25
Yorum
28
Beğeni
5,0
Puan
241
Okunma
Değerli şair ve yazarlar...Osmanlı Döneminde, İnsan olarak "Nüfusa bile kayıt yapılmayan kadın, Cumhuriyetin İlanı ve Medeni kanunla birlikte, gerçek yerini bulmuştur. Kadını yok sayan o zihniyetin kalıntıları, bu gün bile kadını "yok" ve "hiç" yerine koyarak, kadınla nişanlansa, yada evlense kendini kadının sahibi sanıp ve onu mal olarak görüyor. Benden boşanamazsın, başkasıyla evlenemezsin, sen bana aitsin diyerek, "medeni insanlar gibi" boşanma yerine onu çocuklarının gözü önünde, hunharca katlediyor ve ceza evinde en fazla 8 yıl yatıyor. Bu da bu düşüncede, zihniyette olanları cesaretlendiriyor. Yılda yüzlerce kadın boşanma sebebiyle katlediliyor. Ne yazık ki bu Ülkemizin bir gerçeği. Bu hikaye Arap kültürü yüzünden bu hale getirilen TÜRK KADINI’nın gerçek yerinin HAN’ın yanı olan, HANIM ismi ve değerinin bilinmesi açısından kaleme alınmıştır. Canice öldürülen tüm kadınlarımıza Rahmet dilerken, Kadın cinayetlerinde cezanın MÜEBBET olmasını diliyorum.
GAMZEYE MEKTUP
Gülay Liseyi bitirmiş, Ankara’da bir fakülteyi kazanmış, kaydını yaptırarak okula başlamıştı. Sınıf arkadaşı Gamze ile o kadar iyi anlaşıyorlardı ki, sanki kardeş gibiydiler. Hatta ikisi de Kız yurdundan ayrılarak 2 + 1 odalı bir ev tutarak eve taşınmışlardı. Öylesine güzel 4 yıln ardından okul bitmiş Gülay mutasıp, küçük ve şirin İlçesine dönmüştü. Küçük yerlerde insanların bir birleriyle mutlaka yakınlık bağı vardır. Evlerinin karşısında oturan Emine hanım’ın en küçük erkek kardeşi de Bilecik Şeyh Edebalı Üniversitesinde Maliye okumuştu. Emine hanım Gülay’ı her görüşünde kardeşi için düşünüyor ve ona almak istiyordu. Ailesini de buna ikna etmişti.
Aileler araya girdi Kadir de Gülay’ı beğenmişti. İlk tanışma sırasında ve sonrasında çok nazik bir insan olan Kadir, anne, baba ve çevresinde ki insanların tavır ve davranışlarıyla birlikte bir anda değişmişti. Evlendikten sonra o nazik insan gitmiş yerine, kaba saba birisi gelmişti. İlk olarak Gülay çalışacağım dese de ben seni çalıştırmam diye tutturmuştu. Bu konuda anne, baba ve kardeşlerinin de etkisi vardı elbette. Henüz erken çocuk yapmayalım dese de Gülay, Kadir hayır çocuğumuz olmalı diye tutturmuştu. Derken çocukta dünyaya gelmişti. Çocuk 6 aylık olunca Gülay adeta esir hayatı yaşamaya başladı.
Gülay ne Kayın babasına, Nede Kayın Validesine kendini anlatamıyor,Oğullarının kendine yaptıklarını söylese de, onlar oğullarına toz kondurmuyordu. Bir gün Kadiri karşısına alan Gülay, "Bak Kadir bu böyle yürümez. Ben de bir insanım. Benimde gezmek, çalışmak, istediğimi almak, çocuğumla gezmek gibi ihtiyaçlarım var. Eğer bu evlilik devam edecekse, karşılıklı anlayışla devam eder. Yoksa yürümez" dedi.
Bunun üzerine çılgına dönen Kadir, önce evin içindeki eşyaları kırdı döktü, sonra da Gülay’ı döverek hastanelik ett. İki gün hastanede kalan Gülay, çocuğunu da alarak, Babasının evine gitti. Karakola müracaat ederek 3 ay Kadir’e uzaklaştırma aldırdı. Bunun üzerine deliye dönen Kadir Aile ve çevresinden aldığı güçle tehditler savurmaya başladı. Aradan 3 ay geçtikten sonra tekrar bir araya geldiler. Bir kaç gün iyi davranan Kadir yine canavarlaştı. Gülay’a "Bak kızım sen bana aitsin. Benden boşanamazsın. Bir başkası ile evlenemezsin. Çocuğumu asla benden alamazsın. Eğer bir daha boşanma lafı edersen "seni öldürürüm" diyerek tehdit etti.
Ailesi de Gülay’a fazla yardımcı olamıyordu. Bir tek erkek kardeşi vardı, onu da Anne, babası bu işe karıştırmak istemiyordu. Tek bir çözüm kalıyordu geriye boşanmak. Ama Kadir buna yanaşmıyordu. Derdini içine atan Gülay sadece Gamze ile telefonda konuşuyor, sadece onunla dertleşiyordu.Tek arkadaşı, tek dayanağı oydu. Gülay Boşanma konusunu tekrar açınca Kadir, masanın üzerinde ki sürahiyi, onun kafasında parçaladı. Hastaneye kaldırılan zavallı kadının başına 15 dikiş atıldı bu kez 6 ay uzaklaştırma verildi.
Babasının evine giden Gülay, boşanma davası açtı. 2,5 ay sonra mahkemeye çağrılan Kadir karısını boşamak istemiyordu. Gülay’ın avukatı bu evliliğin tehdit ve baskı altında süremeyeceğini ifade etti. Mahkeme ertelendi.Bu arada kadir 6 aylık uzaklaştırma süresi dolduktan sonra oğlunu görmek istediğini bahane ederek, ziyarete gelmiş, ancak çocuğu alarak kayıplara karışmıştı.
Mahkeme günü Gülay’ın sokakta karşına çıkan kadir, yine tehditler savurup, ona tabanca ile 3 el ateş etmişti. Zavallı kadın oracıkta yere yığılmış, görenler tarafından ambulans çağrılarak
hastaneye kaldırılmıştı. Hastanede yoğum bakımda yaşamakla-ölüm arasın da gelip gidiyordu.
Başına gelecekleri sanki biliyormuş gibi, Gülay on beş gün önce, Gamze’ye bir mektup yazarak şunları anlatıyordu
"Sevgili Gülay, değerli arkadaşım, kardeşim.
Öncelikle selam ve sevgilerimi gönderiyorum.Bazı şeyler telefonda anlatılmıyor.Baştan beri büyük bir hata olan evliliğimi kurtarmak için, kadınlık onurumu da ayaklar altına alarak çok büyük çaba sarf ettim. Ne yazık ki evlendiğim kişi bir insan değil, kana susamış bir canavar çıktı. İlk haftalar da iyiydi. Hamile kaldıktan sonra o kişi gitti yerine benim bile tanıyamadığım, duygusuz, anlayışsız, kendinden başkasını düşünmeyen bir insan geldi.
Daha hamile kalmadan, oturup kaç kez konuştum. Ben de çalışayım, eve katkım olsun, birimizin maaşını yersek, diğerini birikim yapar, ev, araba alırız dedim. O hep "hayır", "olmaz" şeklinde karşılık verdi. Benim senin parana ihtiyacım yok. Hem paraya ihtiyaç duyarsak "babamdan alırım" diyordu. Ne zaman aile büyükleri ile bir araya gelinse baba, oğlum 5 katlı evimiz var. İstediğin daireyi alırsın. Evin var. İyi kötü bir araba da aldın, daha ne olsun. Gelinin çalışmasına ihtiyacın yok" diye ona cesaret veriyordu. Bir taraftan da gülerek. benim torunuma kim bakacak. Torunumun da annesiz büyümesini istemiyorum. Kaynanamın zaten sesi çıkmıyordu.
Diğer gelinlerinin de böyle bir derdi yoktu. Ablası ise malum. Kaynanası ve kayın babası başka ilde olduğu için hep kardeşini haklı buluyor, her fırsatta onu destekliyordu.Benim ne ideallerim, ne gelecekle ilgili hiç bir düşüncem kalmamıştı.Aynı apartmanda olmamız bile hep onların lehineydi. Aşırı sıkılıyordum. Kendi ailemle konuşmakta yetmiyordu bana. Ama babam eğer yapamıyorsan "boşan kızım ben bakarım sana" demesi yetmişti bana.
Kadir’i karşıma alıp konuştum.Eğer çalışmama izin vermezsen, boşanırım dedim. Sen misin onu diyen en ağır şiddete maruz kaldım ve hastanelik oldum. 3 ay uzaklaştırma cezası aldırttım. Üç ay dolduktan sonra Aile büyükleri, arkadaşları devreye girdiler, söz verdiler ama kısa süre sonra tekrar hakaretler, kaba davranmalar devam etti. Ben artık bu evliliğin sürdürülemeyeceğini, en iyi yolun boşanmak olduğunu söyleyince bu kez başımda sürahi kırarak yine beni hastanelik etti. On günlük bir tedavi sürecinin ardından baba evine döndüm. Çok huzurlu ve rahattım. Babam bu işin devam edemeyeceğini, damadının sözden anlayacak bir insan olmadığını bildiğinden, tanıdığı bir avukatı kanalı ile boşanma davası açtı.
Altı aylık uzaklaştırmanın 4 aylık bölümü dolmuştu. Çocuğumu göreceğim diyerek eve geldi, yetkililerin gözetiminde saat 17.00 da geri bırakmak üzere alıp gitti. Ama geri dönmedi. Biz bunu yapacağını bildiğimiz için takip ettirdik. Gece babasının evinde yakaladık ve çocuğu geri aldık.
Kadir bunu hazmedemedi. "Sen polis zoruyla evden oğlumu aldırdın. Babamı ailemi rezil ettin, bunun hesabını sana soracağım diye" tehditlere başladı. Öyle ki "sen bana aitsin. Benim malımsın. Benden boşanmana izin vermem. Seni başkasına yar etmem. Çocuğumu da vermem" diyerek sürekli küstahlaşıyordu. Elbette bu tavır ve davranışlarında, ailesinin payı büyüktü. Beni kendi tapulu malı gibi görüyordu. İnsanca düşünemiyordu. Tam bir piskopat olup çıkmıştı.
Artık çok korkuyorum. Her gün Ülkemin bir yada bir kaç ilinde kadın cinayetleri oluyor. Onları duydukça, korkum bir kez daha artıyor.Bu konuda cezalar mı yetersizdi. Yeni caydırıcı yasalara mı ihtiyaç vardı. Bu kadın cinayetlerinin önüne neden geçilemiyordu.Bu düşüncelerle mahalleden çıkarken boşanma mahkemesinin ikincisine, 15 gün gibi bir süre kalmıştı. Baktım karşıdan Kadir geliyordu. Karşımda durdu. İlk sözü "Mahkemeden ve boşanmaktan vazgeç" oldu. "Sana üç gün süre. Eğer boşanma fikrinden vazgeçmezsen 50 yıl içeride de yatsam, seni yaşatmam, bunu bil" dedi tehdit ederek gitti.
Sevgili arkadaşım
Bu adam dediğini yapar. Gözlerinde ki o öfkeyi, o kini gördüm. Çok korkuyorum. Belki sen bu mektubu aldığında, ben yaşamıyor olacağım.Hani diyorlar ya, kadın ana, kadın yar. Cennet Anaların ayakları altındadır. Hepsi boş. Bu şiddeti birebir yaşayan biri olarak diyorum ki: Kadın cinayetlerini önlemek için yasa çıkarmak bu kadar mı zor. Suçun karşılığı ceza neden yok. Neden hep kadınlar ölüyor, neden hep kadınlar cinayete kurban gidiyor. anlayamıyorum. Eğer sen bu mektubu okuduğunda ölmüş olursam, "bir Gülay vardı. Bu mektup onun son sözleri oldu" diye anlatırsın. Hakkım varsa helal olsun, hakkın varsa helal et.""
Aradan bir haftadan fazla bir zaman geçmişti. Marketten ihtiyaçlarını almak için evden çıkan Gülay, sokağın tam köşesinde Kadirle karşılaştı.Silahını çıkaran Kadir ona tam 7 el ateş etti. Yere yığılınca bırakıp kaçtı. Hastaneye kaldırılan Gülay tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bir kadın cinayeti daha gerçekleşmişti.
O sırada Gülay’ın mektubunu okuyan Gamze, Televizyonda ki habere dikkat kesildi.Gülay kurtarılamadı diyordu. "Hayır" diye öyle bir çığlık attı ki Gamze, bina çınladı ama onu kendinden başka kimse duymadı.
5.0
100% (21)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.