0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
135
Okunma
A
Günaydın…Bugün pazar.
İçimde garip bir sessizlik var bugün.
Pencereyi açtım az önce. Güneş var, evet… Ama sıcak değil. Işığı sert, dokunuşu mesafeli. İnsan böyle havalarda aldanıyor; “güzel bir gün” diyor, sonra içine bir ürperti düşüyor. Tıpkı bazı insanların gülüşü gibi… Aydınlık ama ısıtmıyor.
Ağaçlara bakıyorum uzun uzun. Dalları ince, kırılgan… Sanki gece don vurmuş da sabahına hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar…Çaresizler. İnsanın içine işleyen soğuk. Sanki kış geri geldi. Beyaz gelinliklerini zamansız giymenin sonucu: Kırılan umutlar... Meyveye evrilmeyen tomurcuklar. Bir şeyler olduğu belli. Boyunlar bükük...
İnsan da öyle değil mi zaten? Dışarıdan bakınca dimdik… Ama içten içe bir sızı...
“Ne tuhaf,” dedim kendi kendime, “doğa bile kendi kurallarında acımasız...”
Sonra düşündüm…
Ben en son neden muzdarip oldum?
Kime karşı güçlü göründüm?
Ve en önemlisi… gerçekten güçlü müydüm, yoksa kendimi mı kandırıyordum?
Bir serçe kondu penceremin kenarına. Tedirgin. Sürekli etrafına bakıyor. Sanki dünya ona güven vermiyor. Haklı da… Bu mevsimde güven biraz lüks kaçıyor zaten.
İçimden “Gitme,” dedim. “Biraz kal.”
Ama gitti. Herkes gibi. Rüzgar hafif sert esti sonra. Ağaç dalları birbirine değdi. Çıkan ses.
Bazı sesler var, insanı geçmişe götürür.
Bazı sessizlikler var… insanı kendine.
Bugün anladım ki…
Güneş her zaman umutlarımızı, sevinçlerimizi değil içimizdeki yarım kalan duygularımıza ses olur.…
Şimdi kahvemi aheste aheste yudumluyorum. Ağaçlara bakıyorum. Onlar da bana bakıyorlar ama eski neşeleri yerinde yok. Hüzünlü..
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.