Sevgi insanı birliğe, bencillik de yalnızlığa götürür. schiller
Turaçç
Turaçç

Korkak s4

Yorum

Korkak s4

( 1 kişi )

0

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

107

Okunma

Korkak s4





Dünya bazen de böyle bir yerdi. Senin anlamak için sarf ettiğin çaba ille de gözle görülür ya da kendini bir zeminde ispat etmesi mümkün olmuyordu. Yine de insanları izlediğimde aralarında hep bir gizli iktidar gözlemliyordum. Muhakkak bir taraf anlatıcı, bir taraf da işine geliyorsa dinleyici gibi davranıyordu. Sonra kendi kibrimi derinlemesine düşünmeye karar verdim. Küçücük bir olaydan bir istenç hâli, bir haz filizlenivermişti içimde. Demek ki arzular kibrin de kökeninde yatıyordu. Fakat kibir genellikle daha az istekli tarafta peydah olurken, arzu ve istenç diğer tarafı kemirerek büyüyordu. Yani ne derece istekli ve anlaşılabilir olmak istersen o derece eğilip bükülmen gerekiyordu. Bu beni şu düşünceye sevk etti: Daha az kulak astığım için yanıma daha fazla mı geliyorlardı, yoksa birbirleri arasındaki iktidar eşit derecede mi tezahür etmişti? Yani birbirlerine olan istenç ve arzuları henüz onları eğip bükecek kadar yükselmemiş olabilirdi. Her geçen gün, istemesem de gözlemleme hâlim giderek otomatik bir hâl alıyor, ikili ilişkiler, toplumdaki etkileşimler, aile kavramı, etik, ahlak ve mutlak sayılan birçok normun bir yapı silsilesi hâlinde tarihsel bir örüntüden başka bir şey olmadığına dair düşüncelerim giderek artıyordu. Durağan bir hâle mi evriliyordum, yoksa giderek dengesizleşen bir ruh hâlinin genişleyerek dağılacağı düzenli bir durgunluk muydu, fark etmek zordu.

Tevfik daha çok kumar oynamaya, Müjgan da yanıma daha sık gelmeye başlamıştı. Soruların ardı arkası kesilmiyor, heyecanla doğruyu, yanlışı, neyin adaletli, neyin adaletsiz olduğunu sürekli sorguluyordu. Her konuşmayı romantize etmek kutsal bir emanetmiş gibi anlatır, anlatır, sonra da benim onaylamamı ister; benden düzgün bir yanıt alamayınca da “Her şey matematik değil, senin de duygusal bir yapın var, biliyorum” diye beni sıkıştırmaya çalışırdı. Öncelikle kendi onayımın ne işe yarayacağını bir türlü anlamamıştım. Müjgan daima olan şeyleri anlatıp aslında böyle olmalıydı diyordu. Benimse olan şeylere en ufak bir ilgim dahi yoktu. Zaman bir devinimdi bana göre; akmışsa o bilgi artık silinemezdi. Silinse bile bizim gerçekliğimizin dışında kalmış olacaktı. Yani zaten olmuştu. Olacak olan da kendi alanı içinde yeterince güç üretmişse kendi gerçeğini dayatacaktı. Kaçınılmaz süreçlerin dramatize edilmesi, romantik anlatılar, Müjgan’ın kendi zihnine olan müthiş güveni sarsılmaz bir ontolojik sistem miydi, yoksa dilin algımızı tanımlaması mıydı, karar veremiyordum.
Bir ıssızlığın içerisinde yaşamak da yaşamak sayılır mıydı acaba? Yalnızlık belli ki benim gibi insanlar için konfor üretiyordu ya da daha az tehditkârdı. Fakat Müjganlı günler de kendi gerçeği içerisinde başlamıştı bile.

Müjgan’ı enine boyuna düşünmek, ağdalı bir şiirin her mısrasını kendi zihnimin uzayına pervasızca savurmak gibiydi. Üç gün elinde dolanan sarı çiçeği bir gün getirip masama tak diye bırakıverdi. Böyle şeyler böyle alalade ve hızlıca mı oluyordu? Üç gün taşınan bir çiçek bir masaya öylece bırakılır mıydı?

Çiçeği bırakırken gözlerime baktı:
“Biliyorum, senin için bir anlam ifade etmeyecek ama bunu senin için sakladım. Üç gündür nasıl verebilirim diye düşünüyordum. Sonra fark ettim ki yıllarca da saklasam sen bu çiçeği yine anlamayacaksın. O yüzden böylece sana vermeye karar verdim,” dedi.

Kendimi bir çiçeğin ince boynunda sallanırken, tüm gerçekliğim paramparça halde hissettim. Sonra öylece çıkıp gitti.

İşte böylece bende hiç anlayamayacağım bir sevda başladı.

22 Mayıs 1972

Davetiye elime yeni geçmişti. Açıp okumak için türlü bahanelerle etrafımdaki diğer işlere amansız bir telaşla bulaşmış, zaman algımı kaybetmiş gibi evin içerisinde dolanıyordum. Hiç okumadığım bir kitabı elime alıp Endülüs tarihi okumaya başladım.

Bir adam bir gün bir at ve bir şahinle bir sultanın huzuruna gelip bunları hediye etmek istiyor. Sultan mağrur ama yenilmiş; düşmandan gelen bu hediyeyi kabul edemez bir halde. “Ben bunları satın almak istiyorum fakat şu tarihte size ödeme yapabilirim. Eğer bir gün dahi geçerse, istediğiniz miktar her gün için iki katına çıksın,” diye ne bir teklife benzeyen ne de mümkün olan bir taleple şahini ve atı alıyor.

Tabii ki sonunda miktar ödenemez bir hâlde sonsuza evriliyor. Şahini ve atı getiren dümdüz bir adam toprak sahibi oluyor.

Neden bilmem, bu hikâye bana Müjgan’ı hatırlattı. Davetiyeyi açmaya karar verdim.



devamını bitirdikten sonra yayınlamayı düşünüyorum buraya kadar okuyan begenen ve güzel yorum ve eleştiri yapan herkese teşekkür ederim.

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Korkak s4 Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Korkak s4 yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Korkak s4 yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL