1
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
188
Okunma
Dünyada çocuk olmak, sanıldığı gibi yalnızca büyümek değildir.
Bazen eksilerek çoğalmaktır.
Bazen susarak öğrenmektir konuşmayı.
Bir çocuğun dünyası, yetişkinlerin çizdiği sınırlarla başlar. O sınırlar kimi zaman bir evin duvarıdır, kimi zaman bir ülkenin haritası, kimi zaman da bir babanın sesi… Çocuk, doğduğu anda özgür değildir aslında; ona öğretilenlerle şekillenen bir varlıktır. Ne kadar seveceği, ne kadar korkacağı, ne kadar susacağı bile önceden yazılmış gibidir.
Oysa çocuk dediğin şey; umutla yapılmış bir başlangıçtır.
Ama dünya…
Dünya her zaman çocuklara yakışmaz.
Bazı çocuklar oyuncak seçmez, enkaz altından annesinin elini seçer.
Bazıları okula geç kalmaz, hayata geç kalır.
Ve bazıları… daha adını bile tam söyleyemeden bir kimliğin, bir savaşın, bir yoksulluğun parçası olur.
Dünyada çocuk olmak, coğrafyaya göre değişir.
Bir yerde çocuk olmak; parkta düşüp dizini kanatmaktır.
Başka bir yerde ise… bombalardan kaçarken hayatını.
Bu yüzden çocukluk eşit değildir.
Ve belki de en büyük adaletsizlik, çocuklukların eşit olmamasıdır.
Bir çocuk neden korkar?
Karanlıktan mı?
Yalnızlıktan mı?
Yoksa bağıran bir sesten mi?
Bazı çocuklar geceyi karanlık olduğu için değil, sessiz olduğu için sever. Çünkü sessizlikte kimse onları incitmez. Çünkü sessizlik, bağırmaz… vurmaz… kırmaz…
Ama işte tam da burada başlar dünyanın en büyük çelişkisi:
Bir çocuk, sessizlikte güvende hissediyorsa, o dünya çoktan suç işlemiştir.
Çocuk olmak; inanmak demektir.
Bir gün her şeyin düzeleceğine, herkesin iyi olacağına, kötülüğün bir gün biteceğine inanmak…
Ama dünya, bu inancı en çok çocuklardan çalar.
Bir çocuğun gözlerinden umudu çekip aldığınızda, geriye sadece büyümek zorunda kalmış bir insan kalır. Ve erken büyüyen her çocuk, içinde yarım kalmış bir masal taşır.
Belki de bu yüzden bazı yetişkinler hâlâ kırgındır.
Çünkü içlerindeki çocuk hiç iyileşmemiştir.
Dünyada çocuk olmak, yalnızca bir yaş meselesi değildir.
Bir his meselesidir.
Ve bazı insanlar büyüse de çocuk kalır, bazıları ise çocukken bile yaşlanır.
Şimdi soralım kendimize:
Bu dünya, çocuklara ne borçlu?
Bir güven duygusu mu?
Bir sevgi mi?
Yoksa sadece zarar vermemek mi?
Belki de en başta şunu borçlu:
Onları büyümek zorunda bırakmamak.
Çünkü çocuk dediğin şey, geleceğin değil, bugünün en saf hâlidir.
Ve biz bugünü koruyamazsak, yarın diye bir şey kalmaz.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.