1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
223
Okunma

AHLAT’TA HALK İNANIŞLARI
Ahlat’ta halk arasında anlatılan, benim de çocukluk yıllarımda duyduğum, dinlediğim, Ahlat’ta gezinirken acaba Malhan Hazinesi burada mı diye merak ettiğim, ve hâlâ bu hazinenin bir yerlerde saklı olduğuna halk olarak inanılmaktadır.
Rivayete göre; Bayındır Han zamanında Ahlat’ta fakir bir aileye mensup bir ana ile oğlu yaşarmış. Bu ailenin geçimini, çobanlık yapan oğul sağlarmış.
Bir gün Ahlat’ın Meydanlık Mezarlığı civarında hayvanlarını yaydıktan sonra vakit de öğlen olduğundan, yemeğe oturmuş.Yemeğini yedikten sonra eline aldığı bir küçük ağaç parçasıyla vakit geçsin diye toprağı eşmeğe başlamış.
Toprağı eşerken ufak bir delik açılır, bunu merak eden çoban, deliği genişletmeye başlar. Bir müddet sonra genişleyen delik, kuyu halini alır. Kuyudan aşağıya doğru bir merdivenin indiğini gören çoban, korku ve heyecan içinde merdivenden aşağıya iner. Aşağıya inen çoban kendisini bir salonun içinde bulur. Salona açılan birçok odalar ve odaların kapılarının üzerinde anahtarlar görür. Anahtarları alıp odaların kapılarını açan çoban, çeşitli süs eşyalarıyla altınla dolu bir hazine görür. Hemen dışarıya çıkarak deliğin ağzını kapatır, yeri belli olsun diye bir işaret bırakır
Fakat çobanın aklında sadece servet yokmuş.
O, yıllardır sevdiği ve hayalini kurduğu Bayındır Hanın güzeller güzeli kızına kavuşmak istiyormuş. Annesine durumu anlatmış ve Bayındır Handan kızını istemesini etmiş.
Annesi, «ey benim akılsız oğlum, Bayındır Han kızını senin gibi çulsuza verir mi? Soframızda aş yok, ekmek yok’ demiş.
Çoban «anam var git, hele iste bakalım, Kral ne derse, ne isterse kabulümdür» demiş.
Annesi ertesi günü söylene söylesene, dövüne dövüne sarayın yolunu tutmuş.
Bayındır Han görüşmek istediğini, kızına görücü geldiğini kralın adamlarına söylemiş. Bayındır Han, çobanın fakir olduğunu bildiği için, bu işte bir iş var, çoban neye güvenerek kızını istediğini düşünmüş taşınmış ve annesini huzuruna kabul etmiş.
Annesi «Allah’ın emri Peygamberimizin kavliyle kızını çoban oğluma istiyorum» demiş.
Bayındır Han işin aslını astarını öğrenmek için bazı şartlarım var demiş.
«Sarayımın karşısına benim sarayımdan daha büyük, daha gösterişli bir saray yaptıracak.Kırk gün kırk gece sürecek düğün düzenleyecek, her gün kırk koyun kesecek.Altından bir beşik yapıp bana hediye edecek.Soframdaki herkesin altın tabaklarda yemek yemesini sağlayacak. Bu şartlarımı yerine getirirse kızımı oğluna veriririm» demiş.
Annesi söylene söylene geri dönmüş. Çoban kapıda heyecandan bekliyor tabi.
Annesi «torpak başan, gittim eli boş döndüm, Han hiç kızını senin gibi çulsuza verir mi, öyle şeyler istediki, kellemi alsa daha iyiydi» demiş.
Çoban, Malhan Hazinesi’nden aldığı altınlarla tüm bu şartları yerine getirmiş. Bayındır Han bu duruma şaşırsa da sözünden dönememiş ve kızını çobana vermiş.
Fakat Hanın içinde büyük bir şüphe varmış. Damadının bu kadar büyük bir servete nasıl sahip olduğunu merak etmiş.
Kızına, “Eşinle konuş, altınlarının kaynağını öğren” demiş. Kralın kızı, sevgisini ve güvenini kullanarak eşinden sırrını öğrenmek istemiş ancak çoban bu sırrı vermek istemiyormuş.
Günlerden bir gün çobanın bir oğlu olmuş, eşi bak Bey artık bir çocuğumuz da oldu, hâlâ aramızda sır mı olur, lütfen hazinenin yerini bana da göster demiş.
Çoban düşünmüş taşınmış, eşinin gözlerini bağlayıp elinden tutmuş, hazineye götürmüş. Gözünün bağını açınca kralın kızı şaşa kalmış, yer altında kocamın bir mağara ve ağzına kadar altın ve eşya varmış. Çoban eşine «sadece bir şey alabilirsin» demiş. Bayındır Hanın kızı oğlu için altın bir beşik almış ve çoban tekrar eşinin gözlerini bağlamış ve hazineden çıkmışlar. Hanın kızı dışarıdan bazı seslerin geldiğini duyduğunu, bu seslerin nereden geldiğini sorar. Çoban; “Bu sesler su içmeye giden babanın atlarının sesidir.” der.
Hanın kızı sabahın seherinde babasına koşmuş ve olanları anlatmış.
Bayındır Han cellat başını çağırmış, damadının konuşmaması halinde sadece korkutmak amaçlı kılıcını kaldır ama vurma demiş.
Bayındır Han çobanı çağırmış «altınların yerini söyle yoksa kelleni alırım» demiş.
Çoban, ne kadar baskı yapılırsa yapılsın asla hazineyi açıklamamış. Bunun üzerine Han "vurun kellesini demiş" sadece korkutmak amaçlı dese de cellatın biri emri yanlış anlayarak çobanın başını vurmuş.
Bayındır Han, büyük bir pişmanlık yaşamış, ancak artık iş işten geçmiş. Kızına «gidip gelirken ne oldu, ne duydun» diye sormuş.
Kızı «evden çıktık, sola döndük, aşağıya doğru yürüdük, rüzgar vardı, taşlıktı her yer, sık sık ayağım takıldı ve hazineye beş basamak merdivenle indik, sesler duydum, babanın atları bu vakit su içmeye gider» demiş.
Bayındır Han bu tarife göre, adamlarıyla kazı yapmış, günlerce aylarca. Rivayet odur ki; kazı yaparken, sağdan kazınan toprak, soldan kazınan toprak hep kazinenin üzerini daha çok kapatmışlar.
Gerek atların su içmeye gittiği yön ve gerekse kızının anlattıklarından, hazinenin Mal Han isimli hanın yakınlarında olduğu tahmin edilmekte olup, bütün aramalara rağmen hazinenin yeri bulunamamıştır.
O günden sonra Malhan Hazinesi dilden dile dolaşır.
Ne yazık ki, hazinenin yeri sonsuza kadar sır olarak kalmış, o günden sonra, halk arasında “Mal Han Hazinesi” adı verilen bu altınların hâlâ Ahlat’ın derinliklerinde gizlendiğine inanılmaktadır.
Selam ve saygılarımla
Birgül Otlu Ahlat 29 Nisan 2026
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.