4
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
57
Okunma
Denizcilik meslekten öte bir aşktır. Suyu değdi mi meslek olarak eline, tuzu arar artık eller, tutkusu insanın ruhunu sarar. Rüyalarında bile çerçevede deniz ve deniz suyunun kokusu vardır. İnsan ister mi öteki dünyaya giderken bile yanında denizi götürmeyi. Bir reis balıkçı kahvesinde sohbetinde; Fırtınada tekneleri parçalanıp ölen reisle bir tayfasının mezarlarını hemen kayalıkların üstünde yapmalarını, onlara verdikleri en büyük vefa olduğunu kıvançla anlatmıştı. Ne güzel tüm dalgaların sisi her gün, coşunca deniz ise o gün daha da çok onları yıkayacaktı. Çünkü denizin hep onlarla olduğunun mutluluğunu bilmek, yaşayanlara onların övüncü olarak anlatılmaktaydı. Yaşlanan denizcilerin en büyük mutluluğu denize bakan bir evinin olmasıdır. Gidip değemese de elini suya, teknedeymiş gibi gözü hep denizde, yaşamı su üstünde değişmeden sürer, bu da yaşlılığında mutluluğun en güzeli olur.
-Kumanyaları suları kontrol ettin mi Cemal.
-Ettim reis. Her şey eksiksiz tamam.
-Birazdan gün ağaracak namazı kıldık. On dakikaya çıkacağız. Cemal tayfayı saydın mı? Koğuşta uykuya kalan yok değil mi?
-Yok reis, uyku zinciriyle hepsini ben getirdim. Baş altında yatıyorlar.
Reis gülümsedi. Uyku zinciri çok hoşuna giderdi. Gençliğinde yaptığı muziplik aklına gelirdi. Uyku zinciri; Sefer öncesi tayfaların eğlencesi gibiydi. Gün ağarmadan sefer öncesi sorumlu koğuşta herkesi uyandırıp haydi kayığa diye bağırır en öndekini ayağa kaldırır arkasına diğerlerini dizer, herkes sağ kolunu bir öndekinin omuzuna koyup, en öne sorumlu geçer karanlıkta yarı uykulu tekneye yürürlerdi. Tekneye gelince öndeki, tekne aç gözünü atla diyerek kontrollü hepsini tekneye alırdı. Mehmet kaptan gençken bir sabah hepsini götürüp limanın başından atla deyip uyanamayanların çoğunu denize döküp sabah yüzüşü yaptırmıştı. Bu onun gençlik anılarının en güzellerindendi. Mehmet reis besmele çekip ‘vira bismillah’ deyip tekneyi limandan çıkardı. Babası sefere çıkarken kayığı mutlaka limandan reis çıkarıp sonra sefer duası yapması gerektiğini ona öğretmişti. Cemal diye bağırdı.
-Dümene geç. Ben seferin bereket duasını yapayım.
Murat, Reisin liseye giden oğluydu. Tatil dönemlerinde babasıyla sefere çıkmayı çok istediğinden bazen reis ona kıyamayıp yanına alırdı. Hep korkusu onun deniz sevdasına kapılmasındaydı. Arka kamarada ona;
-Bak seni alıyorum ama sen balıkçı olmayacaksın. Okuyup daha güzel bir meslek seçeceksin. Reiste olsan görüyorsun çok zor bir iş. Bak şimdi kalkan balığına çıktık. Mecburen Romanya açıklarına kadar gideceğiz. Tuna ağzının çamurunda en güzel kalkan yatakları var. Uzun yol.
-Merak etme baba ben hukuk okuyacağım, denizci olmam.
Açık denize doğru hava biraz sertleşmişti. Tekne aşkla dalgalarla boğuşmaya başlamıştı. Yarım saat sonra Cemal heyecanla geldi.
-Reis kızma ama nasıl görmedik bilmem, bir kedi kalmış teknede. Baş tarafta, hava esince deniz tutmuş onu kusup duruyor. Göz göze geldik yalvarır gibi bakıyor, insan gibi öğürüyor. Gözünden yaş geldi hayvanın, içim ezildi. Benimde gözüm yaşardı. Bir şey yapalım. Kusmasa gelsin bizle diyelim de, ölecek gibi kusuyor. Alışır mı acaba denize! Ne yapalım.
-Murat geldi ya onun arkadaşıymış. Bizimkini deniz tutmuyor ama arkadaşı bir daha denize gelmez. Dönüp kıyıya bırakacağız tabi bu seferin imtihanı da buymuş. İyi ki hava erken esti de vatanında kaldı.
Cemal, Reisin ikinci kaptanı, yardımcısıydı. Kediyi Rumeli feneri mendirek başına bıraktılar. Murat, ‘zor iş balıkçılık’ babam haklı diye düşündü.
Artık kıyılar kaybolmuştu. Tekne pusulaya uygun bir rotada, mavilikte gökle deniz arasında gidiyordu. Kıyıların tek varlığı teknenin çevresinde uçuşan martılardı. Çünkü martılar kıyıdan çok uzaklaşmazlardı. Tekneye 45 beygir gücünde yeni İtalyan motor takılmıştı, bu daha süratli bir seyir sağlıyordu. Tekne takaların en büyüklerindendi. Mehmet Reis ‘Bu motor çok iyi oldu’ diyordu. Aynı tonda devamlı motor sesine ek dalgaların sesi birlikte huzurlu bir ortam oluşturuyordu. Teknede Karadenizliydi, istediği havayı yakalamıştı. Dalgalarda kâh viya çekiyor kâh onlarla zevkle boğuşuyordu. Dalgaların serptiği damlacıklarla banyo yapıyordu. Dile gelse mutlaka ‘işte benim havam’ diyecekti. Arada pilli radyodan türküler ve ajanslardan haberler dinleniyor, deniz hava durumu takip ediliyordu. Nohut, kurufasulye veya mercimek, pilav ve kuru üzüm hoşafı teknenin klasik yemek listesiydi. Aşçı bulaşıkları yıkadıktan sonra çay servisini yaparken her çay verdiğinden bir tel sigarasını almayı ihmal etmiyordu.
İkinci gün öğleye doğru önceki seferde attıkları ağların ilk şamandıra bayrakları göründü. Murat her geldiğinde babasının pusula ile tam yerini atlamadan onları bulmasını hayranlıkla izliyordu. Güvertede denizi seyredip hayaller kuran, belki de iyi balık alırlarsa artacak payları nedeniyle evlerinin eksiklerini gidermeyi düşünen tayfalar birden hareketlendi. Yüz adet uzatma ağ çekilip yerine yüz yeni ağ atılacaktı. ‘Bismillah’ deyip umutla ağlar çekilmeye başlandı. Çekilen ağlarla birlikte balık bolluğu nedeniyle yüzler gülmeye başladı. Bu seferde paylar iyi olacak diye tayfa daha şevkle işe asıldı. Tayfalar kedinin bereketi bu diyordu. Satılan balıktan kazanılan paranın üçte biri Reise, üçte biri tayfaya ve üçte biri teknenin payı olarak yakıt, kumanya gibi masraflara ayrılmaktaydı. Çok balık herkes için çok kazanç demekti.
Mehmet Reis son ağlar çekilirken artan dalgalar nedeniyle Romanya kıta sahanlığına girdiklerini anladı. Birazdan sahil güvenlik teknesi gelir diye düşündü ve acele etmelerini söyledi. Son ağ çekilirken teknenin geldiğini gördüler. Ağ içeri alınınca Reis motora yol vererek sahile doğru yöneldi. El feneriyle sahil güvenlik teknesine doğru üç kısa üç uzun üç kısa yakıp söndürerek yardım işareti verdi. Peşine taktığı güvenlik teknesiyle birlikte Köstence limanına girip rıhtıma yanaştı.
Murat heyecanla babasına;
-Ne olacak şimdi, esir mi düştük.
- Savaştamıyızda esir düşelim. Hava esti deyip limana sığındık. Kırk sekiz saat burada kalabiliriz. Uluslararası denizcilik kanunu bu hakkı bize veriyor. Birazdan liman güvenlik subayı gelip ifademizi alacak, biraz sert davranmaya çalışacak, gidecek. Çoğu Türkçe bilir ama bilmezden gelir. Aranızda dikkatli konuşun.
Biraz sonra bir subay yanında dört erle geldi. Mehmet Reis gelen uzun boylu subayı görünce ‘heybetli bir asker kısa ve çirkin değil bunda kompleks yoktur, bize çok zorluk çıkarmayacak sanırım’ diye içinden geçirdi. Subay tekneye bir erle girdi. Etrafa baktı. Ambardaki balıkları görünce ‘ooo çok’ dedi. Nafakalarının gitmesinin telaşıyla tayfaların yüzleri düştü, gerildiler. Umutla, kurtar çocuklarımızın nafakasını der gibi Reis’e baktılar. Reis balıklara el koyacaklarını sanıp heyecanlanan tayfasının yüzündeki kaygıyı yüreğine saplanan bıçak gibi içinde hissetti. Oğluna dediğinin tersine şimdi kendini savaşta hisseden bir komutan gibiydi ve savaşmalıydı. Yılların denizcisi deniz savaşlarının galibi soğukkanlılığını koruyan komutanın olduğunu biliyordu. Sorumluluğunun verdiği sakin bir ses tonuyla;
-Açık denizde avlanırken fırtına nedeniyle limana sığındık, Komutan. Yeni ağlarımızı da atamadık. Hava düzelince yarın gideceğiz.
Subay Türkçe ‘tamam’ dedi ve bir evrak düzenledi. Subay savaşmaya niyetinin olmadığını, sizinle uğraşmak istemiyorum der gibiydi. Reis bir yılgınlık hissetti subayın davranışında, bunu onun kendine olan güvenine de bağlayamadı. Üç büyük kalkan balığını ‘Hediye komşu’ deyip arabasına yolladı. Subay elle selamlayıp bir eri teknenin yanında bırakıp gitti.
Tayfaların yüzüne bir mutluluk gülüşü yerleşti. Murat gururla babasını izliyordu. Hava kararmadan bir askeri araç on kadar ekmek getirip tekneye bıraktı. Akşam yemeğinden nöbetçi askere de verildi. Sonrasında çay ve sigara da ikram edildi. Asker Türk asıllıymış. Askerle Cemal kıyıda Türkçe sohbete başladı. Sabaha kadar sohbetle birlikte oda nöbette kaldı. Ertesi sabah işlemler yapılıp yola çıktılar. Artık peşimizden gelmezler deyip kara sularının hemen dışından başlayıp yeni ağlarını atıp dönüş yoluna çıktılar. Cemal;
-Reis asker diyor ki çok fakirlik varmış Romanya’da. Sabaha kadar ne zorluklar anlattı. Acıdım onlara. İtiraz edenleri alıp kaybediyorlarmış, Sibirya’ya gönderiliyor, deniyormuş. Her şeyi Ruslar idare ediyorlarmış.
-Gazi Paşa’nın hediyesi memleketimizin kıymetini bilelim. Şükredelim. İkinci cihan harbi mahvetti onları. Rusların hükmüne girdiler.
Dedi iç çekerek. Subayın yılgınlığını şimdi anlamıştı, çünkü o askerlik ruhunu kaybetmiş, sadece verilen evrakı taşıyan bir esir subaydı.
Gecikmeleri nedeniyle merak eden, camdan bakan reis dedenin gözleri güldü. ‘Aha da geliyor bizimkiler’ dedi usulca. Teknesi boğaza giriş yapıyordu. Yakına yorgun, uzağa keskin gözleriyle yaklaşan tekneyi takip etmeye başladı. Önlerine yaklaştıkça, yılların tecrübesiyle teknenin su üstündeki yüksekliğini ölçtü. ‘Çok şükür iyi balık almışlar, maşallah neredeyse suya gömülmüş kayık’ diye mutlulukla içinden geçirdi. Beyaz sakalını bir eliyle sıvazladı. Gülümseyerek;
-Aferin uşaklar.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.