0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
129
Okunma
Bir zamanlar bu ülkede çocuk yetiştirmek, anne babanın omuzlarında taşınan doğal bir sorumluluktu. Zor, yorucu ama bir o kadar da insani bir meseleydi. Sonra yavaş yavaş bir şeyler değişti. Çocuk yetiştirme konusunda söz söyleyen, hatta zamanla bu alanda hüküm kuran bir kesim ortaya çıktı. “Pedagoglar” denildi onlara. Önce fikir verdiler, sonra da belirleyici oldular. Öyle ki bu etki, sadece evlerin içine değil; adliyelere, hastanelere, okullara kadar uzandı. Hakiminden hekimine herkes bu söyleme inandı. Adliyelerde onlar için özel alanlar kuruldu, çocuk kitapları onların onayından geçti. Düşünceleri hayatın her yerine sinmeye başladı.
Bu yeni anlayışla birlikte, çocukla ilgili her mesele “psikoloji” kelimesinin gölgesinde değerlendirilmeye başlandı. Sanki tek bir doğru vardı ve o da buydu. Bir çocuğun yaşadığı en küçük sarsıntı bile büyük bir travma gibi ele alındı. Öyle anlar oldu ki, babasından bir tokat yemiş bir çocuk, babasından koparılarak sığınma yurtlarına yerleştirildi. Bir kelime, bir kavram, bir ezber… “Çocuğun psikolojisi.” Bu söz, her kapıyı açan bir anahtar gibi kullanıldı ama çoğu zaman içi doldurulmadan.
Derken fark edilmeden başka bir şey daha oldu: Anne babaların elinden çocuk üzerindeki söz hakkı yavaş yavaş alındı. Terbiye etme, sınır koyma, yön verme gibi en temel roller törpülendi. Yerine, çocuğu incitmemek adına her şeyi tolere eden bir yaklaşım konuldu. Böylece toplum olarak çocukları büyütmek yerine, onları dokunulmaz hale getirmeye başladık. Adeta çocuklardan birer put yaptık. Kırılmasınlar diye etraflarında döndük, üzülmesinler diye kendimizden vazgeçtik.
Ama hayat, teoriden ibaret değil. Bugün dönüp baktığımızda, o “psikolojisi bozulmasın” diye üzerine titrediğimiz çocukların bazılarının nasıl savrulduğunu görmezden gelmek mümkün değil. Sınır tanımayan, yaptığının bir karşılığı olacağını düşünmeyen, sorumluluk duygusundan uzak bireyler ortaya çıkmaya başladı.
Belki de en büyük yanılgı, psikoloji ile terbiyeyi birbirine karıştırmak oldu. Oysa her çocuk, sadece sevilmeye değil; yönlendirilmeye, sınır görmeye ve bazen de durdurulmaya ihtiyaç duyar. Bir çocuk özgürce bardak kırabiliyorsa, bu onun iyi olduğu anlamına gelmez. Asıl mesele, o bardağı kırdığında bir karşılığı olacağını bilmesidir. Eğer bir çocuk, “Bunu yaparsam sonuçları olur” diye düşünerek kendini tutabiliyorsa, işte orada gerçek bir denge vardır.
Çocuk yetiştirmek, ne sadece şefkatle ne de sadece disiplinle yürür. Ama birini diğerine feda ettiğinizde, geriye eksik bir insan hikâyesi kalır. Ve o eksiklik, eninde sonunda kendini bir yerden gösterir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.