0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
117
Okunma
Yüksek dağların, yeşil ovaların, serin akan akarsularının olduğu bir kırsalda dünyadan bağımsız bir zaman geçirmek isterdim. Bu zaman zarfında yaptığım, yaşadığım şeyleri geride bırakıp, geleceğin kaygısını omuzlarımdan atıp sadece anın tadını çıkarmak bir nevi terapideymiş gibi rahatlamak isterdim. İnsan dediğin boş bir levha gibi gelirken hayata zaman aktıkça üzerine yazılan kader yazıları tüm süre sonunda karalanmışcasına ağırlaşıp en sonunda sıfırlanıyor. Arzu ettiği cennete kavuşma hayali ise yorgunluklarının teselli olunması isteğindendir. İşte orası cennet hayalimde ki vadi.
Geçmiş telaşlarla dolu, emeline ulaşmak için çabaladığın bir sürü şey, kazandığın ya da kaybettiğin, elde ettiğin ya da edemediğin çoğu şey. Pişmanlıkların, mutlulukların hepsi bir arada yün yumağı gibi sen yuvarlandıkca dev bir topa dönüşüyor. Belki de bundandır en çok yaşlıların örgü örmesi. Birikmiş her hissini koyacak bir yer bulamayınca örerek hayata, sevdiklerine el yapımı bir şeyler bırakıyorlar. O şeylerin o insanların hayatı olduğunu düşüyorum.
Şimdi bir kelebek geliyor vadiye...
Güzel kanatları tecrübesizce uçuyor. Az olan ömrünü, var olan enerjisini çiçeklerin etrafında uçarak heba ediyor. Bizim hayatımızda böyle. Olanca enerjimizle bir şeyler inşa ediyoruz. Meterialist duygular içerisinde o şeyler için uykusuz kalıyor, üzülüyor, yıpranıyor yoruluyoruz. Ya da büyütüyoruz canlı olan bir şeyleri. Bize ait bir şeyler olsun istiyoruz bize mahkum, bize muhtaç biz olmadan olamasın birileri ki "var olma sebebimiz olsun" .
Yaşamak her daim anlamlandıramadığım bir olgu gibi geliyor. Tüketmek için önce kazanmaya çalışıyoruz. Kazanmak için çalışmak, çalısmak için zaman vermemiz gerekiyor. Tüm bunların sonunda zamanımız tükenince ne biriktirdiğimize bakıyoruz. Koca bir yumak...
İnsan hırsı inanılmaz. Dünyaya bırakacağımız şeyler için kavgalar ediyoruz. Savaşlar oluyor, insanlar ölüyor. O insanları öldürenler onları gönderdikleri yere kendileri sanki hiç gitmeyecekler gibi yaşıyorlar. Asla sahibi olamayacakları bir dünya için kan döküyorlar.
Ama "asıl yalnızlıklar her şeye sahip olunca başlar"...
Şu an bu sakın vadide olmak beni mutlu ediyor. Tüm dünya yokmuşcasına yaşamak. Zamansızlık duygusu. Telaşsızlık hissi. İnsana bir an bile olsa huzur veriyor. Bazen kitaplarla vadime gidiyorum. Bazen denizin huzur veren sesiyle...
Ben denizde de uzayda gibi bir zaman farkı olduğunu düşünüyorum. Denizin uzayla bir bağlantısı olmalı. Deniz kenarın oturduğum zaman, ya da içine daldığım zamanlarda sanki saatler geçmiş gibi geliyor. Ama gerçek zaman öyle değil. Ormanlarda böyle hissettiriyor. Doğanın göğsünde zaman akmıyor. O yüzden dinlendiriyor seni.
Zamanıda keşfeden biziz, içinide dolduran yine biziz. Zaten biten bir filmin tekrarını çeken aktörleriz hepimiz...
Elif karadaş
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.