0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
147
Okunma
Bir zamanlar, Toras dağları’nın eteklerinde,
sizlerle örtülü bir köy varmış. Bu köyün yakınlarında, kimsenin yaklaşmaya xesaret edemediği karanlık bir mağara bulunurmuş.
Köylüler, o mağarada " kara yılan" adında devasa bir yılanın yaşadığına inanırlarmış.
Söylentiye göre kara yılan, bir zamanlar köyün en güzel kızı olan Şat’ın lânetlenmiş haliymiş.
Şat, köyün zengin beyinin öğlu tarafından haksız yere suçlanmış.
Kalbi kırılmış ve gözyaşlarıyla dağalara sığınmış.
Orada, bir dervişe raslamış.
Derviş, Şat’ın içindeki öfkeyi görmüş ve ona demiş ki:
" Kalbindeki kin seni karanlıǧa sürükler. Affetmeyi öğrenmezsen, bu dağlarda sonsuza dek sürünürsü".
Ama Şat’ın kalbi o kadar doluymuş ki affedememiş.
O anda gökyüzü kararmış, yıldırımlar düşmüş ve Şat bir anda dev bir yılana dönüşmüş.
O günden sonra köylüler, her fırtınalı gecede mağaradan çıkan Kara Yįlan’ın gözlerinin ateş gibi parladığını görürmüş.
Yįllar geçmiş, köyde Yiğit adında bir genç yetişmiş. Yiğit efsaneyi duymuş ama korkmamış. Bir gece, elinde meşalesiyle mağaraya gitmiş.
Kara Yılsn’la karşılaştığında, korkmak yerine onun gözlerine bakmış ve şöyle demiş:
" Eğer gerçekte bir insandın, kalbinde halen bir psrça iyilik vardır".
Bu sözlerle Kara Yılan’ ın gözlerinden yaşlar süzülmüş. Tavaşça vücüdu ışığa dönüşmüş ve Şat yeniden insan olmuş.
Lânet bozulmuş , köy huzura kavuşmuş.
O günden sonra köylüler, affetmenin en büyük cesaret olduğunu anlatan bu hikâyeyi nesilden nesile aktsrmış.
Ta ki benim kulağıma kadar gelmiş. Bende size aktarıyorum.
Derler ki, Şat’ın laneti bozulduktan sonra bile Kara Yılan’ın ruhu dağlarda dolaşmaya devam etmiş.
Çünkü her lâtetin bir yankısı olurmuş;
Affedilse bile izi kalırmış,
Köylüler, geceleri rüzgârın uğultusunda halâ bir fısıltı duyduklarını söylerlermiş. Sanki Şat’ın sesi ile karıșık bir yılan tıslamasıymış.
Bir gün, köyün çocuklarından biri, mağaranın yakınında parlıyan diyah bir taş bulmuş.
Taşın üzerinde incecik bir yılan fiğürü varmış.
Çocuk taşı eve getirmiş ama o geceden sonra köyde garip şeyler olmaya başlamış:
Hayvanlar huzursuzlanmış,
Rüzgâr yön değiştirmiş,
Dağların üstünü kara bulutlar kaplamış.
Köyün en yaşlı kadını, taşın Kara Yılan’ın kalbinden bir psrça olduğunu anlamış.
" Bu taş, affedilmenin bedelifir", demiş.
" Yerine dönmezse, dsğlar huzur bulmaz".
Çocuk, korkusuna rağmen taşı alıp yeniden mağaraya gitmiş.
Taşı yerine koyfuğunda, maaranın içinden sıcak bir ışık yükselmiş.
O ışın ićinde Şat’ın silüyeti belirmiş, gülümsemiş ve fısıldamış:
"Artık huzur buldum".
O günden sonra Kara Yılanın adı korkuyla değil, merhametle anılmış.
Köylüler maaranın önünden geçerken dua eder, affetmenin gücünü hatırlsrlarmış.
Ve işte bu hikâye dağlardan taşlara, taşlardan rüzgâra, rüzgârdan da benim kulağıma kadar gelmiş.
Bende size aktarıyotum.
Keyifli okumalar.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.