2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
184
Okunma
Kavanozdaki Anılar🫙
Annemin yatak odasının girişinde, hemen solda, eski bir dikiş makinası dururdu.
Ayakla çalışan hani, bir zamanlar rahmetli Adile Naşit’in de yer aldığı “gelin kızların rüyası Zetina dikiş makinesi “ meşhur replikli Zetina dikiş makinası.
Cam gibi parlayan siyah gövdesi pirinç detayları ve yanındaki büyük tekerleğiyle adeta evin köşesinde sessiz bir bekçi gibiydi.
Sanırım hemen hemen her evde bulunurdu bu bekçiden…
ama bizim için o bir dikiş makinası ötesiydi.
Biz çocukken en çok onu severdik.
Altta bulunan pedallı ayağın altına oturur yanındaki tekerleğe bağlı kayışı döndürerek salıncak gibi oynatıp sallanırdık .
Arada lastik kasnak yerinden çıkar, makine dururdu annem ne zaman dikiş dikecek olsa hem o lastiğin çıkmasından hem de ayarlardan hemen anlardı.
“Size bin kere dedim o oyuncak değil, benim elim kolum… Sonra size bayramda nasıl elbise dikeceğim?”
“Giysilerinizin Tamir nasıl yapacağım?”derdi.
Ama bizim için o makine bir eğlence kaynağı, oynamak için bir mucizeydi.
Makinenin üstünde rengarenk düğmelerin bulunduğu küçük bir cam kavanoz vardı.
Camı hafif buğulu, kapağının kenarları hafif paslı.
İçinde bir sürü renkli düğme kimi yırtılmış bir gömleğin düğmesi, kimi annemin söküp yeni bir şeye dönüştürdüğü bir kazağın düğmesiydi.
Renkleri şekilleri ve parlaklıklarıyla masanın üstünde adeta bir gökkuşağı gibi dururdu.
Biz çocuklar içinse o düğmeler birer hazineydi.
Bazen kavanozu halıya döker, düğmelerle oyunlar kurardık.
bizim zamanda cep telefonu elimizde yoktu şimdiki çocukların gibi; hayallerimiz vardı.
O hayallerle o düğmeler ile araba yapar ev kurar, küçük oyunlar kurup yaratırdık.
Bazen beş taş oynar gibi, bazen misket gibi dizip tantana çıkarırdık.
Hangisi dizgiden çıkarılırsa, tek vuruşla oyunu o kazanırdı.
Sonrası ödüllüydü:
Kim kaybederse bakkala gidecek kim kazanırsa kekin en büyük parçası onun olacaktı.
Bazı düğmeler ise çok parlak olurdu.
En özeli olduğu için kapışır, birbirimizden saklardık.
Öbür kardeşler ise hazine değerindeki bütün gün evde o düğmeyi bulmaya çalışırdı.
Çocukluk işte.
En güzel hayallerin çağı, en güzel zamanların dönemi.
O bir zamanlar her evin süsü bekçisi dikiş makinası şimdi nerelerde bilmiyorum.
Muhtemelen annem çok daha ihtiyaç sahibi birine vermiştir…
Artık biz büyüdük, terziler her sokak başında çoğaldı, hazır giyim moda olunca dikiş makinasına ihtiyaç azaldı.
Geçen annemin evinde kardeşler toplandık.
Bizde pek bir şey atılmaz, aile geleneği diyelim.
Ya işimize yarayan devrolunur birbirimize, ya da muhakkak bir ihtiyaç sahibine ulaştırılır.
Annem hâlâ çekmecede duran bu düğme kavanozunu masanın üstüne koydu.
“Bu kavanozdaki düğmeler fazla, artık elden çıkarma zamanı” deyince…
Biz yine çocuklaştık.Kavanozu açıp düğmeleri masaya dökerken;
“Ama Anne, bu benim önlük düğmem,”
“Bak, bu babamın iç yeleğinin düğmesi,”
“Bak bu nikahımda giydiğin döpiyesin düğmesi,”
“Bu da giymekten eskimiş kabanımın düğmeleri,”
“Aaa mezuniyet elbisemin düğmesi bu “derken…
Hepimizin anıları masaya dökülünce bir duygu fırtınası yaşadık.
Hepimiz masadan bir düğmeyi alıp anısını anlattı.
Yani bir kavanoz düğme, bir anı kavanozuna dönüştü.
Sonra tabi derlendi toplandı, yine cam kavanoza dolduruldu.
Ve bir anda çocukluk hazinimiz yine en kıymetli hazineye dönüştü tekrardan…
Ve o düğmeler kavanozu daha özenli bir yere konuldu.
Ve işte böyle değerli dostlaar..
Bir kavanoz, küçük düğmeler ve büyük anılar…
Belki de çocukluk hep böyle saklanır küçük kaplarda, hatıraların içinde bir hazineye dönüşerek…
Ne dersiniz..?
Nevin Aktekin Gülfırat
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.