5
Yorum
17
Beğeni
5,0
Puan
337
Okunma

Tercan’ın Yaylacık köyünde sabah, güneşten önce uyanırdı. Dağların ardında beliren ilk ışık, sessizliği bozmaz; sadece toprağın kokusunu biraz daha belirgin kılardı. O sessizlikte, uzaktan gelen bir ses olurdu bazen… Eşeğin yavaş adımları.
O sesi duyan bilirdi.
Kazım Dayı yola çıkıyor
Kazım Dayı çerçiciydi
Eşeğinin sırtına yüklediği tencereyi tabağı kaşığı alır dağ köylerine doğru yola koyulurdu
O yol dediğin bugünkü yollar gibi değildi Taşlıydı dardı kimi zaman sis çökerdi kimi zaman çamur diz boyu olurdu. Ama Kazım Dayı için yol engel değil nasipti.
Ben de onunla birlikte çok gittim.
Daha çocuk sayılırdım. Ama o yolculuklar bana çocukluktan çok şey öğretti. Sabahın serinliğinde çıkardık yola. İlk başta insanın içi ürperirdi ama biraz yürüyünce alışırdı
Eşeğin ritmik adımları sanki yolun kalp atışı gibi gelirdi kulağa.
Az konuşurduk yolda
Ama o sessizlik bile bir şey anlatırdı
Gittiğimiz köyler uzak olurdu.
Bazen bir tepenin arkasında, bazen bir vadinin içinde…
Ama ne zaman varsak, kapılar kapanmazdı yüzümüze.
Hoş geldiniz derlerdi.
O söz, bir kapıdan çok daha fazlasını açardı.
Kazım Dayı eşyalarını indirirdi. Bir bezin üstüne dizerdi: tencereler, tabaklar, çaydanlıklar… Ama aslında sattığı şey bunlar değildi.
O, güven götürürdü.
İnsanlık götürürdü.
Hal hatır götürürdü.
Para çoğu zaman olmazdı.
Ama alışveriş yine de olurdu.
Bir tavuk verilirdi bazen, bazen yumurta…
Kazım Dayı hiç pazarlık etmezdi. Başını hafifçe eğer, gülümserdi:
Helalinden olsun yeter.
Biz o köylerde misafir kalırdık. Üç gün, dört gün…
Ama yabancılık çekmezdik. Çünkü o zamanlar insanlar birbirine uzaktı belki, ama gönüller yakındı.
Akşam olunca soba yanardı. Çayın buharı yükselirdi. Sohbet başlardı.
Ben köşede sessizce oturur, dinlerdim.
Kazım Dayı konuşurdu…
Ama öyle uzun uzun değil.
Az konuşur, doğru konuşurdu.
Her sözünde bir ağırlık, bir yaşanmışlık olurdu.
Zaman geçti.
Ben büyüdüm.
Ama o günlerin içimde bıraktığı şey hiç küçülmedi.
Köye her dönüşte ayrı bir hareket olurdu. Koşar köyün meydanına giderdim çünkü cebimde haçlığım vardı Kazım dayı cermişt yövmiyemi almış cebimde para çok parada kazanmışım Gençler Toplanır, pikniğe gidilirdik Gülüşler çoğalır, dertler biraz olsun hafiflerdi. İşte o günler çok güzeldi oğlu Yılmaz Dayı vardı bende büyüktü yaşca Erzincan’da boyacılık yapardı, işinde ustaydı. Ama köye gelince herkes gibi olurdu; ne iş kalırdı, ne unvan…
Birlikte oturulur köyün gençleriyle konuşulur, bazen masa kurulur içki içilirdi…
Ama en çok da paylaşılırdı.
Gençlerin ortamı başkaydı
Kazım Dayı’nın olduğu yerde bir huzur vardı.
İnsan kendini eksik hissetmezdi.
Sonra bir gün…
O da gitti.
Öyle bir gidiş ki, sesi kesildi köyün biraz.
Yollar aynıydı, dağlar aynıydı…
Ama yürüyen biri eksilmişti.
Eşeğin sesi duyulmaz oldu.
Kapılar yine açıldı belki ama o tanıdık selam eksikti.
Yıllar geçti aradan…
Zeynep Yengem de onun ardından gitti.
İnsan bazı kayıpları hemen anlamaz.
Ama zaman geçtikçe, eksilen şey büyür içinde.
Şimdi ne zaman o dağ yollarını düşünsem gözümün önüne tek bir sahne gelir
Kazım Dayı…
Eşeğinin yanında…
Ağır ağır yürürken…
Ne acele eder…
Ne de şikâyet eder…
Sanki yolu biliyordur da, varacağı yerden emindir.
O an anlarım ki…
Onun taşıdığı yük sadece eşya değildi.
Bir ömrün emeğiydi.
Bir insanın temizliğiydi.
Bir kalbin dürüstlüğüydü.
Allah rahmet eylesin.
Mekanları cennet ruhları şad olsun
Ve biz…
Ne kadar büyürsek büyüyelim…
Hayat bizi nereye götürürse götürsün…
Bazı yolları hep onların izinden yürürüz...
Rahmetle anıyorum...
Hüseyin YANMAZ
29.04.2026
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.