsuz doğru geçtiği de bir gerçektir. Kem gözleri bu pıtrak dikenine hapsederek hayat ritmini koruyan bu ilim işi bilgi işi emek işi bir ilmektir.Bunu bilmekle değil de daha ziyade hayatın yörüklere has bir irfanla şerh edilmesi daha isabetli olsa gerek. Kim bilir belki kalpte aşkı memnu bir pıtrakta olabilir bu pıtrak. Yörüğün sevdası tabiidir.Sevdiğine kavuşmak için göçün kalkmasına dek sürüne sürüne ilerleyen ila nihayet “Göçtü kervan kaldık dağlar başında” hüznünü yüreğinde çileli bir ömür taşıyan kararlılıkta bir aşktır. Yörüğün içinde yaşadığı zirvede bir sevmedir. Merte ayak bağı olan bu diken, kimi namert için alnında taşıdığı simsiyah bir nişandır.
Korkusuzlukla cesareti kuşanan mertçe bir duruşun sembolü olsa olsa “Akrep”tir. İnsan korktuğunun resmini çizerek onu basitleştirmek, ehil hale getirmek eğilimindedir. Tehlikeyi düğümlere hapseden , "Zalım gurbetin kılıcı" haneye dokunmasın diye de hayatı kıyasıya savunmak “Akrebin kıskacında…” can çekişen yelkovanın sonsuz bir kaçışa sahne olduğu kader ağıdır. Zaman örümceği hem akrebin hem yelkovanın işini bitirmek için her anı kollasa da bazen akrep kurtuluşu kendi iğnesinde arar. Yelkovansa kanatlanan karıncalar gibi bir ulu kuşa yem oluverir. Köy evlerinin pencerelerindeki mavi renk ehlileşmemiş akreplere verilen bir gözdağıdır bu yüzden.
“Hayat Ağacı” Aziz ve müstesna dostun "Zaman nehir gibi aktı üstümden" dediği o üç bin yıllık ardıcın sabrını anlatırken yaşadığı zaman yolculuğunun kayda düşmüş görüntüsüdür. Kökü Güvere’de, dalları Göktepe ya da Kargüney Dağı’nda olan bir ağaçtır bu. Zamanı durduran değil, zamana meydan okuyan bir devinimin sonsuzluğa uzanan dallarıyla bizi kollayan kökleri gökte dalları yerde bir efsaneden öte hakikatin ta kendisi olan meşhur ağacın ne eşsiz bir tasviridir.
“Göz” Ferasete işaret insanca bakışa bir menfezdir. Her şeyi gören ama vakti gelmeden söylemeyen o derin bakışı fısıldar. Fakat göremeyenlere, duyan ama işitmeyen kulaklara bir ihtardır. Hayatın içinde sessiz ama öyle güçlü bir rasathanedir bu göz. “Elemtere fiş…” derken göz göz olmuş kurşunu göstererek kahve falcısının erişemeyeceği nazarları açığa çıkaran bir kurşun dökücü ninedir bu göz.
“Muska” Tüm bu göz nuru emekleri, bu derin sevdaları kötülükten sakınan son sığınak olmaya namzet nadir ilmeklerin belki de en gizemlisidir. Yedi kat sarılan düğüm düğüm okunan her “ugadda” felak nası tekrar ettiren kırk bir ayetel kürsiden mürekkep bir zırhtır bu muska. Göğüste taşınan bir dua gibi kilime işlenen bu eşsiz figürün , hayatı tılsımlı bir gömlek gibi sarmak ister. Muska korkuya dua dua meydan okuyan bir dik duruşun kırk bir kilitli yedi katlı bir niyaz bohçasıdır. Bu ilmekte bir misyon sırrının taşıyana yüklediği kuvvetle muhtemeldir.
“Sandık” Erdemli’nin inci oyalı sırlarını içinde saklayan kalbin otağıdır.Genç kızların utangaç hayallerinin attığı o en mahrem köşe,en göz alıcı işlemelerin en güzel anıların sarayıdır.Umudu istikbalde atan tertemiz bir yörük kızının kalp mücevherini gönül incisini yürek öteberisini muhafaza ettiği bir mücevher kutusudur bu sandık.
“Küpe” evladının mürüvvetini görmeyi sürekli bir temenni umuduyla işlediği iki kulağa eklenen hem dünyalık hem de ahiretlik çifte bir duadır.Sevda çekilen Sarıkaya’dan yükselen o ozanvari edanın en tiz perdeden nabız atışı gönül akışına şahitlik eden bu sevdaya göz kulak olan Halil kardeşimin nişanlısına önce hayalini kurup sonra gerçeğini taktığı eskimez bir hediyedir belki de bilemem .
Gülşen’in kulaklara küpe olacak şiirlerinden niceleri yıldırım gibi inerken, zihnimde bu hüzün perdesini aralayan bir şiiri dolandı dilime. Ülkemizin tüm maarifinin bir türlü işlemeyen, randıman alınamayan bir uygulamaya esprili bir bakışla son veren bu şiir bizi endişeli günlerden sıyırıp ferahlatan “e-müfredat “ şiirinin ta kendisidir. Gerçi hatırlamamak ne mümkün. En az “Ardıç Diyor ki” adlı eserindeki kadar etkili bir eser. Hani toroslarda belki kırk asırlık ardıçların canını kurtaran harikulade bir şaheser olan şiiri kadar mühim. Böylece kulaklara küpe olacak haklı ve eşsiz ikazlarıyla nice elim sonuçlar doğuracak yanlışlardan döndüren şiirler yazmış olması ne kadar güzel, ne kadar özel.
“Çengel” insanoğlu düşer kalkar. Bilmem kaç defa yüzüstü kapaklanır insan. İşte hayatta bazen çengel olur garibin yakasına. Hayatın attığı çengeller belki de üstümüze gelen nice belaları da engeller kim bilir?Çengele takılmak yerine ona işlerlik kazandırmak yörüğün ruhunda vardır. Çünkü onun çengelde kokmuş eti yoktur asla. Çengelleri hayatın milyon engel dolu etabında daldan dala geçişi kolaylaştıran bir alet olarak görmek tam bir yörük işidir.Çengeli engel olarak değil hayata tutunmak için bir araca dönüştüren bu zihin yapısı geçici bir “survival “ kafası taşımaz. Gerçek hayat sürekli bir maraton olmakla birlikte yüz metresinden engellisine koşunun her türlüsünü koşucusuna altın tepside sunmayan yaşam biçimidir. Yörük için bu sürprizler olağandır, hayatidir aslında. Düşsende kalkman gerektiğini hatırlatmak için çengeli akıl kilimine mühürlemek tam bir zeka nişanesidir. Belki de bir düğüme, bir hayata asılmayı simgeleyen bir motivasyon işaretidir bu çengel.
“ Baklava “Kader bazen bir pranga gibi elimize ayağımıza dolanır. Ağırlaştıkça ağırlaşır. Kolların ayakların kısıtlandığı bir anda yörüğün zihni bambaşka çalışır.Yörük kadını sabrını bu geometrik nizamın içine sığdırıverir. Kaderin ıskaladığı kazayla yeniden kaderlenir. O çizgiler ne kadar daralırsa daralsın, asla düzleştiği vaki değildir.İlla bir çıkış kapısı arar.Prangalar, zincir bir motif olur kendiliğinden düşer kilimin üzerine.
"Kilim kalbin aynasıdır gönlün sesidir
Her nakışı bir duygunun ifadesidir"
Bu yazı, Erdemli’nin bağrından kopmuş bir şair ile onun dert ortağı olmayı murad eden bir kalemin buluşmasıdır. Erdemli bir ağızdan Erdemliye ait ne varsa dostların en Halil’inden duyduklarımın bir kısmını paylaşmak nasip oldu çok şükür. Erdemliye has ilmeklerle buluştuğumuz bir gönül sofrası kurduk hayali de olsa. İlimden ziyade yörük irfanını anlama çabasını, müşterek bir paydada buluşma çabasına taşıdım bu yazdıklarımı tasarlarken. Bu ortak derdin dermanı olan hasbihal ihtiyacını gidermek ne mümkün. Ancak yine de bir nefes oldu kendi adıma.
Halil Gülşen, "Güvere’de çocukluğum" diyerek yılların birikimini bazen kederle bazen neşeyle mısralara dökerken, biz o yılların gönlümüze serilen kilimlerde bıraktığı kadim izlerini ilmek ilmek sürmeyi murad ettik.En uygun kader kesişiminde doğaçlama düğümler attıkça kader içime bayram sabahlarının sevincini misafir etti ilmek ilmek. Bu motifler sadece kilimlere desen değil Erdemli’nin vefayı elbise yapan, erdemi katık eden topraklarının ikramıdır. Kurduğumuz gönül sofrasının bize sunduğu eşsiz bir ziyafetidir. Bakalım Halil kardeşimin Halil İbrahim bereketindeki sofrasında daha ne kadar misafir kalabileceğim. Ev sahibi olmak kalbi “Gülşen “ olana haktır. Misafirlikteyim hala çok şükür. Vesselam…
Yazar: Murat Canbolat
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.