Kral olsun, köylü olsun, en mutlu insan, evinde huzur bulabilendir. -- goethe
Ömer Hüdayi
Ömer Hüdayi

Köle

Yorum

Köle

( 2 kişi )

0

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

34

Okunma

Köle

Bundan bir asır kadar önceydi. Özgürlük nidaları altında son İmparatorluk çöküyor, son büyük İmparator düşüyordu. O çöktükçe oluk oluk Müslüman kanı akarken, petrole susamış garbın tek dişi kalmış canavarları medeniyet adı altında orta doğuya çöküyordu. Lakin Müslümanların üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi sessiz sakin vurdumduymazdı. Her garip bir köşede ölürken, her zalim kendi cebini doldurmayla meşguldü. Müslüman toplumlar, mezhepçilik gibi bir vebaya yakalanmış, ırkçılık gibi bir belaya tutulmuştu.

Dünyanın abileri ise döktükleri kan havuzunda kan banyosu yaparak, kan ve göz yaşından bir sözde medeniyet inşa ediyorlardı. Sömürmeye ve sömürdükçe de semirmeye devam eden bu sözde medeniyet aklı, kendine yeni bir uygarlık kurmuştu. Batının pazar yerine dönüşen bizim topraklar ise, fikirlerine kan kurusu bir inatla tutunmuş çeşit çeşit liderler eşliğinde ayrı ayrı yol alan milyonları barındırıyordu. Lakin neye taptığına bakmadan her gün birine, bir gün hepsine bulaşacak olan bu ateş sarmalı; satılmışlara, işbirlikçilere ve egemenlere çok fazla dokunmuyordu. Milletler, sanki, içindeki beyinsizler yüzünden düşmanının eliyle cezalandırılıyordu. Materyalistleşen kesim ise suya sabuna dokunmadan kendi konfor alanını oluşturmuştu.

Anadolu’nun dillere destan mücadelesi ‘Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda,’ diye şairin kaleminde hayat bulmuştu. Yine şair "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" olarak tanımladığı Batı emperyalizmi, bir asır sonra karşımızda medeniyet adı altında vahşi, sömürgeci bir yapıyla daha cesur pozlar vermekle meşguldü. Epstein adası gibi olaylar bu çürümenin bu ahlaksızlığın ortaya saçılmış haliydi. Bu belki de buz dağının sadece görünen yüzüydü. Bu vahşet, pedofili veya sapıklıklar için dünya literatürüne yeni bir kavram eklemek gerekirdi. Dünya daha önce bu boyutta bir çürümeye şahitlik etmemiş ve böyle bir pisliğe daha önce bir isim koymamıştı. Tapınaklardan sızanlarda yine bu anlamda Batı’nın suç hanesine eklenecek onlara göre küçük detaylardı.

Zamanla çayını yudumlayıp çekirdeğini çitleyerek olan biteni izleyen yeni bir sınıf oluşturulmuştu. Aydınlar onların medeniyet aklını yazıyor, sözcüler onları savunuyor, akademisyenler onları çalışıyor, sanatçılar onların senaryolarını oynuyor ve birçok hizmetkar onların devasa ikramlarıyla kendi konfor alanlarını oluşturuyordu. Başkaldırılar azalmış, itaat artmıştı. Zamanla imdatlarına işgal ettikleri topraklarda; sırtında düşmanının elbiseleri, karnında düşmanın yiyecekleriyle kahrolsun düşman, kahrolsun düşman sloganlarıyla büyütülmüş ecdadına pekte benzemeyen cılız sesler çıkaran yeni bir nesil de yetişmişti.

Artık hakikatte aynı Rabbe taban milletlerin kendine özgü yeni amentüleri vardı. Kendi içerisinden çıkıp bir mum yakıp karanlığa beddua eden düşünürlerini kendileri ötekileştirip cezalandırmayı ihmal etmiyorlardı. Küfür ve zulüm tek millet olurken Müslümanlar ise yetmiş iki millete ayrılmıştı. Diliyle zulme lanet okuyanlar, küfürler savuranlar imamesi kopmuş tespih daneleri gibi paramparça olmuştu. Bu paramparça olmuş milletlerin lanet ve küfürleri arasında yeni demokrasiler geliyor, Demokles’in kılıcı gibi gariban halkların kafasına indiriliyordu. Her bir Müslüman ülkenin nur topu gibi yeni yeni demokrasileri oluyordu. Lakin sahil kenarında kumdan kaleler yapan çocukları kaleleri koruyamıyordu. Gelen demokrasilerde…

İslam toplumları; temizlikte, insan haklarında, mimaride, bilimde veya sosyal adalette çığır açmış olsa da her alanda çökmüş, geri kalmışlığı bir hakikat olarak yüzüne yüzüne çarpılmaktaydı. Emanet ehil ellerden, zelil ellere geçmişti. Bu düşülen durum sanki bir reddi mirastı. Batı uygarlığı kurulurken, İslam Medeniyeti ciddi bir gerileme dönemi yaşamıştı.

Batının bu yükselişinde Batılı düşünürlerin ve bilim adamlarının haklarını da kendilerine teslim etmek gerekirdi. Lakin bu küresel siyasetin günahlarının en büyük vebali, Batılı iş adamları ve siyasetçilerin boynunda duruyordu. Kravatlı modern teröristler, sakallı sarıklıları terörist gösterse de asıl teröristin kim olduğuna; tüm Anadolu’dan, Çanakkale’den, Hiroşima’dan, Vietnam’dan, Irak’tan, Afganistan’dan, Filistin’den, Guantanamo’dan veya başka bir gezegenden bakılıp karar verilebilirdi.

Batı zulmün başkenti, doğu hüznün beldesi olmuştu. Ta ki zalime taş atmaya cesaret eden yiğitler çıkana kadar. Artık korku imparatorlukları yıkılmış, müstekbirlerin karizması çizilmiş, efendilerin tahtı sallanmaya başlamıştı. Çünkü köle bir kere özgürlüğü tatmıştı…



Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (2)

5.0

100% (2)

Köle Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Köle yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Köle yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL