2
Yorum
11
Beğeni
0,0
Puan
221
Okunma

Kadın ilerledi,başı dik, adımları kararlıydı, çantasının omzundaki geniş askısını eliyleyokladı, orada bir el arar gibiydi, evet bir el aradı, kimin eliydi aradığı?
Ne zamandan beri sol omuzu boş balmıştı kadının? bilinmiyordu, kadın, duvarda tek başına asılan tabloya yaklaştı, adımları kararlıydı, evet kararlıydı, az önce omzuna giden el, bu kez gözlüğüne gitti, gözlüğün çerçevesi kahverengiydi, baş parmağıyla işaret parmağı arasına alarak hafifçe oynattı, burnun üzerine düzgün oturttu, uzaktan bakıldığında soyut iki insanın birbirine sarılmasını anlatan tablo, kadın yaklaştıkça kayboluyordu, biraz daha yaklaştı, orjinal bir duygu yakalamak istiyordu kadın, ağzı açıktı, evet açıktı ve o ağız sulanmış gibiydi, alt dudağını bu nedenle yalamış olmalıydı, bir daha yaladı diliyle ve yutkundu, boynu uzun olmamasına rağmen, olabildiğince uzun görünüyordu, başını tabloya yaklaştırdıkça ve neredeyse burnu ona değecekti, ama değmedi.
Tablonun pastel boyaları yağlıydı, evet yağlı ve parlaktı, ressamın fırçası gelişi güzel değmişti tuvale, ama uzaktan bakarken hissettirdiği gerçeklik duygusu yakından bakarken kayboluyordu, parmağıyla dokunma iste duydu kadın, ama dokunmadı, dokunamazdı, bir adım geri attı, yeniden inceledi, sanki kendi eseriymiş gibi, bilinç altında bir başka renk ve düzen oluşturuyordu ve böylelikle, her bir nokta ayrı bir önem ve anlam taşıyordu.
Kadın, edindiği surreal duyguyla yeniden yaklaştı tabloya ve tablo ile güçlü bir bağ kurmayı sağlayacak gibiydi, sanki ressamın düşüncesini, hissini daha iyi yakalamak istiyordu ve onun beyin hücrelerini kendi kafatasının içine monte etme sanatı ve motivasyonu geliştiriyor gibiydi.
Gözler, yavaş yavaş tuvalin tüm coğrafyasını kontrolü altına aldı, üst köşeden alt köşeye, sağ köşeden sol köşeye, kadının kahverengi gözleri yuvarlanıp durdu bir süre, olduğu yerde sabit bir pozisyon edinmişti kadın, Hiç dramatize etmeden, çerçevenin içine yerleştirdi kendisini, tuvalin pastel yağları, kadının yüzüne aktı, yağ aktı; renkler suydu, kadının yüzü nehir yatağına dönüştü...
Işıl ışıl ışıldadı kadının gözleri, gözlerini kapatmak yerine, sevinçle açtı, gözlüğü sol kulağının arkasında asıl kaldı, yüzünü kaplayan yağlı boyalar ağzına doğru akınca, ağzını kapattı, dudakları kızıla boyandı, göz kapakları boyanın ağırlığına daha fazla dayanamadı, uyumaya çekildi; burun delikleri, öfkeli bir boğanın burun delikleri gibi açılıp kapanırken, bir inilti duyuldu tablodan, inleyen kadındı...
Bu inilti, her yerde, her an duyulan bir inilti türü değildi, daha çok orgazm iniltisine benziyordu. çok geçmedi, kadının ve tablonun bulunduğu salon insanlarla dolup taşmaya başladı, müze sakinleri oldukça sakindi; meraklı bir edayla tablonun olduğu duvara yaklaştılar, evet tabloya sokuldukça sokuldular, iniltinin oradan geldiğini anlamışlardı,, sanki inilti davetkar bir tını edinmiş ve insanı kendine çekiyordu, çağrısı etkiliydi.
Meraklıların bedenleri mütevazi bir sessizlikle depreşti, duyulan iniltisiyle ve ses, erotik bir film sahnesini anımsatır gibiydi, halbuki tablo ses çıkaramazdı ve bu nedenle merakları daha da arttı ziyaretçilerin, bilmiyorlardı ki, henüz az önce, bir kadının, o tabloyla bütünleşmişti ve önünde durdukları tablonun, o kadının yüz hatları olduğunu nereden bilebilirlerdi?
İzleyici topluluğu hayretler içindeydi; biraz dehşet biraz da hayranlıkla iniltiyi dinlerken, birbirlerine dokunanların, sarılanların sayısı artmıştı bir anda ve tablonun karşısında gelişen bu spontan eylem, salondaki kameralara kaydediliyordu, ama hiç kimsenin umrunda değildi bu, yoğunlaşan sesin etkisinden ötürü...
Ansızın kesildi inilti, tablo izleyicileri, derin bir nefes aldı, dudaklarında tebessüm kalıcılaştı sanki; ama nedense ellerini çektiler birbirlerinden, mimikler yeniden değişti, kaslar eski yerine oturdu, fısıltılar çoğaldı ve tablo, yeniden bir başına kaldı.
Salon sessizliğe gömüldü, tıpkı kadının az önce gelirken yalnızlık atmosferine büründü, uykudan yavaş yavaş uyanır gibiydi kadın, tuvalin üzerindeki etkisi hafifledi, göz kapaklarına oturan ağırlığı parmaklarıyla sildi, parmaklarına bulaşmadı boya, ama ağzını açtı ve derin bir “oh” çekti kadın, yüzünden silmeye çalıştığı boyalar leke bırakıyordu ardından, kadının cildi dövmeden geçmiş gibi, alacalı bir iz taşıyordu ve yer yer parlıyordu da; dudaklarının alı bir başka belirginlik kazanmıştı, uzun burnunun ucuna bir nokta gibi ilişmişti lila, ve bu renkte bir kararlılık sezinlemek mümkündü; çünkü kadın ne yaparsa yapsın, hiç çıkmayacağını haykırır gibiydi lila...
Gülümsedi kadın, hayır gülümsemedi, gülümser gibi yaptı, askılı çantasından telefonunu çıkardı ansızın, ekranda kendi yüzünü inceledi, evet inceledi uzun uzun, ama yüzün kendisine ait olup olmadığını kanıksamakta zorlanır gibiydi, o an, bir hüzün çöktu iki kaşının arasına, kızıl dudakları aralandı; bir ses çıkardı, bu ses kendi sesi miydi?
Kadının sesini kimse duymadı, çünkü sesi boğuk ve ağlamaklıydı ve hala tabloyla yapayalnızdı, oradan çarçabuk ayrılmaya karar verdi, ama attığı ilk adımın ardından, sol omzuna bir el dokundu, sadece dokunmadı, orada kaldı el, kadının diğer adımı, havada kaldı.
Merak etmedi kadın, başını çevirip elin kime ait olduğuna görme ihtiyacı duymuyor gibiydi, gücü mü yoktu?
Korkmadı kadın, sağ kolunu kaldırdı ve omzuna doğru uzattı usulca; elini, omzundaki elin üstüne güvenle koydu.
El sıcaktı, evet... omuzundaki el sıcak bir eldi; bu el, tanıdık bir el miydi?
H. Korkmaz
(!) Sthlm
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.