10
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
201
Okunma

Evet, borçluyuz.
Sadece yaşadıklarımızı değil, yaşanmışlıklarımızın ruhunu da anlatmaya borçluyuz. Aşkımızın ne olduğunu, bir sevdanın sadece iki kalp arasında değil; bir milletin hafızasında nasıl kök saldığını neslimize anlatmaya borçluyuz. Çünkü biz, sadece bugünün insanı değiliz; dünün emaneti, yarının teminatıyız.
Borçluyuz…
Neslimizi korumaya, idame ettirmeye ve imar etmeye borçluyuz. Bu borç öyle sıradan bir yük değil; bir farz gibi, bir emanet gibi, bir nefes gibi üzerimize sinmiş. Nasıl ki vücudumuzun dermanı kanımızdaysa, ruhumuzun imanı da bu değerlerin içindedir. Kudret damarlarımızda dolaşan sadece kan değil; tarih, ahlak, edep ve kültürdür.
Unutursak eksiliriz.
Eksilirsek siliniriz.
Bir milletin en büyük serveti ne altınıdır ne toprağı… Onun asıl zenginliği; yaşattığı gelenekler, aktardığı değerler ve koruduğu kimliğidir. Bizler düğünlerimizdeki bir halayda, bayram sabahındaki bir sarılmada, sofradaki bir “buyur evladım” sözünde saklıyız. Ve işte tam da bu yüzden, bu küçük gibi görünen ama aslında koskoca bir medeniyeti taşıyan detayları çocuklarımıza anlatmaya borçluyuz.
Bir zamanlar bunu en güzel yapanlardan biri vardı: Barış Manço.
O sadece bir sanatçı değildi. O, bir köprüydü. Geçmiş ile gelecek arasında kurulan, sevgiyle örülmüş bir köprü…
TRT ekranlarında yaptığı programlarla çocuklara sadece şarkı öğretmedi; saygıyı, sevgiyi, kültürü öğretti. “Adam olacak çocuk” derken aslında şunu diyordu: Kökünü bilen, değerini anlayan, kendini unutmayan insan ol…
Barış Manço’nun bir Fransız gazeteci ile arasında geçen o meşhur diyalog da bu ruhun bir yansımasıdır. Gazeteci Türk parasını küçümsercesine sorduğunda, Manço’nun verdiği cevap aslında bir milletin onuruydu. O, paranın değerinden önce, milletin değerini savundu. Çünkü o biliyordu: Değer, cebimizde değil; karakterimizde taşınır.
İşte biz de bu duruşa borçluyuz.
Paranın değil, insanlığın değerli olduğunu anlatmaya borçluyuz.
Modernleşirken köklerimizi koparmamayı öğretmeye borçluyuz.
Bugün sokaklar değişti, evler değişti, oyunlar değişti… Ama değişmemesi gereken bir şey var: insanlığımız. Çocuklarımız teknolojiyle büyüyebilir, ama ruhsuz büyümemeli. Onlara sadece ekranı değil, hayatı göstermeliyiz. Bir ağacın gölgesinde oturmayı, bir büyüğün elini öpmeyi, bir lokmayı paylaşmayı öğretmeliyiz.
Çünkü biz biliriz…
Bir millet, çocuklarına ne öğretiyorsa odur.
Hüzünlüyüz, evet…
Çünkü bazı şeyleri kaybettiğimizi hissediyoruz. O eski bayram sabahlarını, o içten komşulukları, o saf çocuk kahkahalarını özlüyoruz. Ama bu hüzün, aynı zamanda bir uyanıştır. Bize diyor ki: Hâlâ geç değil…
Dileğimiz odur ki;
Bu topraklarda büyüyen her çocuk, nereden geldiğini bilsin.
Her genç, nereye ait olduğunu hissetsin.
Ve her insan, bu büyük mirasın bir parçası olduğunu unutmasın.
Borçluyuz…
Ama bu borç ağır bir yük değil; onurlu bir görevdir.
Omuzlarımızda taşırken eğilmediğimiz, aksine dik durmamızı sağlayan bir sorumluluktur.
Gel, unutmayalım.
Gel, anlatalım.
Gel, yaşatalım.
Çünkü biz, geçmişi hatırlayanlar oldukça var olacağız.
Ve biz, geleceğe kendini anlatabilen bir millet oldukça yaşayacağız.
İşte bu yüzden…
Borçluyuz.
ALİ RIZA COŞKUN ©
5.0
100% (13)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.