0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
166
Okunma
Modern dünya bizden sürekli hızlı, verimli ve ulaşılabilir olmamızı bekliyor. Durmak, sanki geride kalmakla eşdeğer tutuluyor. Gökyüzündeki bulutların ağır ağır süzülüşünü izlemek yerine, telefon ekranlarımızdaki bildirimlerin hızına yetişmeye çalışıyoruz.Bu amansız telaşın ortasında en çok ıskaladığımız şey, aslında şuanın tâ kendisidir. Bir dostun sesindeki ince bir tınıyı, yeni demlenmiş çayın buğusunu ya da pencere kenarına konan bir kuşun neşesini fark edemeyecek kadar meşgulüz. Hayatı bir varış noktası sanıp hep koşuyoruz, oysa hayat tam da o koşu esnasında akıp giden yolun kendisidir.Belki de çözüm, bu devasa saatin akrep ve yelkovanına meydan okuyup bir anlığına derin bir nefes almaktır. Telaş; bir zorunluluk değil, bazen sadece alışkanlıktır. Kendimize "Nereye yetişiyorum?" diye sormaya başladığımızda, o devasa karmaşanın sesi biraz daha kısılmaya başlar.
Zira sonunda hepimiz anlıyoruz ki; dünya biz dursak da dönmeye devam edecek, ancak biz durmadıkça kendimizi bulmaya vaktimiz hiç olmayacak.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.