0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
47
Okunma

OTEL ODASI
Defne’nin geçmişi, bir olaylar zincirinden ziyade, içine kapanmış olmanın patlaması gibiydi; öyle ki insan bazen yaşadıklarından değil, yaşayamadıklardan yara alır. Defne’nin hikâyesi de tam olarak böyle bir boşluğun içinde, bir anne ile kız arasında köprü kurulmamış ilişkinin enkazıydı.
Defne; “Ben nerede eksildim? Hangi cümle yarım kaldı da ben hep eksik kaldım?” söylendi.
Annesi onu elbette severdi; ama bazı sevgiler vardır ki gösterilmediği için zamanla yok sayılır, hatta daha acısı, insanın içinde inkâra dönüşür ve Defne çocukken annesinin gözlerinde sevgiyi aramayı çok erken yaşlarda bırakmıştı çünkü her baktığında gördüğü şey sevgi değil, yorgunluktu, kırgınlıktı, belki de kendi hayatına sıkışmış bir kadının istemeden çocuğuna aktardığı o görünmez mesafeydi.
Anne; “Yoruldum Defne… biraz sus olur mu?”
Defne; “Ben hep sustum zaten… sen fark etmedin.” diye içinden konuştu.
Evlerinde yüksek sesle kavga edilmezdi, kapılar çarpılmazdı, kimse kimseye bağırmazdı ama işte tam da bu yüzden o evde hiçbir şey gerçekten konuşulmazdı; meseleler büyür, derinleşir, kök salar ama asla dile gelmezdi ve Defne zamanla şunu öğrendi; dokunulmama, sevgisizlik ve şefkatsizlik hâli, en derin yaradan bile daha kalıcıdır.
Defne; “Sessizlik… en ağır tokat buymuş meğer.” dedi.
Annesi asla ona sarılmazdı; sarılmayı bilmiyor değildi, sadece ihtiyaç duymuyordu ya da belki kendi içinde o ihtiyacı çoktan öldürmüştü ve Defne küçük bir çocukken, bir gün okuldan ağlayarak geldiğinde annesinin sadece “abartma” dediğini hatırlıyordu, o an yaşadığı gerçeğin kendisi küçük görünse de, insanın içinde bir şeylerin kırılması için büyük olaylara gerek yoktur, bazen tek bir kelime, bir çocuğun kendine dair bütün algısını sessizce değiştirir, yok eder.
Defne küçükken; “Anne… çok canım acıyor…” dediğinde;
Annesi; “Abartma Defne.” diye tepki gösterirdi.
Defne artık yetişkin bir kız olmuştu ama hâlâ sessizce içine konuşuyordu. “O gün ağlamayı bırakmadım… sadece gözyaşlarımı görmediniz.” diye fısıldadı.
O günden sonra Defne ağlamamayı öğrendi, ama bu bir güç gösterisi değildi, bu bir vazgeçişti; çünkü insan duygularını bastırdıkça büyüdüğünü sanır oysa Defne büyürken güçlü bir kadın olamadı, sadece hissizleşmeyi iyi öğrendi, aynaya bakmamasının sebebi de buydu zaten, çünkü aynalar sadece yüzü değil, bastırılmış olan her duyguyu da gösterir.
Defne içinden geçirdi; “Aynaya bakarsam içimdeki çocuğu görürüm… dayanamam.”
Annesiyle aralarındaki mesafe zamanla normalleşti, hatta öyle ki ikisi de bu mesafenin farkında değilmiş gibi yaşamaya başladı, aynı evde iki yabancı gibi, aynı sofrada ama farklı dünyalarda oturan insanlar gibi; konuşmaları günlük ihtiyaçlardan ibaretti, “yedin mi”, “geç kalma”, “anahtarı unutma” gibi cümlelerle sınırlıydı ve bir süre sonra Defne şunu fark etti; insan en çok sevmesi gereken kişiyle konuşamıyorsa, dünyadaki hiçbir konuşma gerçekten anlamlı olmaz.
Defne her zaman olduğu gibi, yine sessizce; “Annemle konuşamadıysam… kimle konuşsam boş.” diyerek içine konuştu.
Gençliğe adım attığında, içinde tarif edilemeyen bir boşluk vardı ve bu boşluğu doldurmanın yolunu yanlış yerlerde aradı, çünkü insan kendine verilmeyeni başkalarından istemeyi öğrenir, üstelik de neyi istediğini bile bilmeden; Defne de sevgi sandığı şeylerin peşinden gitti, dokunuşları anlam sandı, ilgiyi değer sandı ve her seferinde biraz daha eksildiğini fark etmeden, kendini yavaş yavaş bir “durak” hâline getirdi.
Defne artık içine konuşmuyordu. “Üstümden herkes geçiyor ama ben kimsenin varmak istediği yer değilim.”
Annesi belki Defne’nin bu halini gördü, ama yine hiçbir şey söylemedi; çünkü bazı insanlar sadece susmayı bilir ve o suskunluk, zamanla bir kader gibi nesilden nesile aktarılır, tıpkı Defne’nin de ileride aynı sessizliği kendi hayatına taşıması gibi.
Bir akşam, Defne yıllar evvel annesinin odasının kapısında durduğunu hatırlamıştı; içeri girmek istedi ama girmedi, konuşmak istedi ama konuşmadı, çünkü bazen insan geçmişiyle yüzleşmek için çok geç kaldığını düşünür ve o an geri dönülmez bir eşik gibi gelir, oysa belki de en çok o an konuşulmalıydı, ama Defne o eşiği geçemedi.
Defne kapı önünde; “Anne… bir şey diyebilir miyim?” dediğinde.
Annesi içeriden; “Sonra Defne…” diye karsılık verirdi
Defne; “Sonrası hiç olmadı ki”
Ve belki de en acı olan şuydu; annesi öldüğünde, Defne’nin içinde patlayan şey bir yas değil, bir eksiklikti; çünkü kaybedilen bir ilişki değil, hiç yaşanmamış bir ilişkinin ihtimaliydi, insan bazen birini kaybetmez, onunla yaşayamadıklarını kaybeder ve bu, telafisi olmayan bir boşluk bırakır.
Defne; “Ah anne ah sen öldün… ama asıl ben hiç doğmamış bir sevginin içinde kaldım.”
İşte bu yüzden Defne otel odalarında kendini bulmuyordu, aslında kaybediyordu; çünkü o odalar, onun çocukluğundan beri içinde taşıdığı o görünmez boşluğun en somut hâliydi, geçici, isimsiz ve duygusuz, tıpkı annesiyle kuramadığı bağ gibi.
Defne o gece ilk defa tanıştığı Cem ile oteldeydi. Otel odasında, kendi kendine; “Buralar hep aynı.” diye mırıldandı.
Defne, Cem’e inanılmaz bir gece yaşattı. Belki de bu yüzden, o sabah Cem’in otelden çekip gitmemesi, Defne için bir mucize değildi; çünkü mucizelere inanmayı çoktan bırakmıştı, ama yine de içinde, adını koyamadığı küçük bir şey kıpırdadı, sanki yıllar önce yarım kalmış bir cümlenin sonuna ilk kez bir nokta konulacakmış gibi, ürkek, güvensiz ama orada, hâlâ tamamen ölmemiş bir umut gibi.
Cem; gerçek aşkın, gerçek sevginin ne olduğunu bilmek mi istiyorsun?
Dinle Defne, kulaklarını aç dinle de anlatayım; dedi.
Cem; “Sen tanrıya şükret ki, hayatına ben girdim. Benim yerimde bir başkası olsaydı, bu otel odasında yüzüstü bırakır giderdi! Üstelik de, otel ücretini dahi ödemezdi!”
Cem yaklaşarak; “Bu yüzden, geçmişini bile bile, sana âşık olan, seni seven benim gibi bir adama sırtını dönme! Sana uzatılan eli sıkı sıkıya kavra ve asla bırakma.”
Defne; “Bu bir kurtuluş mu… yoksa yeni bir kayboluş mu? “Ben artık hiçbir eli tutarak iyileşmiyorum…” diye mırıldandı.
Cem; Defne’ye doğru yaklaştı ve ellerini kavrayarak, "gözlerime bak" dedi ve ekledi; Geçmişin beni ilgilendirmiyor ama geleceğe yol almak istiyorsan, ellerimi bırakma, hedefe birlikte yürüyelim.
Efkan ÖTGÜN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.