0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
101
Okunma

KEŞKE
İnsan, hayatı çoğu zaman fark etmeden tüketir. Oysa bazı anlar vardır ki, dönüp geriye baktığında, yaşadıklarından çok yaşayamadıklarının ağırlığını hisseder. İşte o zaman zihnin kapısını sessizce aralayan bir kelime belirir; "KEŞKE."
Düşünsenize…
Zaman, sıradan bir akış değil de, lüks bir restorana dönüşseydi. Kapısında yılların birikimiyle ağırlaşmış bir zarafet, içeri gireni süzen bir dinginlik olsaydı. Biz de o kapıdan içeri, krallar ve kraliçeler gibi girseydik. Karşımızda duran şef garson, vakur ama içten bir tebessümle, “Hoş geldiniz” deseydi.
Belki o an bile, sahip olduğu değeri anlamayıp burun kıvırırdı. Çünkü kıymet, çoğu zaman eldeyken değil; kaybedildiğinde anlaşılır.
Büyükçe bir masaya kurulduk diyelim. Önümüzde sonsuzluk kadar geniş bir menü. Garson soruyor;
“Ne arzu ederdiniz?”
Cevap vermek zor. Çünkü insan ne istediğini çoğu zaman bilmez; ne istemediğini ise yaşadıktan sonra öğrenir. Uzun uzun düşünür, elimizdeki mönü sayfalarını çeviririz. O anda kararsızlık, zihnimizin en tanıdık misafiri olur.
Sonunda, belki de en kolay yolu seçeriz;
“Geçmişten ne varsa…” der uzunca susarız. Ama yine karar veremeyiz. Çünkü geçmiş dediğimiz şey, seçilip ayıklanacak kadar basit değildir. İçinde pişmanlıklar, kaçırılmış fırsatlar, söylenmemiş sözler ve yarım kalmış hikâyeler vardır. Bu yüzden menüyü garsona uzatır,
“Siz bilirsiniz…” deriz.
İşte o an, zamanın şef garsonu sessizce mutfağa döner. Ne hazırlayacağını çok iyi biliyordur. Çünkü insanın en çok tükettiği şeylerdir hazırladıkları.
Ve çok geçmeden masaya tabaklar döner. Ama bunlar sıradan yemekler değil, tabaklar dolusu “keşkeler”dir.
“Keşke hiç doğmasaydım.”
“Keşke seni tanımasaydım.”
“Keşke o gün susmasaydım.”
“Keşke gitmeseydin.”
“Keşke…” ardı arkası kesilmeyen "Keşke" servisi. Masamız dolup taşar. Her tabak bir başka ihtimal, bir başka yarım kalmışlıkla doludur.
Garip olan şu ki, insan bu sofrada bile kendini kandırmayı sürdürür.
Kemancı bir Çingan müziğiyle başlar ve insan hüzünlenip sarhoş olur. Dertlerini süsler, acısını estetize eder. Ve bir anlığına, dertleri keyfe dönüştürür.
Bir parmak işaretiyle garsonu çağırır;
“Bir kahve alalım…” deriz.
Sanki bu kadar keşkenin üzerine içilecek bir kahve, yükümüzü hafifletecekmiş gibi.
Sonra fark ederiz;
Keşkelerin tuzlu olduğunu. Boğazımızı yakar, canımızı yakar, cüzdanımızı yakar. Ve en sonunda, kaçınılmaz olan hesap ödeme vakti gelir.
İşte hayatın en sert gerçeği bedel ödemede gizlidir. Aslında keşkeler ucuzdur, söylemesi kolaydır, üretmesi zahmetsizdir. Ama bedeli ağırdır. İnsan, o hesabı çoğu zaman geç öder; bazen de ödeyemeden çekip gider.
Yine de insan, alışkanlıklarından vazgeçmez. Bahşiş bırakır gibi yapar, teşekkür eder, hatta memnuniyetini dile getirir. Ve çıkarken bir söz bırakır geride; “Bir dahaki gelişimizde iyikiler de isteriz.”
İnsan, umut eden bir varlıktır. Belki de insanı ayakta tutan tek şey budur. Çünkü “keşke” geçmişin dilidir. Ama “iyi ki”… İyi ki, henüz yazılmamış bir geleceğin ihtimalidir.
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.