2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
79
Okunma

Birinci Bölüm-Parktaki Çocukların Cıvıltısı
Barış, tüm yalnızlığına karşın kendisini boşlukta hissetmiyordu. Yanında bir can yoldaşı yoksa bile birilerine yardımcı olmak, mutluluklara mutluluk katmak, mutsuzları mutlu etmek hep aklından geçiyordu…
Gördüğü bir rüyanın etkisi de halen aklını kurcalıyordu. Kaybettiği eşi Hale’yi rüyasında görmüştü…
“Benden koptun ama yine de o kadar mutsuz değilsin” demişti eşine. “Hiç değilse kızımıza kavuştun, ben onu da yapamadım.”
“Hayır,” demişti Hale, “ona kavuşamadım!”
Neden öyle dediğini anlayamamıştı merhumenin.
Evet, kendisi kavuşamamıştı.
Daha doğduğu gün kaybetmişlerdi kızlarını…
Ama birkaç ay sonra, o acıya dayanamayan Hale’yi de kaybetmişti…
Kızı ve eşi artık aynı âlemdeydiler.
“Yalnızca bir rüyaydı!” diyordu kendi kendine…
Ama yine de içi rahat değildi.
Bir yandan TV’de gördüğü yüzü maskeli saçları dökülmüş çocukları gördükçe içi sızlıyordu, diğer yandan büyük umutlarla gittikleri hastaneden yavrularını kaybettiği günü anımsıyordu…
“Ha bunlar ha onlar, bunlar da benim çocuklarım,” diye geçiyordu içinden.
Oturduğu parktaki kuş cıvıltıları ve çocuk sesleri içindeki şefkat pınarını coşturan bir musiki oluşturuyordu.
Biraz ileride genç bir kadın başını erkeğinin omuzlarına koymuş, bir yandan ağlarken bir yandan da dudaklarından uzaktan anlayamadığı kelimeler dökülüyordu. Erkeği de muhtemelen kocasıydı ve onu teselli etmeye çalışıyordu…
Bir zamanlar Hale de böyle başını omzuna koyardı…
Ama ne o ağlıyordu, ne ben…
Çocuğumuzla yaşayacağımız mutlu günlerin hayalini kuruyorduk…
“Ne yapsam!” diye düşündü Barış. “Her ne sorunları varsa sorsam acaba yanlış mı yapmış olurum? Kızarlar mı bana?” diye düşündü.
Gitsem, “Sana ne!” mi derler yoksa “Zaten derdimiz başımızdan aşmış, bir de size ayıracak vaktimiz yok!” mu derlerdi?
Belki o kadar ters bir yanıt vermez, sıkıntıları neyse söylerlerdi. Bir denese miydi acaba?
Birkaç defa karar değiştirdikten sonra sokak diliyle “Dövecek değiller ya!” diyerek cesaretini topladı ve yerinden kalktı. Yanlarına varınca önce tereddüt ettikten sonra seslendi:
“Affedersiniz, belli ki büyük sıkıntınız var,” dedi. “Anlatırsanız belki bir yararım olur. Umarım rahatsızlık vermedim!”
Endişe içinde verecekleri yanıtı beklerken tepki verecek yerde bir umutla ona döndüler.
“İsmim Bahadır” dedi adam. “Eşimin adı da Elif. Evet, büyük bir sıkıntımız var.”
Adam biraz yutkunduktan sonra Elif Hanım konuştu:
“Daha 4 yaşında bir kızımız var. Lösemi hastası. Tedavisi için ilik nakli gerekiyor. İkimizin de dokumuz uymuyor!” dedi.
“Vaktimiz de az!” dedi Bahadır Bey. “Yakınlarımızdan da dokusu uygun bir donör bulamadık.”
Bir an durdu Barış. Yine kaybettikleri eşi ve çocuğu canlandı gözünün önünde.
“Onlara yardım edemedim ama bunlara belki yardımım dokunur” diye düşündü.
“Allah’tan ümit kesilmez kardeşlerim!” dedi Barış. “Belki benim dokum uyar.”
Duydukları karşısında önce birbirlerine baktılar. Sonra Elif Hanım ayağa kalkarak Barış’a sarıldı.
“Sizi bize Allah gönderdi. İnşallah dokunuz uyar” dedi.
Bahadır Bey, “Vaktimiz çok sınırlı” dedi. “Eğer gerçekten niyetiniz ciddiyse yarın sabah hastanemize gidelim ve tetkikleri başlatalım.”
“Tabi ki ciddiyim” dedi Barış. “Nasıl gideceğiz? Sabah beni yine bu parkta bulabilirsiniz.”
(sürecek)
Kadir Tozlu
02.04.2026
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.